T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Kadının şiirde adı yok (mu?)!

Binlerce şiirin yazılmasına vesile olan kadınların, şiirde diğer edebi türlere göre yeterince varlık gösterememesi hiç eskimeyen bir tartışma konusu.

Bugüne kadar binlerce şaire ilham kaynağı olan kadınlar, öykü, roman gibi çok sayıda edebi türde önemli bir yere sahipken "şair" olarak nitelendirilecek kadınların yok denecek kadar az olması dikkat çekiyor. Duygu yoğunluğu erkeklere göre çok daha fazla olmasına rağmen, kadın şair denilince insanların aklına bir elin parmaklarından daha fazla isim gelmiyor. Özellikle son dönemde kadın şair denilince akla ilk olarak Lale Müldür geliyor, ardından Ayten Mutlu, Perihan Mağden, Sennu Sezer, Gülten Akın, Günseli İnal, Neşe Yaşın, Birhan Keskin ve Leyla Şahin ama bundan sonrası için araştırma yapmak gerekiyor. Oysa Divan Edebiyatı'nda Mihri Hatun, Zeynep Hanım, Ani Fatma Hanım, Fitnat Hanım, Adile Sultan, Leyla Hanım ve Nigar Hanım gibi kadın şairler önemli bir yere sahipti.

Dünyada ise kadın şairlerin durumu Türkiye'den çok farklı değil. Kadın şairlerin erkeklere göre çok daha az olmasının nedeni şair ve yazar Ayten Mutlu'ya göre "kadının görmezlikten" gelinmesi. Nurullah Genç ise, bu hiç eskimeyen tartışma konusunu "Kadının kendisi şiirdir. Kadın aranan, uğruna şiir yazılandır. Belki de bundan dolayı duygularını şiirle aktarma ihtiyacı duymuyor" diyerek açıklıyor.

Yazılı edebiyat dönüm noktası

Günümüz kadın şairler arasında önemli bir yere sahip olan Ayten Mutlu ise Anafilya dergisinde kadın şairlerin dünyada ve geçmişteki yerini şöyle anlatıyor: "İlk çağlarda şiir sanatında kadınların önde olduklarını görüyoruz. Diğer sanat dallarında ise, 19. Yüzyıl'dan önceki dönemlere ait kadınların ürettiği pek az eser günümüze kalabilmiş. Şiirde ise, ta ilk çağlardan beri, özellikle yüksek bir medeniyetin hüküm sürdüğü Çin, Japonya, Hindistan, Orta Asya ve Avrupa'da çok önemli kadın şairler yetişmiş. Sözel kültür geleneğinin hüküm sürdüğü Afrika'da, Amerikan yerli halklarında, Eskimolar'da, Güneydoğu ve Orta Asya'da ise, bu kültürün taşıyıcısı, ürettiği şarkılarla ve şiirlerle kadın olmuş yine. Şiirin dışındaki bütün diğer sanat dalları, kadınlara kesinlikle kapalı bütün bu çağlar boyunca. Şiir ise, kadına yüklenen toplumsal işlevselliklerin bir tür yan ürünü olarak ortaya çıkıyor ilk zamanlarda. Rahibelik, ölü ağlayıcılığı, hattâ müneccimlik gibi kimi görevleri üstlenen çoğunlukla kadın olmuş. İlahiler, ağıtlar, destanlar gibi şiirsel metinlerin pekçoğu böyle çıkmış ortada."

Kendilerini kabul ettiremediler

Bütün bunlara rağmen kadınların, şiirde başarılarını topluma kolayca kabul ettirebildiklerini söylemek çok zor. Elimize ulaşamayanların dışında acaba daha kaç şiir, kaç kadın şair vardı, bilmek mümkün değil. Sözel kültür yoluyla aktarılan pek çok şiir ve şarkının kadınlara ait olduğu ise, şiirin söyleminden yola çıkılarak tahmin edilmektedir. Anonim şarkılar, ilahiler genellikle bu şekilde kadınlara atfediliyor.

Selçuklular'da bilinen ilk kadın şair, yıldız falı bakıcısı olan Müneccime Hatun, Osmanlılar'da ise Zeynep Hatun. 15. Yüzyıl'da yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı karısı. 16. Yüzyıl'da Ayşe Hubba Hanım ve daha sonraki dönemlerde yaşayan Nigâr Hanım ve Leylâ Hanım hep saray çevresinden kadınlar. Cumhuriyet döneminin ilk önemli kadın şairi Yaşar Nezihe Bükülmez. Egemen çevrelerce iftira ve yalanlarla karalanıyor, zorluklar çekiyor. Cumhuriyet dönemi kadın şairler için çok şey söylenebilir. Günümüzde bile kadını şair saymama yönündeki yanlı tutumu somut olarak görmek mümkün."

Yayınlanan şiirleriyle hemen dikkatleri çeken ama kim olduğu bir 'sır'ra dönüşen Rabia Hatun var tabii bir de. Enis Batur geçen yıl, Rabia Hatun'un Rabia Danişment olduğu yönündeki göstergeleri takip ederek bir kazı çalışması yapmış ve bu başarılı kadın şairin şiirlerini bir kitapta toplamıştı.

Şiirleri kadar intiharı da hayli ses getiren Nilgün Marmara, kadınların yazdığı şiirlerin erkeklerinkinden farklı özellikler taşıdığını ifade ediyor ve kadın şairin özelliklerini şöyle ifade ediyor: "Kadınların yazdığı şiirde ortak özellikler kolayca dikkatimizi çekiyor, çünkü izlekleri hemen hemen aynı: Ölüm, aşk, yaşamanın ayrıntıları, küçük duygular ve kadınca bir duyarlık içinde, insan zihniyle dış gerçeklik arasındaki ilişki."

Bir elin parmaklarını geçmiyor

Kadın şairlerin azlığından şikayet eden bir başka isim Türker Özsayar ise, bunun nedenini şu sözlerle açıklıyor:

"Kadın şairlerin çoğalması altmışlı yıllarla başla. Ama hiçbir zaman büyük sayılara ulaşmadı. Belleğimizde yer eden kadın şairleri şöyle bir yokluyorum, son derece iddiasız, sadece ve sadece benim bir seçmen olarak, öyle kitaplar, ansiklopediler karıştırmadan, Sennur Sezer, Lale Müldür, Günseli İnal, Leyla Şahin diyorum ve susuyorum. Ne kadar az. Kalksam kitaplara baksam belki bir bu kadar daha isim ekleyebilirim. Gene de çok az. Düzyazıya, öyküye ve romana, dönsek bir çırpıda erkek yazar adı kadar kadın yazar adını mutlaka sayabilirim. Oysa şiir daha duygu yüklü, daha duygu-yoğun bir yazın biçimi. Bu nitelikleri ile kadınlara çok daha yakın görünüyorsa da, kadınlar düzyazıya olduğu kadar ilgi duymuyorlar şiire. Şiiri resmen erkeklerin egemenlik alanına bırakıyorlar. Oysa kadın şairlerin şiirlerine baktığımda umduğum gibi, olması gerektiği gibi, çok duygu yüklü, has-şiir dizelerini görüyorum. Bu duygu yüklü dizeleri okudukça da sayılarının bunca az oluşuna üzülüyorum."

'KADININ KENDİSİ ŞİİR'

Şair Nurullah Genç, "kadın şairlerin sayısı neden bu kadar az?" sorusuna şu cevabı veriyor: "Şiir yazmak için en önemli gereksinim duygudur. Birikim ve eğitim de önemlidir ama duygu olmadan bunlar yeterli değildir. Bu çerçeveden baktığımız zaman kadının erkeklere göre çok daha duygulu olduğunu bu nedenle de çok daha fazla şiir yazması gerektiğini bekleriz. Gerek günümüzde gerekse geçmişte kadın şairlerin çok az olduğunu görüyoruz. Bu sadece Türkiye için değil dünya için de böyledir. Bence Türkiye'de kadının toplumdaki yeri, eğitimindeki yetersizliği ve şiire ilgisizliği nedeniyle kadın şairler yok denecek kadar az sayıda. Şiirlerde kadın en önemli varlıktır, bence kadın bir şiirdir. Belki de bu nedenle şiir yazmak onlar için bir gereksinim değil. Bir başka önemli etken ise kadın aranan erkek arayandır. Yani "âşık-maşuk" meselesi. Aranan birinin duygularını söze dökmek gibi ihtiyacı yoktur, arayan duygularını söylemek ister."

 
Aşk zaman farkını aşabilir mi?
Büyülü Çift, 100 yıllık zaman farklılığına rağmen kaderleri kesişen iki yabancının romantik ve masalsı öyküsünü konu alıyor.
Alicia ve U2 Grammy zengini
44. Grammy Müzik Ödülleri, sahiplerini buldu.
APO DAVASININ ŞAİR BAŞKANI 'İKİ'LİYOR
Abdullah Öcalan'ın İmralı'da yargılamasını yapan eski Ankara 2 No.'lu Başkanı Turgut Okyay, şiir yazmaya devam ediyor. "Sevgi Doruklarında" adlı ilk şiir kitabını 2 yıl önce yayımlayan şair başkan, ikinci şiir kitabının da yolda olduğunu söyledi. Halen Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nde üye olan Okyay, ikinci kitabının da ilk kitabı gibi, aşk, sevgi, özgürlük, umut, doğa ve yalnızlık üzerine yazılmış şiirlerden oluşacağını belirtti. Şiiri çok sevdiğini kaydeden Okyay, Yargıtay'daki işlerinden fırsat bulduğu ölçüde edebiyat dünyasını takip etmeye çalıştığını ifade etti. Şair Okyay, eşi ve çocuklarına adadığı Sevgi Doruklarında kitabının ilk sayfalarında yer alan "yalnızlık" temasını da işliyor. Turgut Okyay, "Arzum" başlıklı şiirinde özlediği hayatı şu dizelerle dile getiriyor: "Küçük bir bahçede/ Sıcak bir yuvam/ İçinde salınan beni seven/ Bir sevgilim olsun isterdim/ Denizin mavi dalgaları/Aşkımızın türküsünü söylesin/ Orada kötülük ve korkulardan uzak/ Mutlu bir yaşam sürelim/ Bizi seven sayan çocuklarımız/ Bir de köpeğimiz olsun/ Kendi ellerimizle işleyelim toprağı/ Ekelim tohumları/ Özgürlük için, mutluluk için."
KEŞFEDEMEDİĞİMİZ BİR HAYATIN ÖYKÜSÜ
Bursa Devlet Tiyatrosu, Willy Russel'in "Shirley Valentine" adlı oyununu sahnelemeye başladı. Sezon başında, çeşitli kurallar ve baskılar sonucu insani duyguların yok oluşunu anlatmak amacıyla repertuarını "insansızlaşma" ana temasında belirleyen tiyatro, bu çerçevede Shirley Valentine'i sahneleye taşıdı. Özer Tunca'nın yönetmenliğini yaptığı oyunda, insanın, hayatın gündelik akışına ve belirlenmiş kalıplara kendini teslim etmesiyle kendi geleceğine, kim olmak isteyişine ve ideallerine ilişkin düşlerinden nasıl uzaklaştığı anlatılıyor. İngiltere'nin Liverpool kentinde yaşayan Shirley Valentine adlı 50 yaşındaki evli bir kadının yaşamını ele alan öyküde, mizahi bir dille "İnsanın var olma serüveni" ele alınıyor. Oyun, Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu içinde yer alan Feraicizade Oda Tiyatrosu'nda sahneleniyor.
TAŞRA EDEBİYAT KAPANDI
Şubat 2001'den bu yana yayın yapan, 5 sayı çıkan ve "kendini taşralı gören tüm ediplere kapılarını açan" Taşra Edebiyat dergisi yayın hayatına son verdi. Ramazan Seydaoğlu'nun yönetiminde çıkan derginin yayın kurulu Cevat Akkanat, Nurullah Ulutaş ve R. Melih Erzen'den oluşuyordu. "Kültür-sanat dünyasındaki kirlenmelerden rahatsız olan bir grup arkadaşın" işbirliğinden doğan Taşra Edebiyat, ilk etapta her sayıyla birlikte bir de kitap verme amacı gütmüş, ancak bu dilek uzun vaadede yerine getirilememişti.
1 Mart 2002
Cuma
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED