T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R
İki şâir yahut iki edîb

  OSMAN AKKUŞAK
1 Aralık 1922'de doğup bu aralık ayında vefat eden hikâyeci-romancı Faik Baysal, Yaşar Nâbi'nin 1981'de ölümü dolayısıyle yazdığı yazıda (Varlık, 1981 Mayıs) şöyle diyor: "-...O incecik vücuduyle Bâbıâli yokuşunun iğrenç bataklığında, nice yetenekleri canavar gibi acımasızca yutuveren o bataklıkta tam kırk uzun yıl boğuşan, bu örnek savaşçı öyle sessiz sedasız ölüm denen soytarıya yenik düşemezdi. Bu nedenle ona ölümü hiç yakıştıramıyordum.." "Tanrım, söylerlerdi de inanmazdım. Ne de çabuk geçiyordu yıllar! Dile kolay, tam yetmiş yıl. Sanki bir gün bile sürmemişti.. Onun 1959'da Konya Lezzet Lokantası'nda yediğimiz yemekte söylediği şu sözler hatırımdan hiç çıkmamıştır: (Ölüme oldum olası kızarım, onu en dertli günlerimde bile yardımıma çağırmam.. Ölüm kapkara, çirkin, rezil birşey!.. Yaşamak, soluk almak kadar güzel bir şey yok dünyamızda... Tüm sıkıntılar, yoksulluklar, güçlüker ve hayat kırıklıkları geçicidir. Savaşmak gücünü yitirmedikten sonra üstesinden gelemeyeceğimiz zorluk yoktur..)

Faik Baysal devam ediyor: "-Bâbıalî bir cehennemdir, bir insan kıyma makinasıdır. Orada ancak tilkiler, iki yüzlüler, ya da yüzsüzler, hayâsızlar, acımasızlar, reziller cirit atabilir.. Yeşilçam nasıl birçok yeteneğin, taptaze umutların mezarı olmuşsa, şu adına Bâbıâli denen ölüm bataklığı da, nice genç yazarın ve ozanın sonu olmuştur.. Bilenler, bu çirkin tabloyu abartmadığımı gönül rahatlığıyle söyleyebilirler.. Yaşar Nabi, bu çamurun içine ayak basmıştı işte.. Böyle olmasına karşın, ben yayınladığı ilk şiirimin karşılığı olan parayı yalnız ondan aldım.. O gün ilk şiirime karşılık aldığım parayı sanki milyon kazanmış gibi nasıl eve koşturduğumu hâlâ unutmadım!.. Mutluluğun o türküsünü de bir daha tadamadım.."

Faik Baysal, uzun yazısında, Yaşar Nâbi ile dostluğuna ve münasebetlerine dâir daha başka ilginç şeyler de anlatıyor..

Hayat, şaşırtıcı olaylarla dolu.. başı ve sonu olmayan bir âlem.. Görüyor musunuz: bir edibin bir arkadaşının ölümü dolayısıyle hissettiklerini yazan bir başka edebiyatçı, kendisi de öbür âleme göçedince; bu sefer başkaları, bu yeni ölünün arkasından neler yazmadılar; neler söylemediler!.. Ölümü hiç sevmeyen, hattâ onu tahkîr eden iki şâir de en sonunda onunla kucaklaşmağa mecbûr oldu... 5-6 sene önce Mevlânâ İdris'in bir röportajdaki sorusuna, "bu dünyadaki tek gerçek ölüm'dür" dediğimi hatırlıyorum.. Ne kadar yerinde lâf etmişim.. Fakat bizim, bahse konu olan edib ve şairlerimiz, Yaşar Nâbi ile Faik Baysal, ölüm hakkında ne kadar sığ ve basit kalıyorlar!.. Ölümün bir başka yüzü yok mu? Ölümün güzelliği yok mu? Ölümün derinliği ve derin bir mânâsı yok mu? Herşey "ceset"in donmasıyle bitiyor mu? Şâir ve romancı sadece gözle gördüğünü mü yazmalı? Bir dolu filozof, binlerce din adamı, ruh adamı ölümü nasıl söylemişler, Yaşar Nâbi'nin de Faik Baysal'ın da o tarakta bezi yok!..

Faik Baysal'ın Bâbıâli hakkında söyledikleri de aynı ölüm hakkındaki beyanları gibi tek taraflı.. Bâbıâli'nin güzellikleri de vardır.. Nice feyizli gidişlere, bilgilere, bilginlere, kalem sahiplerine analık etmiştir, ocak olmuştur, bucak olmuştur!..

Bu iki edebiyatçı, en azından edebiyat tarihinde bıraktıkları izi Faik Baysal'ın yerin dibine batırdığı Babıali sayesinde kazanmadılar mı? Ne diyelim, romancı hayali, şair hassasiyeti yalnız takdir ve övgüye değil, aynı zamanda öfke ve isyanda da mübalağaya düşmekten kurtulamıyor. Allah ikisine de rahmat eylesin ve taksiratlarını affetsin..




30 Aralık 2002
Pazartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED