|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ABD Başkanı George W. Bush “Irak’a savaş açarken öngörü yanlışlığı yaptık” demek zorunda kaldı. Yanılgının Bush’un ağzından ifadesi elbette çok önemli. ‘Özeleştiri’ veya ‘günah çıkarma’ furyası daha önce medyada başlamıştı; New York Times (NYT) ve Washington Post (WP) gazeteleri savaşa gidilen ortamda yönetimin beyanlarını sorgulamadan sayfalarına taşıdıkları için okurlarından ayrı ayrı özür dilediler. Milliyet okur temsilcisi Yavuz Baydar, dün, WP’nin özür dileme girişiminden övgüyle söz etti. Batı toplumlarında ‘özeleştiri’ neredeyse bir alışkanlık; herhalde din ile ilgili bir gelenek olarak... Bu alışkanlık yüzünden de, kitleler, yanılanın bunu adlı adınca itiraf etmesini bekliyorlar. Şimdi yaşanana benzer geçmişe dönük özür dileyen değerlendirmelere Batı’da sıkça rastlanıyor. Tıpkı papaza günah çıkartır gibi, insanlar ve kurumlar, “Evet, hata yaptık” deyince üzerlerinden büyük bir yükün kalktığına inanıyorlar. Oysa, konumuz Irak’a savaş açılması olduğuna göre, işlenen ‘günah’ ile ondan kurtulmak için sarf edilen söz arasında bir eşitlik ilişkisi yok. Bush’un “Öngörülerimiz yanlışmış” veya NYT ile WP’nin “Yanılmış ve yanıltmışız” dedikleri süreç binlerce insanın canıyla ödediği bir şiddete sahne oldu. 1000 civarında Amerikan askeri, 30 binden fazla Iraklı hayatını kaybetti; sakat kalanların sayısı ise bilinmiyor. Sadece bir bölgenin dengesi altüst olmakla kalmadı, dünyamız da artık eskisinden çok farklı. Asırlar boyu süren çabalarla oluşturulan uluslararası değerler zedelendi. Bunların “I am sorry” denildiği için unutulacağını düşünmek saflık olur. Kaldı ki, sıkıntılar eksilmeden sürdüğüne göre, her yeni kanlı gelişmede, rehine alma veya öldürme olayında, kutsal yerlere tecavüz ve tutuklulara işkence edildiğinde, öngörüsü zayıf bir liderin, dediklerine gözü kapalı inanan bir medya gücünü kullanarak dünyanın başına açtığı, gerekçesi yalan üzerine oturan bir savaş olduğu daima akla gelecektir... Son örneği ABD’de yaşanan ‘özeleştiri’ geleneğini hafife alıyoruz, ama bizde o kadarına bile rastlanmadığı da bir gerçek. ABD basını günahkâr da, o günaha sayfalarında temas edilen bizim medya pir ü pâk mı? Washington’un asılsız iddialarını bire bin katarak manşetlerinde kim tekrarlıyordu? ABD, “Kitle imha silâhı var” yalanına sığınırken, bizimkiler, “Silâhlar Ankara’yı vuracak menzil uzunluğuna sahip” diye vurgulamadılar mı? Türkiye’nin ABD yanında savaşa girmesini sağlamak amacıyla uydurulan yalanları da unutmuş değiliz... Gazete sütunlarından, tv ekranlarından şahıslarımıza yöneltilen küfürler gözlerimizi hâlâ yakıyor, kulaklarımızı şimdi bile çınlatıyor... Peki, aradan geçen sürede ABD basınının ikrar noktasına geldiği yanlışlıkları Türk medyasından duyabildik mi? Haberde kullanılan fotoğrafların renginde yapılan hatalar, ya da ‘a’ harfi üzerine şapka koymamaktan kaynaklanan yanlış anlamalardan ötürü özür dileyen okur temsilcileri ve yazı işleri sorumluları, dikkatlerini neden savaş sürecindeki yayınlardan esirgiyorlar? Gazete ve televizyonların ‘savaşkan’ yayınları yüzünden okurlarına bir ‘özür’ borçları yok mu? Benzer bir durum, bu 30 Ağustos’ta emekli olan iki komutanın yol açtığı ‘bazı gazetecilere dâvetiye göndermeme’ krizi ekseninde yaşandı. Dün, ciddi bir gazetede, iki yazar, yakın geçmişte başlarından geçen ‘asker-gazeteci’ yanlış ilişkilerine örnekler sundular. Murat Yetkin, bir komutanın, kendisine, “Baskı altındasınız da ondan mı hükümet yanlısı yayın yapıyorsunuz, öyle söyleyenler var da” dediğini yazdı. (O da, “Bazı internet siteleri sizin de darbeci olduğunuzu yazıyor” demiş, cevap olarak). İsmet Berkan da, Türkiye’ye ve KKTC’ye üstünlük sağlayan Kıbrıs sürecinin başlaması sırasında gözlediği sıradışılığı soruya dönüştürmüştü: “Acaba tam da o günlerde Ankara Gölbaşı'ndaki askeri tesislerde bazı gazetecilerle ve bazı politikacılarla yapılan görüşmelerde konuşulanlardan, söylenenlerden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün haberi oldu mu? Kuşkusuz oldu. Peki acaba o nasıl bir tepki verdi? Acaba New York'ta otel lobisinde, 'Askerler birazdan bildiri yayımlayacak' diye sevinç çığlıkları atan cuntacı profesörün haber kaynağı kimdi, kimlerdi?” Bizde kimse ‘özeleştiri’ yapmıyor; hatasını itiraf edene de pek rastlanmıyor. Yeterince tepki görmüyorlar da ondan... Bu yüzden de aynı hataların defalarca tekrarlandığı bir ülke burası. Birileri bir yerden başlamalı oysa. Bakalım ilk kim başlayacak?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |