AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Heyecanlı bir düğün

Allah mesut etsin, gazetemizin patronu Ahmet Albayrak büyük oğlu Mesut Albayrak'ı Asuman Günaydın ile evlendirdi.

Cevahir Otel'deki düğün törenine katılan davetliler, mimarisine hayran olduğum sütunsuz geniş salonu doldurdular.

Geçen yıl, damadın amcası Mustafa Albayrak'ın düğünü de aynı salonda yapılmıştı.

Büyük salonun genişliğini ve yüksekliğini göz kararı hesaplamaya çalıştımsa da içinden çıkamadım.

Mimar Sinan görseydi, eminim ki proje sahibini tebrik ederdi.

Siyaset, bürokrasi, ticaret ve basın dünyasından pek çok tanınmış isim bir aradaydı.

Nikah şahitliğini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yardımcısı Abdullah Gül yaptılar.

Davetliler arasında biz de Yeni Şafak ekibi olarak yerimizi aldık.

Soldan sayacak olursak Mustafa Karaalioğlu, bendeniz, Mehmet Köşker, Selahattin Sadıkoğlu, Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Kadir Demirel, Yusuf Ziya Cömert, Cevdet Akçalı.
Arka tarafta ayakta dikilen Mehmet Ocaktan, resimde gözükmeyen İbrahim Karagül aynı masa etrafında toplandık.

Eski Yeni Şafak'lı Nazlı Ilıcak ile Mehmet Ali Ilıcak ve Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz de bir süre masamızı teşrif ettiler.

Bir ara etrafa bakınırken, iki masa ötedeki Başbakan Erdoğan ile göz göze geldik.

"Ne haber?" dercesine göz kırptı.

Heyecan duydum inanır mısınız?

Hiç Başbakan, Cumhurbaşkanı görmemiş biri değilim ama hatırladığım kadarıyla bir Başbakan ilk defa göz kırpıyordu bana.

"Sağolun" der gibi saygılı bir şekilde başımla işaret verdim.

Gülümsedi.

"Nasılsın" ile "Ne var ne yok?" arası bir işaret yaptı eliyle.

Bu sefer ben de elimi göğsüme götürüp teşekkür ettim.

"Gelsene buraya" dedi.

Bu arada dudak okumayı epeyce ilerlettiğimin farkına vardım.

Kızardığımı hissettim.

O kadar insanın arasında Başbakan beni yanına çağırıyordu.

Tam kalkacağım, sandalyenin üzerindeki uzunca örtünün üzerine yandaki sandalyenin bastığını gördüm.

Kendisi öbür tarafla konuşmaya daldığı için olan bitenin farkında değil ama o Mustafa'nın sandalyesiydi.

Başbakan'ın arkasında duran koruma kaşlarını çatmış sertçe bana doğru bakıyor.

"Ne bekliyorsun acele etsene" diyor olabilir.

Acele ediyorum ama o birkaç saniye içinde oradan kurtulmak kolay mı?

Bakışmaları farkeden Abdullah Gül başını çevirip baktı ve o da kaşlarını çatıp "Gelsene Mehmet" diye seslendi.

Artık son hamleyi de yapıp ayağa kalkacağım, kesin kararlıyım ki benimle aynı hizada aradaki masada oturan Abdullah Gül'ün oğlu Mehmet yerinden kalkıp Başbakan'ın yanına doğru yürüdü.

O anda, bir saunanın sıcak odasından çıkıp aniden şok havuzuna -cumburlop efekti olmadan- dalmış gibi hissettim.

Olan bitenin kimse farkında değildi ama, Başbakan'ın göz kırptığı, işaretle hatır sorduğu ve yanına çağırdığı ben değilmişim.

Abdullah Gül'ün ufak oğlu Mehmet'miş.

Bir oh çektim, önümdeki bardağa uzandım, iki yudum içtim.

Mesut'u tebrik ederken, yanındaki kardeşi Sinan'a söyleyeceklerim vardı, ne diyeceğimi bile hatırlayamadım.

DENİZ ANASI

Deniz kenarında sekiz on kişi, grup halinde guruba karşı yürüyoruz. Çoluk var, çocuk var, genç var, yaşlı var. Kimisi çekirdek çıtlıyor, kimileri kendi arasında konuşuyor. Çocuklar, taylar gibi oraya buraya zıplayıp durmakta. Birisi ötekine seslenip yanına çağırdı:

- Aa gel bak deniz anası!

Denize baktık, birçok deniz anası gördük. O hayvancağızların hepsine birden "deniz anası" denmesi ne garip.

Onların da erkeği dişisi olmalı. Biz ayrım gözetmeden her gördüğümüzü deniz anası sanıyoruz. Erkeğine de, çocuğuna da.

Ayırabilsek, deniz anası, deniz erkeği, deniz oğlu, deniz kızı diye tasnif eder miyiz, doğrusu pek emin değilim.

Alışmışız hepsini aynı isimle anmaya.

Onlar da bize bakıp "Aa bak kara anası" deseler doğru olur mu?


31 Ağustos 2004
Salı
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED