|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Alaattin Çakıcı’nın peşine düşen istihbarat birimleri dinleme ağlarına takılan beklemedikleri insanlar yüzünden bayağı şaşırmış olmalılar: başkanı dahil sekiz Yargıtay üyesi, MİT’in operasyon başkan yardımcısı, müteahhitler, işadamları... Benzer bir durum Washington’da da yaşanmış ve dinlemeyi yapan Amerikalı istihbaratçılar gördükleri ve işittiklerine inanamamışlar... Michael Isikoff ile Mark Hosenball Newsweek’teki haberlerine o şaşkınlığı aksettiren satırlarla girmişler: “FBI’ın uzaktan izlemeye alması gibi bir farkı olmasaydı Washington’daki sıradan yemeklerden biri sayılabilirdi. Yaklaşık 1,5 yıl önce, ajanlar, biri İsrail Büyükelçiliği görevlisi diğeri de American Israel Public Affairs Committe (AIPAC) çalışanı iki kişiyi ‘İsrail adına casusluk’ ihtimaliyle dinlemekteydiler. Bir istihbaratçının tanımıyla, ‘âniden ve hiç beklenmediği halde’, yemeğe bir üçüncü kişi katılıverdi. Ajanlar önce adamın kim olduğunu bilemediler. Öğrendiklerindeyse dona kaldılar: Pentagon’un Yakın Doğu ve Güney Asya bürosunda çalışan Larry Franklin...” Amerika cuma günü CBS televizyonu tarafından duyurulan “Pentagon’da İsrail casusu” haberiyle çalkalanıp duruyor. Adı piyasaya ilk düşen Larry Franklin aslında küçük bir balık; ancak onun Pentagon içindeki irtibatları Harold Rhode, Douglas Feith ve Paul Wolfowitz olduğu için skandalın dallanıp budaklanması kaçınılmaz görünüyor. Bir yönüyle garip bir ülke Amerika: Bu adları geçen kişilerin hepsi Savunma Bakanlığı görevlileri; ancak İsrail’le de yakın ilişkileri bulunduğu herkes tarafından biliniyor. Franklin’i Pentagon’a getiren Richard Perle ile bakanlıktaki patronu Doug Feith, şimdilerde Bush yönetiminde görevli bir grup arkadaşıyla birlikte, Benjamin Netanyahu için ‘A Clean Break’ başlıklı bir rapora imzalarını koymuşlardı. Netanyahu İsrail başbakanı iken... O rapora bakıldığında, “Türkiye ve Ürdün’le yakınlaşıp Irak dize getirilmeli” ve “Oslo süreci çöpe atılmalı” tezlerinin ısrarla işlendiği görülüyor. FBI ajanları boşuna adamların peşine takılmamış sizin anlayacağınız... Hedefte Larry Franklin var, ama soruşturma Harold Rhode ve Douglas Feith’i de içine alacak gibi. Bu iki isim bir biçimde Türkiye ile ilgili. Feith’in ortağı L. Marc Zell ile birlikte sahip olduğu avukatlık bürosu, bir süre Türkiye’nin ABD’deki paralı lobisi olarak çalışmıştı. Bernard Lewis’in yetiştirmesi Rhode ise, “Türk-Amerikan ilişkileri” denildiğinde ilk akla gelen birkaç isimden biri... Bu ikili, 11 Eylül sonrası Pentagon’da oluşturulmuş, ‘yalan makinası’ diye de anılan ‘Office of Special Plans’ (OSP) biriminde, Irak Savaşı’na gidilen günlerde dünya medyasını her yolla Amerika çizgisine getirme işini yürüttü... OSP, CIA ve FBI’ya fark ettirmeden istihbarat faaliyeti yürütme amacıyla oluşturulmuştu, Donald Rumsfeld tarafından... Oraya yuvalanmış ekibin şu sıralarda başını ağrıtan da bu ‘by pass’ merakı oldu. İşi kendi başlarına ülke politikası belirlemeye kadar vardırdıkları anlaşıldığında, CIA ile FBI, şimdilerde gazetelere konu olan skandalı patlattılar... Harold Rhode, ABD’nin İran politikasını yeterince sert bulmadığı için, izinsiz ve habersiz temaslar kurmuş; Roma’da üç kez İran rejiminin muhalifleriyle görüşüp strateji belirlemeye kalkmış... Franklin ise, Dışişleri Bakanlığı ile Ulusal Güvenlik Konseyi’nden ilgi görmeyince, hazırladıkları “İran’a müdahale raporu” denilebilecek çalışmayı AIPAC aracılığıyla İsrail’e iletmeye kalkışmış... Bir Amerikalı memurun İsrail ajanına belge vermesi ‘casusluk’ tanımına giriyor; Franklin’in dostlarının savunması ise komik: ABD üzerindeki etkisini kullanarak Şaron’un Washington’a politika olarak kabul ettirmesi için belgeyi İsrail’e vermiş... “Özrü kabahatinden büyük” denir ya, ona örnek olabilir bu savunma... Harold Rhode bizim de yabancımız değil. En iyisi, iki yıl önce burada çıkan bir Kulis’ten kimliğine ışık tutmaya çalışayım: “Harold Rhode adı size tanıdık gelmeyebilir, oysa kendisini tanıyorsunuz. Hasan Cemal, Cumhuriyet yayın yönetmeni sıfatıyla gittiği Washington'da, gazetesinin oradaki temsilcisi Ufuk Güldemir tarafından Rhode'a götürülmeseydi, Türk siyaset terminolojisi şimdi her ağızda sakız olan kavramdan mahrum kalacaktı: 'Takiye'... “Hasan Cemal, Rhode'u ‘Savunma bakanlığında çalışan kısa boylu Musevi’ sıfatıyla saklayarak 'Özal Hikâyesi' kitabında olayı anlatır. Harold Rhode, ‘Özal takıye yapıyor’ demiş ve 'takiye'nin anlamını aktarmış Turgut Bey'in biyografisi için malzeme toplayan Cumhuriyet yönetmenine...” Tipi herhalde hatırladınız... Sadece bu sütunun okurları değil, ABD-Türkiye ilişkilerini yakından izleyen siyasiler, işadamları ve bürokratlar da, Washington’a her yolları düştüğünde karşılarına çıkan Rhode’u iyi tanıyorlar. Harold Rhode, Irak Savaşı’nın hemen ertesinde, bütün mesaisini Kuzey Irak’ta yoğunlaştırmıştı... Türkiye ile Süleymaniye arasında kaç sefer yaptığını tahmin epey güç... Başarılı olabileceğini hiç sanmıyorum, ama Bush bu seçimi kazanmak zorunda; aksi halde, CIA ile FBI, onun işbaşına getirdiği ve herbirinin eline ‘açık kart’ verdiği bürokratları çarmıha germek üzere alesta bekliyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |