T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Üç aşamalı büyük operasyon

Büyük darbe gerçekleşti. Aslına bakılırsa Ecevit'in sağlığı sadece bir bahaneydi; bahane olmayı hala sürdürüyor. İflas eden ve tıkanan koalisyonun bertaraf edilmesi operasyonu, biraz Agatha Christie'nin "Orient Ekpres'de Cinayet" romanına benziyor. Her yolcunun birer kez attığı bıçak darbesiyle işlenen cinayeti andırıyor. Kopenhag kriterleri ile AB'yi partisinin tek mevcudiyet nedeni haline çevirmeye çalışan Yılmaz'ın, hükümetin bir üyesi ve başbakan yardımcısı olarak, "AB'nin önündeki en büyük engel bu hükümetti" sözleri bu tabloyu yeteri kadar aydınlatıyor.

Mesut Yılmaz, merkez medya, Silahlı Kuvvetler, Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller, hatta AKP... Aşamalı senaryolar içeren bu büyük darbenin irili ufaklı, aktif ya da pasif oyuncuları...

Önce bugüne değinelim...

Şimdi ortada bir dizi gelişme var; tabii bir dizi de soru...

Bir kere DSP'nin dağılma süreci başlamış gibi görünüyor. Son seçimlerin birinci partisinin dağılmaya ya da en azından parçalanmaya yüz tutması, siyasi yelpaze ve dengeler üzerine elbette kalıcı etkilere yol açacaktır. Diğer taraftan Hüsamettin Özkan ve arkadaşlarının Yılmaz'la ciddi bir yakınlık içinde yeni bir siyasi merkez oluşturacakları açıktır. Bu merkezin içine Kemal Derviş ve İsmail Cem'in katılma ihtimali de yüksektir. Ayrıca, Çiller bu gelişmeler üzerine AB konusundaki çekincelerini kaldırarak oyuna ve yeni dengeler dahil olma yolunu tutmuştur, hatta anahtar bir rol üstlenme konusunda ilerlemektedir.

Özetle siyasetin merkezinde önemli yeniden bir yapılanma ve hareketlenme var..

Buna karşılık şu sorular yanıt bekliyor:

Bu yapılanma hangi istikamette gelişecek? Hangisi devreye girecek: AB merkezli ve MHP'yi dışlayan, kısa veya orta vadede seçimi önüne koyan bir hükümet oluşumu mu ya da MHP'li ve kısa vadede seçime gidecek başka bir oluşum mu veya mevcut hükümetin Ecevit-Bahçeli işbirliğiyle sürdürülme çabası mı? MHP'siz yeni bir hükümet kurulursa başbakan kim olacak; Yılmaz mı, Derviş mi yoksa Özkan mi? Böyle bir hükümette, özellikle Yılmaz başbakan olursa DYP'nin konumu ne olacak? Bu durumda AKP'nin ve SP'nin desteğini almanın koşulları neler ya da bu iki partinin sistemin içine dahil olma yolu açılacak mı? Peki bu, mevcut siyasi dengeleri nasıl etkileyecek? En nihayet Özkan ve arkadaşları Derviş ve Cem'i de aralarına alarak partileşecek mi?

Bu soruların yanıtları tek tek aktörlerin nasıl hareket edeceklerine, ne tür hamleler yapacaklarına bağlı...

Somut gelişmeler açısından bu sınırlar içinde bir kesinlik yok. Kesin olan bir şey, bu büyük operasyonu başlatanların niyetleri...

Bu niyet "üç aşamalı bir plan"la bağlantılı görünüyor.

İlki, Ecevit üzerinden mevcut hükümete son vermek; bunu yaparken hem Özkan-Yılmaz ikilisinin konumunu güçlendirmek, hem AB konusunda sorun çıkaran MHP'yi devre dışı bırakmaktı. Bu aşama, özellikle merkez medya eliyle gerçekleştirildi.

İkincisi, çok uzun süredir peşinde koşulan yeni oluşumdu, daha doğru bir deyişle siyasi merkezde oluşan boşluğu doldurmaktı. Bu proje bugün, Yılmaz'ı ve ANAP'ı da devrede tutan, Derviş'li, Özkan'lı, İsmail Cem'li yeni bir siyasi oluşum beklentisine dönüşmüş durumda. Ve bu hatta ilerleniyor. Oyun dışı kalmaktan çekinen Tansu Çiller'in özellikle Frankurt'taki Doğan Medya Grubu toplantısında sonra AB konusundaki çekincelerini kaldırması, Tayyip Erdoğan'ın oyuna dahil olmak için, muhtemel yeni bir merkez kompozisyonuna açık destek vermesiyle gerekli koşullar sağlanmış bulunuyor. Ancak bu aşamanın son şeklini alması için biraz daha zaman gerektirecek gibi duruyor.

Son aşama ise AKP'yi, SP'yi ve MHP'yi karşı cephe ilan edecek, diğerlerini aynı küfede toplayacak bir kutuplaşma içinde seçimlere gitmek, bunu seçim kanunu ve partiler yasasında yapılacak değişiklerle ittifaklar şeklinde zorlamak...

Evet, tablo ana hatlarıyla bu...

Kimileri diyor ki, bu iş hayırlı olmuştur; Türk siyasal sisteminin değişme ve dönüşme yolu budur, aksi halde sistem tıkanır... Bu yöntemin AKP, SP gibi partilerin durumunu normalleştireceğini, AB yolundaki engelleri kaldıracağını iddia edenler de var...

Bizim kanaatimiz öyle değil....

Unutmamak gerekir; usuller her zaman özden önce gelir; her usul eninde sonunda kendi içeriğini doğurur...

Ayrıca bilmek gerekir ki, hükümet ve siyasetçi düşürme senaryoları bu sistemde başarıyla sonuç verir; yeni hükümetler de bu yolla zorlanır, zaman zaman başarıya da ulaşılır. Ama üçüncü aşama yani seçmeni yönlendirme aşaması, bu işin mimarları için her zaman hayal kırıklığı olmuştur. Yine öyle olacaktır.

Bu hayal kırıklığı ise aslında herkesi kuşatır. Zira toplumu ve doğal siyaseti yok sayan, kişisel ve kurumsal çıkarlarla iç içe geçmiş değişim projelerinin sonuçta, yönetim krizini azdırması ve siyaset-toplum ilişkilerinin doğallaşmasının önüne geçmesi kaçınılmazdır.

Kısacası kaos başladı...



10 Temmuz 2002
Çarşamba
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED