Trump: Üzgünüm ama ayrılmalıyız
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık koltuğuna oturmadan önce ve sonra anlaşmaya karşı olduğunu açıklamıştı. Trump, en son katıldığı İtalya’daki G7 Zirvesi’nde katılımcı liderler tarafından ikna edilememişti.
Zirve sonrası açıklama yapan Trump, anlaşma ile ilgili henüz son kararını vermediğini belirtmiş ve bir hafta içerisinde bu konuda adım atacağını ifade etmişti.
Paris İklim Anlaşması ile ilgili son kararını dün açıklayan Trump, anlaşmadan çekileceklerini açıkladı. Anlaşmanın ABD’nin dezavantajına olduğunu söyleyen Trump, "Paris Antlaşması, iklim değişikliği ile mücadeleyle değil, diğer ülkelerin ABD'ye karşı ekonomik avantaj kazanmasıyla ilgili bir anlaşma. Amerikalı şirketlere, çalışanlara ve vergi mükelleflerine daha adil şartlar sunan bir anlaşma için müzakerelere başlayacağız” açıklamasını yaptı.
Dünyadan Trump'a tepki: Müzakere olmayacak
Trump’ın bu kararı hem ABD içerisinde hem de uluslararası alanda büyük tartışmalara yol açtı. Birçok eyalet, Trump’ın anlaşmadan çekilme kararına sert tepki gösterdi. New York eyaletinin Valisi Andrew Cuomo yaptığı açıklamada, “Washington'ın sorumsuz eylemlerine rağmen New York eyaleti Paris anlaşmasına bağlıdır” ifadelerini kullandı. Kaliforniya Valisi Jerry Brown ise bu konuda New York eyaleti ile işbirliğine hazır olduğunu açıkladı.
En büyük itiraz Avrupa'dan
Trump’ın kararına en büyük itiraz ise Avrupa Birliği üyesi ülkelerden geldi. Almanya, Fransa ve İtalya Trump’ın anlaşmadan çekilme kararına sert tepki gösterdi ve Trump’ın “Amerika Paris Anlaşması'na yeniden dahil olmak ya da Amerika’ya karşı daha adil şartlar içeren bir anlaşmayla ilgili görüşmelere başlayacaktır” mesajına “müzakere olmayacak” karşılığını verdi. AB Komisyonu Başkanı Juncker ise, AB’nin anlaşmayı savunacağını söyledi. Trump’ın başkan seçilmesi ve NATO ve TTIP gibi konular başta olmak üzere birçok konuda Avrupa Birliği ile ABD arasında gerilen ikili ilişkiler, Trump’ın Paris İklim Anlaşması ile ilgili kararından sonra zirveye çıkmış görülüyor.
Özetle; İklim Anlaşması
2015 yılında kabul edilen ve 2016 yılında yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması, Trump’ın kararı sonrası büyük bir darbe alırken, anlaşmanın geleceği de tartışılmaya başlanmış durumda. ABD’nin eski Başkanı Barack Obama döneminde kabul edilen anlaşma 2020 sonrası iklim değişikliği rejiminin çerçevesini oluşturuyor. 195 ülkenin imzaladığı anlaşma ile ilgili yaşanan tartışmalar ise anlaşma taslağının hazırlandığı günden bu yana devam ediyor.
Son dönemde küresel ısınmanın artması ile birlikte çok sık gündeme gelen iklim anlaşması tartışması 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü’nden bu yana devam eden bir tartışmadır. 1997 sonrası dönemde küresel ölçekte bir iklim anlaşması yapılması konusu gündeme gelmiş olsa da ülkeleri ortak bir noktada buluşturan bir anlaşma ortaya çıkmadı. Özellikle sera gazı emisyonlarının azaltılması konusunda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında büyük anlaşmazlıklar yaşandı.
Özellikle dünyada en fazla sera gazı salınımına neden olan Çin’in iklim anlaşması konusunda ABD ile anlaşmaya yakın olması Paris Anlaşmasının imzalanmasında önemli bir rol oynadı. Paris’te iki hafta süren müzakerelerin ardından 12 Aralık 2015’te Paris İklim Anlaşması imzalandı. 195 ülkenin imzaladığı en kapsamlı anlaşma olan Paris İklim Anlaşması, tüm taraflara bazı sorumluluklar getiriyor.
Anlaşma ile ülkelerin sera gazı salımını azaltma ve küresel sıcaklık artışının 2 derecenin altında tutulması konusunda planlarını uygulamaya koyması gerekeceği açıklandı. Bu kapsamda fosil yakıtların yanması sonucu oluşan karbon diyoksit gazının da azaltılması hedefleniyor. Anlaşmanın uygulanabilmesi için ulusal düzeydeki planlar 5 yılda bir gözden geçirileceği ve anlaşmanın uygulanması için 100 milyar dolar destek aktarılacağı açıklanmıştı.
"Anlaşma adil değil"
2016 yılındaki Başkanlık seçimlerinde aday olan Donald Trump, yeni ekonomik vaatlerde bulunarak ABD orta sınıfını yeniden güçlendireceğinin mesajını veriyordu. Barack Obama’nın ekonomi politikalarını eleştiren Trump, bu dönemde imzalanan Paris İklim Anlaşmasının da ABD ekonomisine zarar vereceğini savunuyordu.
Küresel ısınmayı ‘bir aldatmaca’ olarak nitelendiren Trump, başkan seçilmesi halinde ABD ekonomisinin dezavantajına olduğunu iddia ettiği anlaşmadan çekileceğini vaat etti. Paris İklim Anlaşması ile birçok Amerikalının işini kaybetme riski ile karşı karşıya kalacağını savunan Trump, kampanya sürecinde anlaşma karşıtı bir söylem kullandı.
Trump, iklim anlaşmasını işaret ederek, "Bizim ihtiyacımız olan bu değil. Kömür madencilerini çok seviyorum" ifadelerini kullandı. Anlaşmayı ‘Hiç adil değil’ diye nitelendiren Trump, seçilmesi halinde yeni kömür madenleri açacağını ve bunun için Batı Virginia ve Pensilvanya’da planlamalar yapmaya başladığını ifade etti.
"ABD olmadan anlaşma tehlikede"
Bir haftadan bu yana özellikle AB üyesi ülkelerle ABD arasında büyük bir gerilime neden olan Paris İklim Anlaşması ile ilgili kararını açıklayan Trump, “Amerikalılar için kötü bir anlaşma” diye nitelendirdiği anlaşmadan çekildiğini duyurdu. Trump’ın bu açıklaması iklim anlaşmasının geleceğini de tehlikeye sokmuş durumda. Nitekim Obama döneminde anlaşmanın uygulanması için en büyük güvenceyi ve desteği veren ABD’nin anlaşmadan çekilmesi, birçok noktada anlaşmayı etkileyecek. ABD’nin anlaşmanın dışında kalması 2100 yılına gelindiğinde dünyadaki küresel ısınmanın 4,2 derece daha fazla olası anlamına geliyor. Bu durum anlaşmanın hedeflediği sıcaklık oranının yaklaşık 1 derece üzerinde bir sonucun ortaya çıkmasına neden olacak ve bu da anlaşmanın başarısız olacağı anlamına geliyor.
"Görüş ayrılıkları derinleşecek"
ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin ortaya çıkaracağı bir diğer tehlike ise bu adımın domino etkisi yapma ihtimali. Nitekim aralarında Doğu Avrupa ülkelerinin de bulunduğu bazı ülkelerin müzakere sürecinde anlaşmaya dönük bazı itirazları olmuştu. ABD’nin çekilmesi bu itirazları yeniden alevlendirebilir. Bu konuya dikkati çeken Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, “ABD’nin kararı AB içerisindeki muhalifleri yüreklendirecek ve görüş ayrılıklarını derinleştirebilecek bir gelişme. Bu gelişme karşısında uluslararası toplum bir önlem alınmazsa ve başka çekilmeler gelmeye başlarsa küresel ısınmaya karşı onlarca yıldır yürütülen mücadeleye önemli bir darbe vuracak” ifadelerini kullanıyor.
'Geri döndürülemez' bir karar
Trump’ın ‘anlaşmadan çekilme’ açıklamasına en sert tepki ise Avrupa Birliği üyesi ülkelerden geldi. Trump’ın Başkan seçilmesinden sonra özellikle ABD ile AB arasında devam eden serbest ticaret anlaşması TTIP görüşmelerinin askıya alınması, ABD ile Almanya arasındaki ticaret anlaşmazlığı ve Trump’ın Batılı ülkelere NATO yükümlülüklerini yerine getirme çağrısı ile gerilen ABD-AB ilişkilerin tarihinin en gergin dönemini yaşıyor. Paris İklim Anlaşması ile tartışması da bu gerilimi daha da derinleştirdi. Trump’ın kararını açıklamasından önce açıklama yapan AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, ABD Başkanına anlaşmaya sadık kalması çağrısı yaptı. Juncker, Trump’ın anlaşmadan çekilmesi halinde Avrupa’ya karar karşı çıkma görevinin düştüğünü söyledi.
"Büyük hayal kırıklığı"
Trump’ın kararı sonrası ortak açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, karara sert tepki gösterdi. Paris anlaşmasının “Geri döndürülemez” olarak nitelendirildiği açıklamada, "Biz, Fransa, Almanya ve İtalya'nın hükümet ve devlet başkanları olarak, ABD'nin iklim değişikliğine ilişkin evrensel anlaşmadan çekilme kararını esefle karşılıyoruz. Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle etkin ve zamanında mücadele etmek ve 2030 sürdürülebilir kalkınma hedeflerini uygulamak için ülkelerimiz arasındaki iş birliğinde temel olmayı sürdürüyor" ifadeleri kullanıldı.
ABD Başkanı Trump’ın anlaşmanın yeniden müzakere edilmesi çağrısına ise “Biz, Paris Anlaşması'nın katiyen yeniden müzakere edilemeyeceğine inanıyoruz” ifadeleri ile karşı çıkıldı. Kanada Başbakanı Justin Trudeau ise kararı, “büyük bir hayal kırıklığı” olarak nitelendirdi.
Tam çekilme 2020'de
ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmadan çekilme kararını açıklasa da resmi sürecin Kasım 2019’da başlayacağı belirtiliyor. BM Genel Sekreteri tarafından kabul edilmesi halinde ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ise 2020 yılında mümkün olacak.
İklim değişikliği ile neden mücadele ediliyor?
Doğayı ve yaşayan tüm canlı türlerini tehdit eden bu olumsuz gelişmeler, iklim değişikliğinden kaynaklanıyor.