DEAŞ ve Husiler, Kabe'yi neden hedef alıyor?

1979'un Kasım ayında yaşanan 'Kabe Baskını'na ait yaralar halen tazeliğini korurken, Batı destekli DEAŞ'ın ve İran destekli Husiler'in devreye girdiği yeni bir senaryo Kabe kapılarında uygulanmaya çalışılıyor. Silahların devreye gireceği olası bir Mekke Savaşı'nın fitilini ateşlemeye çalışan dış mihraklar, 'Şii-Sünni' kamplaşmasını da alevlendirme çabası içinde.

Yeni Şafak
İllüstrasyon: Yeni Şafak

Ortadoğu coğrafyasına yayılan terör ve bugünlerde yaşanan iç savaşlar ile bölge adeta yangın yeri... Batı'nın kendinden uzak tuttuğu bu yangının çarkları, çeşitli güçlerin ve örgülerin katılımıyla birlikte günbegün büyüyor. Son yıllarda Ortadoğu'da yaşananların Arap Yarımadası'nı da bulandırma süreci, bugünlerde daha aktif olarak her yerde karşımıza çıkmaya başladı. 1979'daki Kabe baskınında silahların yöneldiği Kabe, bir kez daha silah seslerini yankılanmasının eşiğinde.

Kabe'ye 1979'da kanlı baskın

Çok gerilere gitmeden başlayalım... 1979'un bir Kasım sabahından. Bahsedeceğimiz olay, 20 Kasım 1979 sabahı yaşandı. Kabe İmamı Şeyh Muhammed el Subayyil, Kabe'de toplanmış 50 binden fazla Müslümana sabah namazını kıldırmak üzere son hazırlıklarını yapıyordu. O esnada en az 400 kişilik silahlı bir grup 'Allah-u Ekber' nidalarıyla imamı durdurdu, içeridekilerin büyük bir kısmını dışarı çıkardı, kapıları kilitledi. Kabe işgal edilmişti.

Her türlü şiddetin yasak olduğu Kabe'deki işgalin bastırılması için 'kan akıtılabilir' fetvası verildi. Baskının hemen ardından güvenlik görevlileri, Kabe'yi geri almaya çalıştıysa da başaramadı. Akşama doğru Mekke şehri boşaltıldı. Baskın ancak iki hafta sonra, Suudi yönetiminin isteğiyle yardıma gelen Pakistan askerlerinin ardından, GIGN (Fransız özel amaçlı birlikleri), CIA ve Vinell timlerinden destek alınarak durdurulabildi.

DEAŞ'ı Kabe için kurdular

ABD destekli olduğu Başkan Adayı Trump tarafından dahi itiraf edilen terör örgütü DEAŞ, Ortadoğu'da yaptıkları ile terör estiriyor. DEAŞ'ın ortaya çıktığı günlerden bu yana İslam'ı hedef alan saldırıları ve öte yandan Batı'da İslam karşıtı bir algının oluşmasında rol oynaması, terör örgütünün amaçlarına dair sinyalleri veriyordu. Bu kapsamda DEAŞ'ın Kabe'ye yönelik de hain planları var.

DEAŞ, 2014 yılında Suudi Arabistan'ı fethedip Kabe'yi tahrip etme emellerini açık açık ortaya koydu. Bu açıklamasının üstü yıllar içinde örtülmeye çalışılsa da DEAŞ'ın Kabe'ye göz dikmiş olduğu kendi söylemleriyle dahi ortada.

Batı'nın İslam'a karşı kozu

DEAŞ'ın saldırılarını Avrupa'da artırması ve Suriye'de devam eden iç savaş ile ABD ve Avrupa'da İslam'a olan karşıtlık tırmandırdı. Bu kapsamda Batı'da yükselen İslamofobi akımının en büyük tetikçisi konumunda DEAŞ yer alıyor.

İslamofobi kavramı üzerinden 11 Eylül'den sonra girişilen ve Bush'un “Haçlı Savaşı" olarak nitelendirdiği dönem, esasında Soğuk Savaş sonrası Tarihin Sonu ve Medeniyetler Çatışması tezlerine dayanıyor.

İran destekli Husiler de işin içinde

Kabe'ye yönelik DEAŞ'ın silahlı ve düşünsel saldırıları 2016'da hız kazanırken, İran destekli Husiler'in de devreye sokulduğu görüldü. Husiler geçtiğimiz hafta ilk kez, Suudi Arabistan kentine füze fırlattı.

DÜNYA
Yemen'den Mekke'ye füze fırlatıldı

'İslam iç savaşı' planlıyorlar

İslam coğrafyasında yaşananlar 'İslam iç savaşı" tezini akıllara getiriyor. Müslüman ülkeleri, etnik ve mezhep cephelerine ayırarak çatıştıranlar, bölgedeki tehdidi gerçeğe dönüştürmeyi amaçlıyor.

Bu kapsamda bölgede yaşananlara ek olarak Suudi-İran ilişkilerine de dikkat edilmesi gerekiyor. Bu kapsamda iki tarafın söylemlerle süreci kızıştırdığı ve Batı'nın da etkisiyle sürecin sertleştiği görülüyor.

Hac ibadetine gölge düşürme çabasındalar

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Muhammed, İran yönetimini vatandaşlarını hac farizasını yerine getirmekten alıkoyduğunu ifade etmişti.

"Tanklar Kabe'ye dayanmadan

"

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, bu gelişmelerin filizlendiği 2016'nın ilk günlerinde "

Tanklar Kabe'ye dayanmadan, Mekke Savaşı başlamadan…

" başlıklı yazısıyla bölgede yaşananlara ışık tuttu. Karagül'ün, "İki yıl içinde Basra Körfezi karıştığında, hemen ardından Suudi Arabistan savaşla yüzleştiğinde, Türkiye hem Doğu'dan hem de Batı'dan gelen tazyiklerle sarsıldığında aynı şaşkınlığı yaşayacağız" tespitinin bugünlerde gerçekleşiyor olması dikkati çekiyor.