AK Parti Sözcüsü Çelik'ten 'fon krizi' uyarısı: Sorumluluğu olan kim varsa tavizsiz bir şekilde hesap verecek

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İstanbul’da gerçekleştirilen "Türkiye Yüzyılı Buluşmaları" programında iç ve dış siyasete dair son derece kritik mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki seçimlerde AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın tartışmasız adayı olduğunun altını çizen Çelik; kamuoyunda "fon krizi" olarak bilinen sürece dair tavizsiz bir hukuki kararlılık vurgusu yaparken, Fatma Betül Sayan Kaya’nın görevden istifasıyla ilgili olarak "Görevinden af talebi kabul edildi. Artık MYK ve MKYK üyemiz değil" dedi

Ömer Çelik: İnsanlık için en büyük kötülük soykırım şebekesi olan Netanyahu ve şebekesidir.

Kamuoyunda 'fon krizi' olarak bilinen sürece dair konuşan Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla usulsüzlük yapan herkesin yargı önüne çıkacağını ve finansal sistemde bir risk bulunmadığını vurguladı.

"Şimdi bugün İstanbul'un bütün ilçelerinde genel başkan yardımcılarımız, bakanlarımız, milletvekillerimiz, MKYK üyelerimiz, bütün kurul üyelerimiz, şimdiye kadar görev yapmış milletvekili arkadaşlarımız ve diğer görevli arkadaşlarımızla birlikte topyekûn AK Parti ailesi olarak vatandaşlarımızla buluşmayı İstanbul'da gerçekleştireceğiz. Cumhurbaşkanımızın sevgilisi, hepimizin sevdası İstanbul'umuzda bugün ulaşabildiğimiz kadar haneye ulaşıp, ulaşabildiğimiz kadar vatandaşımızla hasbihal ederek Büyük Türkiye Yüzyılı buluşmasını İstanbul zemininde gerçekleştirmiş olacağız.

Şu an itibarıyla bütün arkadaşlarımız sahada, İstanbul'un bütün ilçelerinde bu çalışmalar yapılıyor. Her bir ilçede sadece bir merkezde yapılmıyor. Bahsettiğim arkadaşlarımız, milletvekillerimiz ve diğer görevli arkadaşlarımızın her biri ilçelerin değişik bölümlerine de yayılarak, tabiri caizse bir ilçemizi baştan sona, bütün hücreleriyle, bütün zerreleriyle, bütün unsurlarıyla ele alarak bu buluşmayı gerçekleştiriyoruz.

"BURASI MİLLETİN PARTİSİDİR"

Bizim her zaman söylediğimiz bir şey vardır. AK Parti'yi millet kurdu, tabelasını biz astık deriz. Dolayısıyla burası milletin partisidir. İl başkanlıklarımız, ilçe başkanlıklarımız milletin evidir. Burası her bir vatandaşımıza, özellikle hangi partiden olursa olsun, hangi partiye oy verirse versin, bizim il başkanlıklarımız, ilçe başkanlıklarımız, belediye başkanlıklarımız onların evidir. Her zaman onları misafir ederiz, her zaman onlarla hasbihal ederiz. Bütün teşkilatımızla gurur duyuyoruz. Ana kadememiz, kadın kollarımız, gençlik kollarımız 7 gün 24 saat esasına göre, Cumhurbaşkanımızın "Particiliğin esası teşkilatçılıktır." düsturu doğrultusunda son derece dinamik çalışmalar yapıyor.

Biraz evvel arkadaşlarımızla sohbet ettik. Bu sohbet neticesinde de yine burada da görüyoruz. Genel merkezimizde de görüyoruz. Bakanlar Kurulumuzda da bütün ilçelerimizde de görüyoruz. Sayın Başkanımız, AK Parti bir Türkiye ile dünya markası olacağı dediği zaman ilk başlarda bu anlaşılmamıştı. Fakat bugün AK Parti'nin bir Türkiye markası olduğu zaten aşikâr, tartışma götürmez. Dünya markası olduğu da tartışma götürmez. Bu tip teşkilat ziyaretlerimizde özellikle kadın kollarından, gençlik kollarından yetişen genç arkadaşlarımızın bugün ana kademede, partinin üst düzey birimlerinde görev alması da AK Parti'nin nasıl bir siyaset okulu olduğunu, hem siyaset adamı yetiştiren hem devlet adamı yetiştiren, ne kadar büyük bir misyona sahip olduğunu bir kere daha göstermektedir. Bunu bu ilçemizde de başka ilçelerimizde de müşahede ediyoruz.

"BM'DE TÜRKİYE RÜZGARI ESTİ"

Tabii, dünya siyasetinin gündemi, Türkiye siyasetinin gündemi, Cumhurbaşkanımızın bütün açıklamalarını merkeze alan, o doğrultuda şekillenen pek çok boyutta ilerliyor. Özellikle Cumhurbaşkanımızın yeni gerçekleştirdiği Birleşmiş Milletler ziyaretinde bir Türkiye rüzgârının estiğini, herkesin Cumhurbaşkanımızla görüşmek, dünya meselelerini istişare etmek için ne kadar yoğun bir çaba içerisinde olduğunu hep beraber gördük. Bir şey söylüyoruz. Özellikle İsrail'in Gazze'de soykırımı başlatmasından bu yana diyoruz ki, insanlık için en büyük kötülük soykırım organizasyonu. Bu soykırım şebekesi Netanyahu ekibidir. Bunun karşısında insan haysiyetini koruyan, insan onurunu koruyan İnsanlık İttifakı'nın en gür sesi de Sayın Cumhurbaşkanımızdır, diyoruz. Ve bir kere daha görüldü ki, Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler'e hitap ederken bütün salon dolup taştı. Yüksek bir ilgi ve alakayla hem ikili temaslar diğer toplantılar gerçekleştirildi.

BM'DE NETANYAHU PROTESTOSU

Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği mesajlar, bir kere daha dünya siyaset sahnesinde, dünyanın onurlu, hasiyetli insanlarının yaşadığı bütün başkentlerde, sokaklarda yankılandı. Ama Kötülük Şebekesi'nin ve Soykırım Şebekesi'nin başında olan Netanyahu konuşurken salon terk edildi. Bu tabii Cumhurbaşkanımızın sadece bugünkü konuşmasıyla, bu zirvedeki konuşmasıyla ele alınacak bir şey değil. Yıllar evvelden beri katıldığı bütün toplantılarda Cumhurbaşkanımız iki tane temel mesajı çok güçlü bir şekilde verdi. Bir tanesi, Birleşmiş Milletler'in bir reforma ihtiyacı olduğunu ifade eden "Dünya 5'ten büyüktür" ifadesi. Cumhurbaşkanımız bunu ilk söylediğinde hepimiz salondaydık. Salonda Cumhurbaşkanımız bunu ilk söylediğinde bir sessizlik oldu. Ve buna yakın durma konusunda büyük bir tereddüt yaşadılar. Aslında kapalı kapılar ardında bunu ifade eden pek çok lider vardı. Ama bunu açıktan söyleyen tek kişi Cumhurbaşkanımız olduğu için bunun yanında durma konusunda tereddüt ettiler. Aradan bunca zaman geçti. Bugün bakın, Avrupa'dan dünyanın başka yerlerine, Asya'ya ve Orta Doğu'ya kadar birçok lider "Dünya 5'ten büyüktür" ifadesine yakın ifadeler kullanıyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği mesajlar, bir kere daha dünya siyaset sahnesinde, dünyanın onurlu, hasiyetli insanlarının yaşadığı bütün başkentlerde, sokaklarda yankılandı. Ama Kötülük Şebekesi'nin ve Soykırım Şebekesi'nin başında olan Netanyahu konuşurken salon terk edildi. Bu tabii Cumhurbaşkanımızın sadece bugünkü konuşmasıyla, bu zirvedeki konuşmasıyla ele alınacak bir şey değil. Yıllar evvelden beri katıldığı bütün toplantılarda Cumhurbaşkanımız iki tane temel mesajı çok güçlü bir şekilde verdi. Bir tanesi, Birleşmiş Milletler'in bir reforma ihtiyacı olduğunu ifade eden "Dünya 5'ten büyüktür" ifadesi. Cumhurbaşkanımız bunu ilk söylediğinde hepimiz salondaydık. Salonda Cumhurbaşkanımız bunu ilk söylediğinde bir sessizlik oldu. Ve buna yakın durma konusunda büyük bir tereddüt yaşadılar. Aslında kapalı kapılar ardında bunu ifade eden pek çok lider vardı. Ama bunu açıktan söyleyen tek kişi Cumhurbaşkanımız olduğu için bunun yanında durma konusunda tereddüt ettiler. Aradan bunca zaman geçti. Bugün bakın, Avrupa'dan dünyanın başka yerlerine, Asya'ya ve Orta Doğu'ya kadar birçok lider "Dünya 5'ten büyüktür" ifadesine yakın ifadeler kullanıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bütün bir dünyadaki kurallı düzeni temsil eden Birleşmiş Milletler'in, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin veto insafına kalmamalıdır görüşünün ne kadar adaletli ve hakkaniyetli bir yaklaşım olduğu net bir şekilde görülüyor. O sebeple bugün Birleşmiş Milletler reformu, "Dünya 5'ten büyüktür" ifadesiyle Cumhurbaşkanımızın başlattığı bu çağrı, dünyada genel kabul gören bir çağrı haline gelmiştir.

"İNSANLIK BARIŞININ BAŞINDAKİ EN BÜYÜK BELA, EN BÜYÜK SORUN İSRAİL'DİR"

Bir diğer hususu hatırlatmak isterim. Cumhurbaşkanımızın verdiği diğer bir güçlü mesaj vardı. O da, konuşurken kürsüde, yıllar içerisinde değişen İsrail haritasını göstererek, bütün dünyaya "İsrail'in sınırları neresidir?" diyordu Cumhurbaşkanımız. Gerçekten bu çok önemli bir konudur. Bugün Lübnan'ı Litani Nehri'ne kadar işgal eden, Suriye'de Hermon Dağı'nın ötesine geçerek Golan Tepeleri'ni zaten işgal etmişti, işgal çabalarını sürdüren, oradaki ayrılıkçı Dürzi lideri kışkırtarak daha fazla parça koparmak isteyen İsrail'in, Netanyahu'nun 7 Ekim olaylarından hemen sonra yaptığı "Orta Doğu'daki haritaları değiştireceğiz, devlet koridorunu kuracağız, Arz-ı Mevud'u gerçekleştireceğiz" gibisinden bir takım işgalci niyetlerini açıkça beyan etmesi gösterdi ki, aslında bugün bölge barışının ve insanlık barışının başındaki en büyük bela, en büyük sorun İsrail'dir. Ve İsrail'deki Netanyahu yönetiminin soykırım şebekesidir.

"ASIL KATLİAM SİLAHI NETANYAHU'NUN ŞAHSİYETİDİR"

Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, bugün Netanyahu'nun orada konuşurken yalnızlaşması çok net bir tabloyu göstermektedir. Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, Birleşmiş Milletler herkesin konuşabildiği yer olması gerekirken Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın sözünün orada ifade edilmesinin engellenmesi de Birleşmiş Milletler'in meşruiyet kaybı açısından altı çizilmesi gereken bir husustur. Burada şunun net bir şekilde söylenmesi lazım. Netanyahu konuşma yaparken elinde insanları öldürdükleri çağrı cihazıyla oraya çıkması karşısında tabii ki haklı tepkiler oldu. Silah olarak sivil araçları, sivil aletleri kullandıkları için bununla çıkması kınandı. Buna karşılık biz de şunu dedik. Orada tabii asıl katliam silahı o çağrı cihazından çok Netanyahu'nun şahsiyetidir.

Dünyanın trajedisi de şudur. Esasında orada Netanyahu sanık kürsüsünde yargılanması gereken biri iken onun Birleşmiş Milletler kürsüsünde konuşuyor olması, dünyanın da kurallı düzenin trajedisidir. Netanyahu bugün İnsanlık Mahkemesi önünde sanık kürsüsünde, insanlığa karşı işlediği suçlar, soykırım suçları ve insancıl hukuka karşı işlediği suçlar bakımından yargılanması gereken bir katildir ve bir suçludur. Sanık kürsüsünde olması gereken birinin Birleşmiş Milletler kürsüsünde katliam propagandası yapması, Birleşmiş Milletler kürsüsü'nü katliam ve soykırım propagandasının sahnesi haline getirmesi, Birleşmiş Milletler'in de dünyanın da trajedisidir. Esasında Birleşmiş Milletler'e sokulmaması gereken, insanlık adına kurulmuş bir mahkemede, sanık kürsüsünde katil ve soykırımcı olarak yargılanması gereken birisinin, Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında söyledikleri hezeyandan ibarettir. Ve bir katilin itirafnamesinden başka bir şey değil.

Şimdi sorulması gereken soru şudur arkadaşlar. Pek çok lider İsrail'i eleştirdi. Neden bir dakika içerisinde hiçbir lidere cevap vermiyorlar da bir dakika içerisinde sadece Cumhurbaşkanımıza cevap veriyorlar? İsrail'i eleştiren pek çok hükümet ve devlet başkanı olmasına rağmen Netanyahu neden konuşmasının tamamını Cumhurbaşkanımıza ayırıyor? Bunun sebebi şudur. Çünkü Cumhurbaşkanımız İnsanlık İttifakı'nın en güçlü sesidir. Cumhurbaşkanımızın söylediği her şey, bunların işlediği suçlar bakımından en temel hukuki ilkeleri barındıran bir iddianamedir. Bunlar Cumhurbaşkanımızın her konuşmasında yüzlerine insanlık haysiyeti, insanlık değeri ve insanlık onuru adına okunmuş bir iddianameyi görüyorlar. Onun için bu kadar telaşla cevap veriyorlar. Onun için bu hezeyanlarla yaptıkları katliamları ve soykırımcılıklarını örtbas edebileceklerini düşünüyorlar. Ama insanlık onuru, haysiyet, medeniyetin kazanımları mutlaka bunları yenecektir. Ve bugün geçmişte Srebrenitsa'da olduğu gibi, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, bu soykırımı yapanlar insanlık mahkemesinin önünde bu hesabı vereceklerdir.

Değerli arkadaşlar, burada net bir şeyin vurgulanması gerekir. Bütün bu tablo içerisinde Birleşmiş Milletler kurallı düzenin temsilcisi olacaksa, kurallı düzen adına inisiyatif oluşturan bir etkisi olacaksa, bu ancak Cumhurbaşkanımızın bu son konuşmasında da Birleşmiş Milletler'de ifade ettiği ilkelerin hayata geçmesiyle olacaktır. Bunun başka bir yolu yoktur. Aksi takdirde bu sembolizm, sembolizmin ötesine geçmiş olan bu gerçek, Birleşmiş Milletler'i yok edecektir. Sanık kürsüsünde olması gereken Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler kürsüsünü katliam ve soykırımın propaganda sahnesine dönüştürmesi herkes için utanç vericidir. Biz bu soykırım şebekesinin Cumhurbaşkanımıza niye saldırdığını biliyoruz. Cumhurbaşkanımızın bu insanlık düşmanlarıyla mücadele ettiği için karşı karşıya kaldığı bu saldırılar, Cumhurbaşkanımızın mücadelesinin haklılığını göstermektedir. Her geçen gün daha fazla göstermektedir. O açıdan Cumhurbaşkanımızın bu ifadeleri, bu duruşu ve bu mücadelesiyle gurur duyuyoruz. Böyle bir lidere sahip olduğumuz için de dünyada tarihin doğru tarafında durmak bakımından, bu büyük imtihanları vermek bakımından kendimizi son derece şanslı, doğru yerde duran, tarihin doğru tarafında duran, böyle bir lidere sahip olmakla gurur duyan bir kadro olarak kabul ediyoruz. Türkiye'yi gerek kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda, gerek doğumuzda ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı konusunda, gerek güneyimizdeki Gazze'deki soykırım konusunda, gerek Balkanlar'daki birtakım kaynamalar konusunda etrafımız bu derece istikrarsızlık ve kaosla karşı karşıyayken, Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü bu dirayetli siyasetin dünyada nasıl Türkiye'yi pozitif olarak ayrıştırdığını, herkesin ilgisini çektiğini hep beraber değerlendiriyoruz.

Bir diğer konu arkadaşlar. Böylesine büyük bir küstahlık ki orada Netanyahu konuşurken İsrailli yetkililer tutuyorlar, salonu terk edenleri not ediyorlar. Bu da Birleşmiş Milletler açısından utanç vericidir. Ne yapacaklar? Onları da mı çağrı cihazlarıyla öldürecekler? Onların dolma kalemlerine mi silah yerleştirecekler? Yani tarih boyunca pek çok katliam şebekesi oldu. Bunlar katliamlar yaptıkları halde örtbas etmek için uğraştılar. Ama ilk defa Netanyahu ve soykırım şebekesi her geçen gün kendi katliamlarıyla övünen, kendi katliamlarını daha da ileriye götüren bir yaklaşım içerisine yürüyor. Cumhurbaşkanımızın orada ifade ettiği gibi, biz ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun bunun karşısında susmayacağız.

Bir de şöyle bir şey var. Yaklaşan seçimler sebebiyle Netanyahu bunu Türkiye ile İsrail arasında bir meseleye çevirmek istiyor. Mesele açıktır. Bu mesele soykırım şebekesi ile insanlık arasında bir meseledir. Türkiye de bu İnsanlık İttifakı'nın en güçlü üyesidir. Cumhurbaşkanımız en güçlü sesidir. Soru, insanlığın bu soykırım şebekesi ile bundan sonra ne yapacağıdır. Dünyanın geleceği, kurallı düzenin geleceği, insancıl hukukun geleceği ve medeniyetin kazanımları bununla şekillenecektir.

"AK PARTİ'NİN VE CUMHUR İTTİFAKI'NIN ADAYI SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZDIR"

Bir diğer konu şudur arkadaşlar. Muhalefet hiç kendi haline bakmadan sürekli olarak Cumhurbaşkanımızın aday olup olamayacağını, Cumhurbaşkanımızın aday olmasının şartlarının ne olduğunu, Cumhurbaşkanımızın aday olup olmaması konusunda AK Parti içerisinde birtakım tartışmalar olduğunu ifade ediyor. Tabii muhalefetin sözlerini ciddiye almaya gerek yok. Ama daha önce de ifade ettiğim gibi, AK Parti'nin ve Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dır. Bu konuda AK Parti en güçlü açıklamaları yapmıştır. İttifak ortağımız Sayın Devlet Bahçeli bu konuda son derece güçlü açıklamaları yapmıştır. Kendisine buradan şükranlarımızı iletiyoruz. Onun dışındaki bütün tartışmalar muhalefetin kendi iş gündemidir, kendi spekülasyonudur. Bugün dünyada kime sorarsanız sorun, bütün bu krizlerin ortasında en başarılı devlet yönetimi sergileyen, en başarılı kriz yönetimi sergileyen, herkes birbirine savaşı daha çok kışkırtırken İstanbul'da barış masası kuralım diye ısrar eden tek lider Cumhurbaşkanımızdır. O sebeple hem AK Parti'nin ilkeleri, hem AK Parti'nin dava şuuru, hem AK Parti teşkilatlarının ve bütün arkadaşlarımızın ortak iradesiyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önümüzdeki seçimlerde de Cumhurbaşkanı adayımızdır. Aynı şekilde Cumhur İttifakı adına Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çarpıcı, kapsamlı, net ve kararlı açıklamalar da bu doğrultudadır. Bir kere daha Sayın Bahçeli'ye şükranlarımızı sunuyoruz. Nitekim Cumhur İttifakı'nın diğer ortaklarından da benzer açıklamalar liderler tarafından yapılmıştır. Büyük Birlik Partisi tarafından, Demokratik Sol Parti tarafından, diğer HÜDA PAR tarafından ve diğer beraber yürüdüğümüz kadrolar tarafından yapılan açıklamaların her biri için şükranlarımızı ifade ediyoruz.

FON KRİZİ

Değerli arkadaşlarım, bugün sabahleyin açıklama yaptık. Fon krizi konusunda, bu krizin adına kamuoyunda "Fon krizi" denilen gündemle ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda ilk günden itibaren partimizin kurulları titizlikle çalışmaktadır. Burada AK Parti'nin ilkeleri nettir. Biz Türkiye'de temiz toplum ve temiz siyasetin öncüsü, adresi ve merkeziyiz. Bu bakımdan AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu net ilkelerle yürüyoruz. Usulsüzlük, yolsuzluk, istismar. Herhangi bir şekilde bunlara ulaşıp mağduriyet üretenlerin hepsinin hesap vereceğini ifade ediyoruz. Adalet Bakanlığımızın, Hazine ve Maliye Bakanlığımızın, bütün kurumlarımızın tam koordinasyonuyla, Cumhurbaşkanımızın "Yanlış yapan kim olursa olsun hesap sorulacaktır." ilkesi esas alınarak bütün bu meselenin üzerine gidilecektir. Bundan olumsuz etkilenen vatandaşlarımızın tabii ki durumları titizlikle ele alınacaktır. Bütün bu süreç ayrıca AK Parti'de, partideki yetkili kurumlarımız tarafından titizlikle takip edilecektir. Cumhurbaşkanımızın ve Genel Başkanımızın "Sorumluluğu olan kim varsa hesap sorulacaktır." ifadesi, bu meseleye yaklaşımımızın yegâne pusulasıdır. Burada her türlü yanlışa karşı tavizsiz hareket edeceğimizin bir kere daha altını çiziyorum.

"FİNANSAL SİSTEMİMİZ VE TÜRKİYE EKONOMİSİ AÇISINDAN SİSTEMİK BİR RİSK YOKTUR"

Bir diğer konu şudur. Tabii ki yanlış yapanlar hukuk önünde hesap verecek, hukuki sonuçları hep beraber göreceğiz. Buradan birtakım linç kampanyaları ile partimizin hedef alınması gibi birtakım yaklaşımlara da en net cevabı vereceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Temiz siyaset ve temiz toplum ve her alanda sistemin temiz tutulması AK Parti'nin varlık sebebi ve kuruluş felsefesidir. Bir diğer konu, yine dışarıdan pompalanan, biraz da bizim muhalefetin kes, kopyala, yapıştır sistemi ile başka bir şey bilmedikleri için yaptıkları bir şey var. Türk ekonomisine ve finansal sistemimize dönük olarak birtakım iftiralar ortaya koyuyorlar. Finansal sistemimiz ve Türkiye ekonomisi açısından sistemik bir risk yoktur. Bu, sermaye piyasasının sınırlı bölümünde belli bir fon merkezli olarak ortaya çıkmış bir krizdir. Bu çerçevede hem bunun üzerine gideceğiz, sorunlular hesap verecek, hangi alanda olursa olsun. Aynı zamanda da bunların bir daha tekrar edilmemesi için idari, adli bütün tedbirlerin alınması için çalışmaları biz başlatmış oluyoruz. Tüm denetim kurumları görevlerinin başındadır. Şeffaflık, denetim, hesap verebilirlik, ülkelerin çerçevesinde millete, milletin emanetine sahip çıkma konusunda taviz yoktur, istisna yoktur. Biz milletin emanetine sonuna kadar sahip çıkarız ve bu konuda da gerekeni neyse yapmaktan çekinmeyiz. Bizim siyasetimizin, AK Parti'mizin, Cumhur İttifakı'mızın siyasetinin alfabesi, her türlü yanlışla sonuna kadar ve tavizsiz mücadele etmektir.

Şimdi muhalefetten gelen eleştirilere bakıyorsunuz. Bunlar meseleyi, kendilerinin içinde bulunduğu duruma bir ayna tutmadan bizimle ilgili durumları değerlendirmeye kalkıyorlar. Onların söylediklerinin hiçbir önemi yoktur.

Bugün aziz milletimizle İstanbul'un bütün ilçelerinde buluşacağız. Bu Eylül ayı programımızı bu şekilde tamamlayacağız. Milletin partisi olan AK Parti, milletin evi olan AK Parti, milletin adamı, milletin sevgilisi Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda bütün bu çalışmaları bugün de İstanbul'umuzda, göz bebeğimiz olan İstanbul'da kapsamlı bir şekilde gerçekleştirecektir.