Avrupa sokakları da Mısır'dan farklı değil

Ortadoğu'da patlak veren gösteriler tüm dünyanın gözünü o bölgeye çevirerek, insanların yaşam standardının ne kadar düşük olduğunun fark edilmesine yol açtı. Stratejist Ali Serim, AB'nin içinde bulunduğu finansal krizin AB vatandaşlarının da hayat standartlarını düşürdüğünü belirttti ve AB sokaklarının da Mısır'dan farklı olmadığını söyledi

Yener Karadeniz
Avrupa sokakları da Mısır'dan farklı değil

Ortadoğu'da devam eden protesto gösterileri, küresel ekonomiyi tehdit eder pozisyona gelirken, akıllara geçtiğimiz yıl AB'nin borçlu ülkelerinde sokaklara dökülen vatandaşları getirdi. Stratejist Ali Serim, düne kadar Yunanistan sokaklarının Mısır sokaklarından farklı olmadığını belirterek, AB Hükümetlerinin içinde bulunduğu borç batağı sebebiyle dolayı faturayı halka ödettiğini belirterek, yaşam standardı açısından Ortadoğu ile ab'nin farklı olmadığını ifade etti. Serim, “AB'de memur maaşlarını kimi ülkelerde yarı yarıya düşürdüler. İrlanda 4 yılı kapsayan bir tasarruf planı açıkladı. Katma değer vergisinde oranları artırıldı. İngiltere öğrenci harçlarını üç katına çıkardı. Fransa'da emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı 1968'den bu yana en büyük gösteriler düzenlendi” diye konuştu.

TÜRKİYE CAZİBE MERKEZİ OLDU

Türkiye'nin hem bu dönemde hem de kriz döneminde ve sonrasında gösterdiği performanstan dolayı diğer ülkelerden ayrışarak tam bir cazibe merkezi haline geldiğini vurgulayan Serim, Türkiye'nin 10 yıl içinde ekonomik büyüklükte Kanada'yı yakalayacağını ve 2033 yılında ise İtalya kadar olacağını söyledi. Bu tahminin ülkede işlerin uzun sürede yolunda gideceğini gösteren bir tahmin olduğuna dikkat çeken Serim, önümüzdeki 3 yıl içinde ülkeye 100 milyar dolar da yatırım geleceğini belirtti.

GARANTİ BANKASI İYİ BİR ÖRNEK

Serim, “IMF olmaksızın yol alabilen Türkiye takdir topladı. Milli gelir arttı, ekonomi sürekli büyüdü. Yaşam kalitesinde takdire şayan iyileşme var. Enflasyonla mücadelede kararlılık var. Kriz Sayın Başbakan Erdoğan'ın ifade ettiği gibi teyid geçmekle kalmadı, 2005 yılında yüzde 25.5 oranında Garanti Bankası hissesine 1.6 milyar dolar ödeyen GE'nin beş yıl sonra yüzde 20.85'lik hisseyi 3.3 milyar dolara elden çıkardığı başarı hikayesindeki gibi olumlu birçok örnek yatırımcıların iştahını kabarttı, üstelik de Avrupa'da neredeyse tüm bankaların devlet desteğine muhtaç olduğu bir dönemde” diye konuştu.

AB TÜRKİYE'Yİ TENEFFÜS EDİYOR

Yatırımcının önünü görmek istediğini ve bu anlamda tüm Akdeniz coğrafyasında sadece Türkiye'nin öngörülebilir bir geleceğe sahip olduğuna dikkat çeken Serim şöyle devam etti: “Referandumda alınan netice ve Haziran 2011 seçimlerinden AK Parti'nin zaferle çıkacağına olan inanç yatırımların radarını ülkemize çevirdi. Avrupa'da merkezleri bulunan birçok büyük yatırımcının Türkiye merakı potansiyelin başlıca göstergesi. Kıdemli bankacılar Türkiye yiyor, Türkiye içiyor, Türkiye teneffüs ediyor dersem abartmış olmam.”

YATIRIMLARIN AYAK SESLERİ GELİYOR

İTO tarafından yayınlanan bir rapora göre, geçen yıl İstanbul'da yabancı yatırımcının taahhüt ettiği sermaye değeri yüzde 118,7 artış gösterdi. Bunun önemli bir artış olduğunu belirten Serim, “2010 yılında 3 bin 44 yabancı yatırımcı tarafından toplam 823,3 milyon TL sermaye tutarında şirket kurulmuş. Bu durumu gelecek büyük yatırımların ayak sesleri olarak yorumlayabiliriz” dedi.

3 yıl içinde Türkiye'ye 100 milyar $ gelecek

Stratejist Ali Serim gelecek üç yıl içinde Türkiye'ye 100 milyar dolarlık yabancı yatırımın geleceğini belirterek, yatırımların en fazla sağlık, elektrik-elektronik, bilişim, inşaat ve ulaştırma alanında olacağını söyledi. Serim, Türk İşadamlarının geniş bir coğrafyada imza attıkları projelerle en etkili reklamı yaptıkları ifade etti.

Enflasyon önemli bir tehdit

Emtia fiyatlarının da rekor seviyelere ulaştığını belirten Serim, özellikle buğday fiyatlarında artışın devam edeceğini ve bunun enflasyonu tetikleyeceğine dikkat çekti. Serim, “Bu duruma ciddi ve acil tedbir alınması gerekiyor. Önümüzdeki iki yıl ABD'de kayda değer enflasyon artışı olacaktır. Bu da tüm dünyaya etki edecek bir durumdur. Tek tek ülkeler tarafından atılan, koordine edilmeyen adımlar, küresel problemi çözmek için yeterli olacakmış gibi görünmüyor. Dolayısıyla küresel işbirliği ve politika yapıcıların koordinasyonu, ekonominin temellerini yeniden tesis edebilmek ve küresel enflasyonu kontrol altına almak için çok önemli bir rol oynayacak” diye konuştu.

Merkez mecburen strateji değiştirdi

Para politikası kurumlarının uzun süre neredeyse tek amaçlı olarak enflasyon odaklı bir politika uyguladığını belirten Serim, ülkede tek sorunun enflasyon olmadığının fark edilmesi ile birlikte Merkez Bankası'nın da (MB) strateji değişikliğine gittiğine dikkat çekti. Bu amaçla MB'nin son aylarda hızlanan sermaye girişinin yarattığı istikrar bozucu etkilerden rahatsız olmasıyla birlikte bir takım önlemler aldığını söyleyen Serim, bu önlemleri ve amaçlarını şöyle açıkladı: “Merkez, sermaye girişini yavaşlatmak için önce Türk Lirasının getiri cazibesinin azaltılması gerektiğini düşündü. Düşen faizin getiri cazibesini azaltacağı, sermaye girişini caydıracağı, sermaye çıkışını özendireceği böylece, döviz arzını daraltarak, ulusal paraya değer kaybettireceği ve cari denge açığını gerileteceği beklendi. Banka mevduatlarına uyguladığı karşılık oranları değiştirerek fiyat aracının yanına bir de miktar aracı ekledi. Karşılık oranları yükseltilerek kredi hacminin daraltılması ve faiz indiriminin fiyatlar üzerinde yaratacağı yukarı yönlü baskının dengelenmesi hedefledi. Bence bu gibi kararlar kontrol kabiliyetini arttırmak için yapılıyor ki buna hiç kimse eleştirel bakamaz.”

Raiting kuruluşları ülkemizi tanımıyor

Türkiye'nin kredi notunun artacağını vurgulayan Stratejist Serim, kredi notunda iki önemli husus olduğuna dikkat çekerek bunları şöyle açıkladı: “Birincisi politik tesir. Kimse politik sebepler kredi notumuzun uzun sure yükseltilmemesinde etkili olmamıştır diyemez. Diğer husus ülkeyi tam manasıyla tanıyamamak. Bundan kasdettiğim yerel ofislerin olmayışı ve uzaktan yapılan incelemelerle kanaat oluşturulması. Bir süre önce Standard & Poor's üst yönetimini Türkiye'de ofis açmaları konusunda ikna etmeye çalıştım. Bu kapsamda Frankfurt ve İstanbul'da toplantılar yaptık, hatta karar vericileri İstanbula getirdim. Ne yazık ki karar olumsuz oldu. Yerel ofis açmak için erken olduğuna karar verdiler.”