28 Şubat post-modern darbe sürecinde, üniversite kapıları başörtülü öğrencilere kapatıldı, binlerce memur ve bürokrat fişlenerek tasfiye edildi ama en büyük acıları yine canla başla hizmet ettikleri TSK'dan hiçbir gerekçe gösterilmeden atılan subay ve astsubaylar yaşadı. 1999'da, eşi Aliye Balatekin başörtülü olduğunu için ordudan atılan eski Yüzbaşı Sadık Güray Balatekin de bunlardan biri. Ardahan'da görev yaparken eşinin mide kanserine yakalanması nedeniyle Ankara'ya tayin olan ve eşini GATA'ya yatıran Yüzbaşı Balatekin, 1999 yılı Kasım ayında YAŞ toplantısında 'disiplinsizlik' gerekçesiyle TSK'dan atıldı. Balatekin atıldığını, 29 Kasım'da mesaiye gittiğinde öğrendiğini belirterek, "Komutanım olan albay, disiplinsizlik suçundan TSK'dan ilişiğimin kesildiğini söyledi. Silahımı ve askeri kimliğimi vermemi istedi. Ertesi günü teslim ettim ve ayrıldım" diye konuştu.
TEDAVİSİ YARIM KALINCA...
Balatekin, kendisinin ordudan atılmasından sonra Ankara GATA'da yatan eşi Aliye Balatekin'in tedavisinin sona erdirildiğini belirterek, "Eşimin 6 seans görmesi gereken kemoterapi tedavisine, hastane yönetimi tarafından dördüncü seansta son verildi. Eşimi hastaneden çıkarmak zorunda kaldım. Hastaneden çıkardıktan 15 gün sonra da eşim hayatını kaybetti" dedi. Balatekin, eşinin hayatını kaybetmesinde, nizamiyede yaşadığı bir olayın da çok etkili olduğunu ifade etti. "Dönemin garnizon komutanı, eşimi başörtülü olduğu için arkadaşları arasında birliğin çay bahçesinden kovdu ve bana açık açık, 'ağzımla kuş tutsam bile TSK'de kalamayacağımı' söyledi" diyen Balatekin, şimdi hayatta olmayan o komutanın ismini açıklamak istemediğini söyledi.
TAKDİR BEKLERKEN UYARI ALDIM
Meslek hayatında en büyük baskıyı 1998 yılında görev yaptığı Ardahan Göle'de yaşadığını belirten Yüzbaşı Balatekin şunları söyledi: "1998 yılında Tunceli'ye operasyona gittik. İki ay süren operasyondan birliğim tek bir zayiat vermeden döndü. Ben takdir beklerken garnizon komutanlığından gelen bir sarı zarfla eşimin kıyafetinin çağdaş olmadığı için uyarıldım." 28 Şubat, Balyoz ve Ergenekon'un aynı zihniyetin ürünü olduğunu ifade eden Balatekin, "Bunların aynı kategoride değerlendirilmesi gerekir" diyerek, dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın da yargılanması gerektiğini kaydetti.
Çektiğimiz acıyı bir biz biliriz bir Allah
Hukuksuzluklara karşı verdiği mücadele ile tanınan Sivil Dayanışma Platformu Başkanı Ayhan Ogan, kendisinin de 28 Şubat'ın tokadını yiyen binlerce vatandaştan biri olduğunu söyledi. "O dönemde özel bir okulda eğitim gören kızım Rabia Ogan, müfettişlerin baskısına rağmen başını açmadığı için iki yıl okulundan uzak kaldı" diyen Ogan, "Bu süreç kızımın bütün eğitim yaşamını etkiledi. O dönemde çektiğimiz acıyı ve döktüğümüz gözyaşını bir biz bir de Allah bilir" dedi. 28 Şubatçıları affetmesinin mümkün olmadığını dile getiren Ogan, "Çok şükür, 28 Şubat'la hesaplaşma süreci başladı. Herkes yaptığının hesabını hukuk karşılığında vermeli. Bu sadece askeri kolluk güçleri ile sınırlı kalmamalı. 28 Şubat'ın siyasi uzantıları ve başta o dönem hükümetin yıkılmasına neden olan eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de yaptıklarının hesabını vermeli" ifadelerini kullandı.
5 yaşındaki oğlum bile tecrit edildi
Emekli Öğretmen Binbaşı Kazım Çetin de 28 Şubat sürecinde ordudan ayrılanlardan birisi. 28 Şubat yaşamadığı sıkıntı kalmadığını ifade eden Çetin, 'Öğretmen olmama rağmen 4 yıl içerisinde 4 farklı kıtaya tayinimi çıkarttılar. Uzmanlık alanım dışında çalışmaya zorladılar. Psikolojik baskı da artında mecburen emekliliğimi talep ettim' dedi. Yaşananlardan 5 yaşındaki oğlunun da olumsuz etkilendiğini belirten Çetin, şöyle konuştu: 'Çerkezköy'e gittiğimde oğlum 4-5 yaşlarındaydı. Bir gün, birlikten eve geldim. Oğlum öyle sevinçli, öyle çığlık atıyor; 'Baba, benim bugün arkadaşım oldu' diye... Aradan bir iki gün geçti, aynı çocuğum boynu bükük vaziyette geldi. Dedi ki 'Baba arkadaşım benimle oynamıyor'. Olay gayet basit. Aynı çocuk, aynı 'müjdeyi' anne babasına verdi. 'Kimin oğlu, Öğretmen Yüzbaşı Kazım'ın oğlu... Sakıncalı, şüpheli personel olarak okullardan kıtaya gönderilmiş bir personel. Sakın ha onunla oynama' diye ona söylendi mutlaka. Bu psikolojik baskı değil midir? 5 yaşındaki çocuğa bu tecrit nedir?'
İL İL SÜRÜLDÜ
Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nde Şube Müdürü olarak görev yaparken 1998 yılından 2002'ye kadar il il sürgün yaşayan Mahmut Filoğlu da 28 Şubat'ın mağdurlarından. ANASOL-M koalisyonuyla birlikte dönemin Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay tarafından Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesi'nde Tarih öğretmenliğine atanan, daha sonra bu atamayı açtığı davayla iptal eden Filoğlu, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen birkaç ay sonra Ağrı'nın Tutak ilçesine sürüldü. Filoğlu bu atamayı da mahkemeye taşıdı ve yine kazandı. Karar sonrası Pendik'teki eski görevine dönen Filoğlu, daha sonra Adıyaman ve Erzurum'a sürüldü. 2002 yılına kadar sürgünlerden kurtulamayan ve yaşadıklarının kendisini yıldırdığını belirten Filoğlu, kendisini Milli Güvenlik derslerine giren Vecdi Oklaşşoğlu adlı bir subayın fişlediğini öğrendiğini kaydetti. Filoğlu, "Bu olanlar sonrası cilt hastalığına yakalandım ve 2002'de emekli olmaya karar verdim" diye konuştu.