Çanakkale bir kalabalığı 'millet' yapar

"Çanakkale Mahşeri" kitabının yazarı Mehmed Niyazi, "Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı mekan Çanakkale'dir. Azerbaycan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin varlığının sebebi de 250 bin şehit verdiğimiz Çanakkale'dir” dedi. Dünyayı allak bullak eden bir savaşın en büyük tarafı olan bir milletin parmakla sayılacak kadar hatıratı yazıldığına dikkat çeken Niyazi, “Bir iki kumandanın gözüyle bakıyoruz. Halbuki Çanakkale, bir kalabalığı millet yapar” diye konuştu.

Şamil Kucur
Çanakkale bir kalabalığı 'millet' yapar

Fikri yazılarının yanı sıra roman dalında da çok sayıda eserler veren önemli bir isim Mehmet Niyazi. 50 baskı yapan ve 120 bin satan "Çanakkale Mahşeri" adlı, Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan romanı büyük ilgi gördü. 95 yıl sonra, babası da bir Çanakkale gazisi olan Mehmet Niyazi ile savaş dönemini ve bugün Çanakkale Savaşı'na nasıl bakılması gerektiğini konuştuk.

Bu savaşın dönemi itibariyle tesirleri nelerdir?

Çanakkale'nin Osmanlı Devleti ve dünya tarihi açısından çok büyük bir önemi var. Biz daha bu bakış açısından değerlendirebilmiş değiliz. Acaba biz bu savaşın öneminin ve tarihin seyrine etkisinin ne kadar farkındayız? İngiltere Başbakanı Churchil, bakın dünya tarihine, Çanakkale'nin tesirlerini nasıl anlatıyor: "Tophaneli Hakkı'nın yaptığını 400 yıldan beri hiç kimse yapmamıştır. Nusret Mayın Gemisi'nin bu kahraman subayı, bir gecede Çanakkale Boğazı'nı mayınlamış, yenilmez addedilen İngiliz donanmasının üçte birini kullanılmaz hale getirmiştir. Bu durum savaşın süresini 2.5 yıl uzatmış, 8.5 milyon Avrupalı'nın ölümüne sebep olmuştur. Bu yüzden biz, Boğaz'ı geçemedik. Rusya komünist oldu. Rusya komünist olurken, 30 milyon insan öldü. Rusya daha sonra Çin'i komünist yaptı. Çin komünist olurken 50 milyon insan öldü. Ayrıca Çanakkale yenilgisi münasebetiyle bizim gücümüzden dünyada şüpheler başladı. Bangladeş, Hindistan, Pakistan gibi ülkeleri elimizden kaçırdık. Güneş batmayan imparatorluğun güneşi batmaya başladı. Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temellerinin atıldığı yer Çanakkale'dir. Diğer yandan, bugün Azerbaycan, Gürcistan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Ukrayna, Baltık devletleri bağımsızlıklarını kazanmış ise, bu da bir bakıma Çanakkale'de kazanılan zaferden kaynaklanmaktadır.

Sizi "Çanakkale Mahşeri"ni yazmaya iten sebepler nelerdi? Zafer hakkında ülkemizde yazılan hatırat ya da tarihi romanlar yeterli mi?

Eğitim için Almanya'da bulunduğum 1970-71 yıllarında Köln Üniversitesi'nde gittiğim bir karnavalda, davetliler milli kıyafetlerini giyiyorlardı. Ben de başıma bir fes geçirdim. Yaşlı bir Alman profösör yanıma geldi ve "Evlat bu Çanakkale'yi bir daha yapabilir misiniz?" dedi. Bu soruya 5-10 kez muhatap olduk. Benim babam da Çanakkale'de bulunmuş; ama "Biz bunları Allah rızası için yaptık" der ve hiçbir şey anlatmazdı. Türkiye'ye döndüğüm zaman araştırdım. Çanakkale hakkında yazılmış tüm eserlerin toplamı 24'tü. Ancak, Almanya'da Çanakkale hakkında yaptığım araştırmada, müstakil eser ya da içinde Çanakkale ile ilgili makalelerin de bulunduğu 700 küsur eser yayımlanmış. Ne yazık ki, Çanakkale'de tarihini değiştiren, en büyük taraf olan, en büyük kurban veren bir milletin parmakla sayılacak kadar hatıratı yazılmış. Bize bu zaferi hatırlatan, birkaç tane de edebi parçalar, şiirler vardı sadece. Vatanı, dini, namusu, milleti uğruna şehit olan 250 bin vatan evladının, ondan daha fazla olan gazilerin hatıratı bu az kadar olmamalıydı.

Anzak Günü, Avustralyalılar'ın, Yeni Zelandalılar'ın torunları Çanakkale ve Gelibolu'ya dedelerini anmak için, sabah ayini törenleri için geliyor. Bu bir rahatsızlık oluşturmuyor. Ama dedelerini anmak için giden Türklerin ziyaretleri, bazı çevrelerce tartışılıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsanlar rahatsız oluyor tabii. Çanakkale'ye şehitlikleri ziyarete giden vatandaşlarımız hurafeden uzak; ama doğru bilgilendirildiği takdirde Çanakkale, bir kalabalığı, "millet" yapar. Orada öyle fedakarlıklar yaşanmış ki. Allah, öyle şeyler halkeder ki, biz onu idrak etmeyiz. Biz yaptığımızı zannederiz. Orada bizim ordumuzda bir medeniyetimizi kurtarmak, İslam'ı kurtarmak, bu gayret vardı. Bunu erinde, subayında, Binbaşı Lütfü Bey'de olduğu gibi görüyoruz. Ama zannediyorum ki, Türkiye'nin gizli hakimleri Türkiye'de bir millet olmasından endişe ediyorlar. İnsanların değerlerine, tarihine, milleti millet yapan özelliklerine sahip olmasından rahatsızlık duyan kesimlerin olması ne acı. Anzaklılar ve onların tarihinde çok ciddi bir bu savaş var. Bir de 1915'te onların 2 tane, bizim dondurmacıyla kasabada yaptıkları bir harp var. Yani onların kalabalıklarını millet yapmak için, Çanakkale Harbi'ne ihtiyaç duyuyorlar. Başka direniş noktaları yok.

Milletimiz, tarih ve din hadisesi karşısında çok hassas. Çanakkale Savaşı, Türk'ün bütün dünyaya karşı duyduğu gurur savaşıdır. Bu tür tarihi konular sanat, edebiyat ve estetik açısından özen gösterilerek anlatıldığı takdirde, milletimiz hem fert hem de toplum olarak motive olacak ve aydınlanacaktır. Roman, hikaye ve şiir gibi sanat eserleri, gençliğin milli bir duyarlılık kazanmasında çok daha etkili. Bu açıdan bakıldığında Çanakkale Savaşı, genç nesillere milli şuur ve millet olma gururu aşılanmasında tesiri olabilecek bir değerdir.

Çanakkale Savaşı'nın doğru anlatılmadığını söyleyen Mehmed Niyazi, "Pastadan ne kaparım, hikaye bu" dedi. Kaynaklarda 'Kınalı Murat' olarak geçen askerin adının kitaplarda 'Hasan' olarak değiştirildiğini, yanına bir de 'kuzu' ilave edildiğini belirtti.

Mehmet Niyazi, Çanakkale Savaşları'nın yeterince bilinmediğini, bunun nedeninin de ön kabullere dayanması olduğunu kaydetti. Çanakkale Savaşları tarihine olan ilginin son yıllarda arttığını belirten Niyazi, 'Ama niye ilgi duyduğumuzu pek izah ettiğimize kani değilim' dedi. Mehmed Niyazi, şunları söyledi:

"Çanakkale Savaşı, dünyayı allak bullak eden bir savaştır; ancak biz oraya sevdiğimiz bir-iki kumandanın gözüyle bakıyoruz o kadar. Başka bir şey gördüğümüze kani değilim. Çanakkale Savaşları'nın doğru anlatıldığını düşünmüyorum. Demek ki burada bir sıkıntı gündeme geliyor. Çanakkale bilinmez, kendi kendimize hayal kurar anlatırız. Muhabbet olsun diye dinleriz. Anlatan mutlu, dinleyen mutlu. Çanakkale hakkında uzun yıllar roman yazılmadı. Çanakkale hakkında 253 bin roman yazılması lazım. Her askerin bir hikayesi var. Bir de karşı tarafın 281 bin ölüsü var ama açıyorlar kitabı, oradan olayları alıp hiç alakasız yan yana alıp koyuyorlar, kitap olarak bastırıyorlar. Şu anda Çanakkale ile ilgili basılan 400 civarında roman var. Bunların çoğu ölü soyuculuk. 'Burada bir pasta var, ben bundan ne kaparım', hikaye bu. Çanakkale ile ilgili kitaplar çoğalınca insanlar da bunu fark etti. Şimdi satmıyor Çanakkale ile alakalı romanlar."

Kaynaklarda "Kınalı Murat" olarak geçen askerin isminin, Çanakkale ile ilgili kitaplarda "Hasan" olarak değiştirildiğini, yanına "kuzu" ilave edildiğini belirten Niyazi, 'İşte ölü soyucu onlar' dedi. Niyazi, "Bu ne kadar sürer bilemiyorum. Millete aynı hikayeleri dinlemekten gına geliyor ve ilgisinin devam edeceğini sanmıyorum. İnsanlar istismar edildiklerini, ciddi bilginin verilmediğini görüyor" görüşünü dile getirdi.

Milletimiz ecdat, tarih ve din hadisesi karşısında çok hassas. Çanakkale dışında birçok kitap yazdım. Fakat hiçbiri "Çanakkale Mahşeri"nin gördüğü ilgiyi görmedi. Size 1915 senesinde bir Alman hekimin hatıratından bir bölüm nakledeyim: 17 Temmuz'da İngiliz ve Fransızlar bizim mevzileri topa tutuyorlar. Alman hekim diyor ki, "Türk askeri siperlere girdiği anda şanslıları kolunu bacağını kaybediyor, bizim siperlere geliyor. Biz de orada bir kolunu bacağını kesiyor, hastaneye gönderiyoruz. Şanssızları ise, mermi böyle vurdun mu havada dağılıyor. Buna rağmen çıldıran bir asker görmedim. Bilenler, Salaten Tüncina'yı okuyor. Bilmeyenler de "Tekbir" getiriyor ve görevlerini yapıyor. Üzerime toprak döküldü. Bir başımı kaldırdım ki 1.90 boyunda Temmuz Güneş'inde terlemiş Senegalli Ali, kanlı satırlı bir zenci. Üzerimizden oda atlayınca anladım ki cephe bozuldu. Kendimi teselli ederken, Davudi bir ses duydum; bu ses bir insan sesi değildi. Sanki ciğeri sökülmüş bir arslan sesiydi. Tercümana sordum ne diyor, bağırıyor. Yetiş ya Muhammed, kitabın gitti. Ben Hristiyanım, dinimi unuttum. O ses öyle bir ses ki, beni sanki mancılık gibi kavradı, siperden dışarı çıkardı. Baktım ki 26. Alay'ın 1. Tabur kumandanı Binbaşı Lütfü Bey. Tek başına siperden atlayanlarla harp ediyor. Kan revan içinde çift kılıçla dövüşüyor ve bağırıyor. "Yetiş ya Muhammed, kitabın gitti" diye bağırıyor. Çanakkale'de kazanılan zaferdeki sır budur.