Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi siyaset bilimci Prof. Dr. Şenol Durgun, AK Parti'nin olağanüstü kongre kararı almasına neden olan gelişmeler ışığında Türkiye'deki sistem krizini yorumladı.
Başbakan Davutoğlu'nun genel başkanlıktan çekilmesi sebebiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti arasındaki ilişki çok gündemde. Bu ilişkiyi hangi çerçeveye oturtuyorsunuz?
Siyasi bir lider olarak AK Parti'nin başarısında Recep Tayyip Erdoğan faktörü elbette gözardı edilemez. 2002'den bu yana 9 seçim, 2 de referandum yapıldı. Bütün bu seçimlerde siyasal bir aktör olarak Erdoğan'ın önemli ve baskın bir etkisi sözkonusu oldu.
Türkiye'nin bugün bir sistem sorunu var mı?
Ciddi anlamda bir sistem sorunumuz olduğundan söz edebiliriz. Bu sorun yeni olmayıp 1982 Anayasası ile cumhurbaşkanı makamına yetki veren ama sorumlu tutmayan haklarla hep tartışma konusu oldu. Daha sonraki hükümet-Cumhurbaşkanı makamı arasındaki siyasi sorunlar ile cumhurbaşkanlığı seçimi gibi durumlar bize bir sistem sorunu olduğunu her daim göstermiştir. Şimdilerde yaşadığımız son olay, yani Sayın Davutoğlu'nun kongreye gitme kararı da gösteriyor ki, aynı partiden, aynı davaya inanmış, aynı yola baş koymuş insanlar bile mevcut sistem içerisinde anlaşmazlığa düşebiliyor. Yani ortada sistemsel bir sorun var.
ÇATIŞMA FELAKET OLURBu sistemsel sorun yeni sıkıntıları da doğurabilir mi?
Mevcut son durumla yürütmenin başında halk tarafından seçilmiş iki kişi var. Biri yüzde 52 diğeri yüzde 49 ile iktidara gelmiş ve her ikisi de halka dayalı. Her ikisinde de siyasette etkin olma arayışı var. Ama bu etkinlik arayışı, sistemdeki yerleri çok net belirlenmiş olmadığı için çatışma yaratıp işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale getirebiliyor. Bir de bu isimlerin farklı partiden olduklarını ve yaşanacak tıkanıklığı düşünün. Ülke için felaket olur. Zor bir coğrafyada yaşayan bizler için sistemden kaynaklı sorunları tehir etme gibi bir lüksümüz yok. Çünkü bu siyasal parti meselesi değil, ülke sorunu olarak karşımıza çıkıyor.
Kurulacak yeni sistem için nelere dikkat etmek gerek sizce?
Kadim siyasal kültürümüzde bir söz vardır, 'devlette ikilik olmaz' diye... Devlette ikilik, devlet otoritesinde yetki karmaşası, zafiyet demektir. Yetki karmaşasını artıracak her türlü paralel yapılanmalardan arınmak gerekir. Yetkinin demokratik denetim mekanizmaları güçlendirilerek bir düzene kavuşturulması, siyasal sistemin etkinliği açısından önemlidir. İstikrarlı ve etkin çalışabilecek bir hükümet modeline ihtiyacın varlığı sadece son dönemde değil, bundan önceki dönemlerde de vurgulandı.
BAŞKANLIK TALEBİ YENİ DEĞİLBaşkanlık sisteminin önceki liderler tarafından da gündeme gelmesini aynı bağlamda mı görmek gerekir?
Turgut Özal ile Süleyman Demirel de bir sistem değişikliğinden söz etmişlerdi. Dolayısıyla bu talep yeni bir talep değil. Önceden beri icraatın içinde etkin bulunmuş siyasal liderler tarafından dile getirilmiş bir taleptir. İcra makamının tek elde toplanmasının daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Hele Türkiye'nin ateş çemberi içinde coğrafyada olduğu, hızlı kararlar almak ve alınan kararın hızlı bir şekilde uygulanması lüzumu göz önüne alındığında, bu durum daha iyi anlaşılacaktır.
TÜRK TİPİ MODEL OLABİLİRTürkiye tipi başkanlık önerileri için ne dersiniz?
Biz toplumun temel sorunlarından çok rejim meselesini konuştuk, hâlâ da konuşuyoruz. Yani kendi siyasal ve ekonomik işlerimizi, sorunlarımızı konuşamadık. Daha çok laiklik, kültürel tercihler, Doğu-Batı gibi durumları konuştuk. Artık bunları aşmamız gerekiyor. Merkezi icra makamını tek elde toplayacak bir yapı kurarken, Türkiye'nin kutuplaşmacı yapısındaki farklı grupların yasal yollardan siyaset yapabilme imkanını açık tutmak ve onun arayışında olmak lazım. Bunun üzerinden gidersek o zaman kendimize özgü bir yapıdan, modelden bahsedebiliriz.
FRANSA'NINKİ KENDİNE ÖZGÜBunun dünyada örneği var mı?
Fransa güzel bir örnek. Fransa sistem değişikliğine giderken 'yarı başkanlık sistemi kurayım' diye yola çıkmadı. Sadece kendi ihtiyaçları üzerinden bir düzenleme yapmaya çalıştı. Ama bu düzenleme ne Amerikan tarzına benzedi ne daha önceki yapısına. Biz de benzer bir metodla hareket edebiliriz. Dolayısıyla ihtiyaçlarımızı temel alarak yapacağımız düzenleme bize özgü olacağı için zaten Türk tipi olacaktır.
Siyasete seviye getirdi
Davutoğlu'nun görevden çekilmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Sayın Davutoğlu'nun kişiliği, nezaketi hiçbir zaman gözardı edilemez. Gerçekten o, siyasete bir seviye getirmiştir. Genelde siyasetteki tasfiyeler küskünlük, öfke yaratmakta ve hatta partileri bölme noktasına kadar getirebilmektedir. Ancak Davutoğlu'nun bu son durumu karşılayış tarzı ve yapıcı söylemi bundan sonraki siyasal yaşamımız için seviye artırıcı bir örnektir. Nitekim bu olaydan siyasal avantaj yakalamak isteyen muhalif partilere de fırsat vermemiş oldu. AK Parti içerisinde kriz beklentisini ortadan kaldırdı. Tabii Sayın Erdoğan'ın 14 yıllık eşine pek rastlanmayan siyasi başarısı da bu tabloda etkili oluyor.
1 Kasım'da seçmenin AK Parti'ye yönelmesinde Erdoğan faktörü ne derecede etkili oldu?
Toplum, AK Parti'nin kurumsal kimliğinden ziyade Erdoğan'ın kişiliğinin daha belirleyici ve Erdoğan faktörünün daha etkili olduğu kanaatinde. Çünkü etrafı ateş çemberiyle kaplı olan ülkenin, toplumun artan tehlikeler karşısında bir güvenceye ihtiyacı var. Bu güvence siyasette Sayın Erdoğan'ın kişiliğinde tecelli etti. Türk siyasal yaşamındaki Erdoğan faktörü, sadece Türk toplumu için değil, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar veya Orta Asya gibi coğrafyalarda da ümit vaat ediyor.