Dış politikada reset yok

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türk dış politikasının resetlendiği (sıfırlandığı) iddiasını reddetti: Resetleme ihtiyacımız yok. Türkiye politikasını değiştirmedi, bölge değişti.

Hilal Güven
Dış politikada reset yok

Tahran'ın nükleer çalışmalarına ilişkin Cenevre müzakereleri yürütülürken Katar, Bahreyn ve İran'a ziyaretler gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türk dış politikasının geldiği noktaya dair eleştirilere yanıt verdi. Bazı kesimlerin, Mısır'da askeri darbenin ardından Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi'nin 'istenmeyen adam' ilan edilmesiyle iyice durma noktasına gelen ilişkilerin sorumluluğunu Türk Dışişleri'ne yükleme çabasında olduğuna işaret eden Davutoğlu, 'Türkiye'deki aydınların bir bölümü, Arap dünyasında özgürlüklerden yana tavır aldığımız için bizi suçluyor. Bize duydukları öfke öyle büyük ki, kendi ilkelerini bile onlara unutturuyor. Değer boyutlu yaklaşım sergilemesi gereken kişiler reel-politikçi oldu. Normal şartlarda siyasetçiler reel-politikçi olur, aydınlar onlara ilkeleri hatırlatır; bizde ise durum tam tersi' dedi.

REEL POLİTİKÇİ DEĞİLİZ

Bazı yazarların 'Romantizm dönemi bitti' şeklinde yorumlar yaptığını hatırlatan Davutoğlu, 'Bizim özgürlüğü ve demokrasiyi savunmamız 'romantizm' olarak değerlendiriliyor. Biz reel-politikçi olsaydık, eminim aynı çevreler bu sefer de şimdi eleştirdikleri çizgiye gelirlerdi. Bizi yine eleştireceklerdi. Ben bir aydın olarak, meselelere reel-politik temelli bakmayı doğru bulmuyorum' diye konuştu. Davutoğlu şunları söyledi:

YALNIZ KALAN TÜRKİYE DEĞİL, ÇOCUKLARIM

'(Komşularla sıfır sorun çöktü) diyorlar. Bizim bu ay görüşmediğimiz komşumuz kalmadı. 14 komşu ülkeyle, eskiden beri sıkıntılı olduğumuz, ikisi dışında, problem yok. Sıkıntılı olduklarımızla da sorumlu biz değiliz. Şu anda Türkiye'de ağırlamam gereken onlarca bakan var. Yoğunluktan dolayı programı ayarlayamıyoruz. Benim gitmek için söz verdiğim halde vakit bulamadığım ülke sayısı ise tam 17. Başarıya öyle alıştılar ki, kimse kazandıklarımızı görmüyor. Biraz yalnız olsak, ben bir de kendi evime uğrarım zaten. Yalnız kalan biri varsa o da benim kendi çocuklarım.'

GEREKİRSE REVİZYON YAPILIR

'(Türk dış politikası resetleniyor) gibi bir yaklaşım var. Sanki yanlış giden bir politika varmış da bu düzeltiliyormuş gibi dile getiriliyor. Böyle bir şey sözkonusu değil. Elbette gerektiğinde dış politikada her türlü revizyon yapılır, İlişkiler gözden geçirilir, canlandırılır, yeni şartlara uyum sağlanır. Ama bizim resetleme gibi bir ihtiyacımız yok. Türkiye politikalarını değiştirmedi, bölge değişti.'

'Sıfır sorun' kavramı bize ait

Muhalefetin hükümeti 'sıfır sorun' kavramıyla eleştirdiğini hatırlatan Davutoğlu: 'Bunu yaparken bizim terimlerimizi kullanıyor, kendileri bir şey üretmiyorlar!'

Geçtiğimiz günlerde TBMM komisyonunda muhalefet milletvekillerine yönelik tepkisini hatırlatan Ahmet Davutoğlu, 'Tepkimin sebebi düzeysiz eleştirilerdi. Olmamış bir vakıanın bütün olumlu yönleriyle, ölmüş bir vakıanın bütün negatif yönleri karşılaştırılmaz. Mesela, Suriye'de biz Beşar Esed'le ilişkiyi kesmeyip bir sene daha devam ettirseydik, mültecileri almasaydık o zaman ülke içinde mülteci sorunu olmayacaktı. Peki ya 700 bin mülteci bizim sınırımızın hemen dışında kalsaydı? Dünyadan tepkiler gelecek ve bu utanç tarih boyunca silinmeyecekti. Bunun olmayacağını varsayarak içerideki mültecileri eleştirmek ahlaksızlıktır' şeklinde değerlendirme yaptı. Muhalefetin, yaptığı eleştirilerde iktidarın kavramlarını referans gösterdiğine dikkat çeken Davutoğlu, şu yorumda bulundu:

RAHATSIZLIĞIN KAYNAĞI DEĞİŞEN PARADİGMA

'Dikkat çekici bir şey var: Bize yapılan eleştirilerde yine bizi referans gösteriyorlar. 'Komşularla sıfır sorun politikası neden yok?' derken de bizim kavramımıza atıf yapıyorlar. Kendilerinden bir şey üretmiyorlar. Kasıtlı kampanyaların kaynağı şu: Türkiye'de bizim iktidarımıza kadar, seçilmiş hükümetlerden yalnızca yol, baraj vs. yapmaları beklenirdi. 'İktidarlar her şeyi yapsın ama makro-stratejik üç alana, güvenlik, istihbarat ve dış politikaya girmesin' denirdi. 'Bu üç alan, halkın iradesiyle seçilmiş kişilere bırakılamayacak kadar önemlidir' mantığı vardı. Hakan Fidan olayında da, diğer birçok konuda da bize yönelik rahatsızlığın kaynağı bu. Türkiye son 10 yıl içinde farklı bir paradigmaya evrildi. Bütün saldırılar, bu paradigmayı sarsmak için...'

Geçen 10 yıl 100 yıl gibi...

'Yanımda iki çanta var: 'Bakan çantası' ve 'akademisyen çantası'. O akademik çantada şimdi şehir tarihi üzerine, Medeniyet Harmanı adıyla bir kitap çalışmam var. Kitabı bitirmek üzereyim. Ben uçakta masayı açarım, kitapları önüme dizerim ve çalışırım. İşte o dinlendiriyor beni. Hatırat yazamadım. Keşke yazılabilse. Şu 10 yılın hikayesi bir 100 yıl gibi neredeyse. O kadar çok şey oldu ki. Bizim gözümüzle yazılsa, herhangi bir hatıra olmaktan çıkar o... Etik kaygı olmasa yazılacak çok şey var.'

2010 yılındaki Tahran anlaşması kaçırılmış fırsattı

İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin Cenevre'de P5 ülkeleriyle yapılan görüşmeler için şunları söyledi: 'Uzlaşma adımları karşılıklı güveni artırıyor. Geçmişte bizim de gösterdiğimiz çabaların nedeni buydu. Türkiye iki prensiple hareket ediyor: İlki, bölgemizin nükleer silahlardan arındırılmasını istiyoruz. İkincisi, barışçıl nükleer teknolojilere sahip olma imkanının kısıtlanmasını istemiyoruz. Çünkü dünyada belki de nükleere en çok ihtiyaç duyan ülkelerden biri, doğal kaynaklarımız zengin olmadığı için biziz.

BİZ İNİSİYATİF ALDIK

Daha önce de birçok nükleer görüşmeye ev sahipliği yaptık. 2010'da bizim inisiyatifimizle bir anlaşma da yapıldı: Tahran Anlaşması... Geçtiğimiz hafta görüştüğümüz tüm taraflar bunu 'kaçırılmış bir fırsat' olarak değerlendirdi. O anlaşma sağlanmış olsaydı bu görüşmelerde temel sorun gibi görünen yüzde 20'lik zenginleştirilmiş uranyumun ne yapılacağı sorusu bile gündemde olmayacaktı. Anlaşma değerlendirilemeyen bir fırsat olarak kaldı.