DÜŞÜNCE HAPİSTE

Hukukçular 'özgürlük prangası' olarak kullanılan düşünce ve ifade hürriyetinin önündeki en büyük engel olan 312. maddenin kaldırılması çağrısında bulundu

Evin Göktaş
DÜŞÜNCE HAPİSTE

ANKARA- 3. binyıla girmemize karşın, Türkiye hâlâ "fikir suçu ayıbı"nı üzerinden atamadı. Düşüncelerini açıkladıkları için onlarca gazeteci, bilim adamı ve siyasetçi hapislerde çürümeye devam ederken, son olarak bir dönem "Başbakanlık" yapmış Necmettin Erbakan'a verilen hapis cezası, AB sürecinde yaratılan umut ışığının üzerine gölge düşürdü. Şimdi tüm gözler, "hukuk reformu paketi" içinde yer alan ve ifade özgürlüğünün önünde en büyük engel olan "TCK'nın 312 ile TMY 8. madde"sine çevrildi. Hükümetin, iç ve dış baskılar sonucu ifade özgürlüğünün kapsamınını genişletmesi bekleniyor. "İfade özgürlüğü" konusunda görüşlerine başvurulan bilim adamı hukukçular, 1982 Anayasası'nın değişmemesi halinde Türkiye'de demokrasi ve özgürlükler sorununun çözülemeyeceğini kaydettiler. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çetin Özek, düşünce özgürlüğünün sınırsız oluşuna vurgu yaparak, düşünce özgürlüğü ile düşünceyi açıklama özgürlüğünün birbirinden ayrılamayacağını kaydetti.

'SÖZ SAHİPLERİ ÖZGÜRLÜKÇÜ DEĞİL'

Demokratikleşmenin demokratik yöntemle olacağını, askeri yöntemle demokratikleşmenin gerçekleşemeyeceğini belirten Özek, "Bugün ülkemizde söz ve karar sahibi olanlar gerçek anlamda özgürlükçü değiller. Bakıyorsunuz hepsi özgürlükçü, özgürlükçü olmayan yok. Ama hepsi, 'Bir yerde şu kadarına izin veririz, bu kadarına izin vermeyiz' anlayışındalar" dedi. Özek, düşüncenin açıklanmasının suç olamayacağını vurgulayarak, şunları söyledi:

"Bir düşüncenin açıklanmasını suç saymak ne demektir? İzin verilmeyen düşünce alanları yaratmak demektir. Yani illegal düşünce alanları yaratmak demektir. Düşünce özgürlüğü eşittir açıklama özgürlüğüdür, propaganda özgürlüğüdür." Özek, her insanın düşüncesini ona buna yayma ve aşılama özgürlüğüne sahip olduğunu savunarak, "Asıl önemlisi budur. İşte bu herkesin doğal hakkıdır. Oysa Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'a göre zararlı fikirler varsa bunlar yasaklanabilir. Fikrin yararlı mı zararlı mı olduğu kamu vicdanına ait bir şeydir, mahkemeyi ilgilendirmez" dedi.

'TÜRKİYE GİBİ YASAKÇI ÜLKE YOK'

İ.Ü. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tanör, Türkiye'deki gibi yasaklara dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanmadığına dikkat çekerek, "Bugün 12 Eylül'ün hâlâ devam etmesinin iki nedeninden bir tanesi, Anayasası'nın, yasalarının devam etmesiyle ikinci sözde sivil siyasi kadroların bu rejimi sürdürmeleridir. 12 Eylül'ün günlük hayatımızı, nefes alışımızı düzenleyen 600 kanunu var. Bunların hiçbirini Anayasa Mahkemesi'ne götüremiyorsunuz. Yeni bir Anayasa yapılmadıkça Türkiye demokrasi ve özgürlük sorununu ebediyen çeker. Ancak Anayasa değişikliği birçoğunun işine gelmiyor. Topu birbirinini üzerine atıyorlar. Ve samimi değiller. Kesinlikle bu Anayasa işlerine geliyor. Benim bildiğim ayrılıkçı bir fikir dünyanın bütün demokrasilerinde savunulur. Ancak şiddet eylemi yasaktır. Şimdi bizde cezaevinde bulunanlar bildiğim kadarıyla ayrılıkçı filan değil. Ayrılıkçı olsa ne olur? Ayrılıkçı fikir zaten silahla konuşuyor. Bir fikrin ayrılıkçı olup olmamasına ancak kamu vicdanında karar verilir" dedi.

'TÜRKİYE'NİN EN ÖNEMLİ SORUNU'

İ. Ü. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhan Kuzu ise, "Düşünce özgürlüğü gelişmekte olan ülkemizde çok büyük önem taşımaktadır" dedi. Düşünce özgürlüğünün, insanın bütün hakları içinde, insanın bedeni üzerindeki hakkından sonra en çok öneme sahip olan hak olduğunu kaydeden Kuzu, "Bu hürriyetin bulunmadığı yerde, sadece gerçek bir demokrasinin değil, aynı zamanda her türlü ilerlemenin toplumun ve kişilerin maddi ve manevi alanda gelişme imkanı da ortadan kalkar" görüşünü savundu.

'EYLEME DÖNÜŞMEDİKÇE SUÇ SAYILMAZ'

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu, düşünce ve ifade özgürlüğünün insanın en başta gelen temel haklarından olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: "Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün sınırlandırılması, ancak, suça azmettirici, ahlaka aykırı, kişisel hak veya toplumsal değerlere saldırı niteliğindeki eylemler için sözkonusu olmalı. Düşünce açıklamasının yakın ve somut bir tehlike oluşturarak eyleme dönüşmesi karşısında toplumun kendisini koruma içgüdüsü ön plana geçer. Düşüncelere kilit vurmanın, düşüncenin anlatımını uzun süre engellemenin yolu yoktur."

'EN BÜYÜK ENGEL 312 VE 8. MADDELER'

Adalet eski Bakanı Şevket Kazan, Türkiye'de düşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engellerin TCY 312 ve TMY 8. maddelerinin olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti: "10 yıldan beri onbinlere hitabeden bu insanın konuşmasından sonra toplumda herhangi bir olay olmuş mu? Hayır. O zaman soru şu: Bu nasıl, ne ölçüde bir tahrik ki, 10 yıldır hiçbir olay olmamış. İşte buna cevap yok. O zaman yapılan haksızlıktır. Türkiye bugünleri İnşaallah aşacak, bu baskı ve işkenceler bir gün bitecektir."

Prof. Dr. Çetin Özek

Demokratikleşme demokratik yöntemle olur, askeri yöntemle olmaz. Söz sahipleri özgürlükçü değil.

Prof. Dr. Blent Tanör

Yeni bir Anayasa yapılmadıkça Türkiye özgürlük sorununu ebediyen çeker. Değişiklik kimsenin işine gelmiyor

Prof. Burhan Kuzu

Bir ülkedeki demokrasinin gelişmişliği, o ülkede mevcut olan düşünce özgürlüğünün kapsamı kadardır

Şevket Kazan

Bugün düşünce hürriyetinin önündeki en büyük engel TCK'nın 312. ve TMK'nın 8. maddesidir

Türk: Değişikliği CHP engelledi

55. hükümet döneminde 312. maddede yapılmak istenen değişikliği CHP'nin engellediğini belirten Adalet Bakanı, "Eğer CHP engellemeseydi bu tasarı çıkmış olacaktı" dedi

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Türkiye'nin, düşünce özgürlüğünü çağdaş ölçütlere uydurmak zorunda olduğunu bildirdi. Bakan Türk, Yeni Şafak'a yaptığı açıklamada, 55. hükümet döneminde TCY'nin 312. maddesi dahil bazı maddeleri ile TMY'nin 8. maddesinde değişiklik öngören bir tasarı hazırladıklarını, ancak CHP'nin bu tasarının yasalaşmasına engel olduğunu bildirdi. Tasarının TBMM Genel Kurulu'nda görüşülme olanağı bulamadığını kaydeden Türk, "Tasarıya daha önce destek veren CHP, Tayyip Erdoğan'la ilgili o zaman Diyarbakır DGM'de görüşülen davayı ileri sürerek, daha sonra tasarıdan desteğini çekti. Eğer CHP desteğini çekmemiş olsaydı şimdi bu tasarı çıkmış olacaktı" dedi. Türk, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O zaman hazırladığımız tasarı, şartlı salıvermeyi öngören TCY'nin 17. maddesi ile 159. maddesi ile 312. maddesi ve bölücükle ilgili TMY'nin 8. maddesini yeniden düzenlemekteydi. Tasarıya karşı çıkanlar TCY'nin daha önce yürürlükten kalkan 163. maddesine benzer bir durumun 312. maddede de yaşanacağını ve bunun doğru olmayacağını, ayrıca teröre karşı mücadele devam ederken TMY'nin 8. maddesinde de değişiklik yapılmasının bu mücadeleyi zaafiyete uğratacağını belirtmişlerdir. Oysa tasarıda getirilen değişiklikler, bu iki endişeyi de gerektiği şekilde gideriyordu."

'Erbakan davasına müdahale yok'

Adalet Bakanı Türk, Necmettin Erbakan'ın mahkumiyetiyle sonuçlanan davanın ardından, basında yeralan "Dava Adalet Bakanlığı'nın baskısıyla hızlandırıldı" haberlerinin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Türk yaptığı yazılı açıklamada, "Davayla ilgili Adalet Bakanlığı'na yazılan yazılar, sadece davaların bulunduğu safha hakkında bilgi verilmesini amaçlayan bir uygulamadır" dedi. yargıtay Başkanı Sami Selçuk, 21. yüzyıla girerken TCY'nin 312. maddesinin hâlâ yürürlükte bulunmasının "Türkiye'nin en büyük ayıbı" olduğunu bildirdi. Düşünceye gem vuran Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesinin mutlaka kaldırılmasını, kaldırılmaması halinde ise yumuşatılması gerektiğini vurgulayan Selçuk, "Yapılacak iş salt düşünce suçları olan hükümleri kaldırmak, suçlara eylem çağrısı yapan, suça kışkırtan hükümlerdeki sözcük ve deyişleri, suçların yasallığı ilkesi gereğince, belirgin ve saydam kılmaktır" dedi.

Yeni Şafak'a, 312. madde ile ilgili görüşünü açıklayan Sami Selçuk, Türkiye'nin yasalarla beyinleri ezilmeye, sesleri kısılmaya çalışanların ülkesi olmaması gerektiğini bildirdi. Selçuk, görüşlerini şöyle dile getirdi: "TCY'de yer alan 312. maddenin bir benzeri, 1889 ve 1930 tarihli İtalyan ceza yasalarında da yer alıyor. Antolisei gibi ünlü ceza hukukçuları bu maddeyi çok eleştirdiler. İtalyan Ceza Yasası'ndaki düzenlemede, 'toplumsal sınıflar' terimi kullanılıyor. Bizde ise bu terimin yanısıra başka terimler de kullanılmış. Ceza maddelerindeki terimler ve sözcükler, göreceli olmamalı. Kişilere göre değişen yorumlamalara imkan vermemeli. Yasa koyucular sözcük ve terimleri belirlerken, açık ve kesin ifadeler kullanmalı."

'Kaldırılamıyorsa yumuşatılmalı'

TCY'nin 312. maddesinin bu ilkeye ters düştüğünü söyleyen Selçuk, "312. maddedeki terimler, kaynak alınan yasadan daha kapalı ve belirsiz. Yasada ifade edilen tahrik fiilinin kriteri belli değil" diye konuştu. Selçuk, şunları kaydetti: "Ben 312. maddeyi, düşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engel ve tehlike olarak görüyorum. Bu madde bir an önce kaldırılmalıdır. Bu yapılamıyorsa, madde metni yeniden gözden geçirilerek, daha anlaşılır ve açık ifadeler kullanılarak yumuşatılmalıdır."