Geçenki El Ele Eylemi'nin coşkusu unutulacak gibi değildi. Aynı coşkuyu tekrar yaşama fırsatını kaçırmak akılkârı olmazdı, ordaydık. Geçen eylemde yaşadığı şenlik havasını unutamayan 5,5 yaşındaki 'bebiş'imi bu sefer sürprizler bekliyormuş meğer. Polis amcaları şimdi önceki kadar hoşgörülü değil.
Bir eli elimde ve daha henüz hiç tanımadığı, kimi başörtülü, kimi başörtüsüz ablalardan birinin elini tutmuştu ki, sivil ve resmi kıyafetli polislerden bir grup; "Burada el ele yürüyemezsiniz, yasak" diye müdahale etti. "Tamam", "Kimsenin birşey yaptığı yok", "El ele yürümek neden suç ya da yasak olsun" demeye kalmadan, elinde telsiz olan biri yanındaki polislere: "Alın şunu, götürün" deyince iş bitti.
Karakolda oturacak yerler sınırlı olduğu gibi nezarethane olarak kullanılan odada 19 kişi için rahat nefes alacak hacim de yok.
Gözaltına alındığı için hemen herkes kızgın ama bir şekilde kendini ifade etme imkanını bulma ve bir nebze de olsa görev yapmış olmanın hazzını duyuyorlar gibi.
Bir bayan çok sinirli; "O hakaret eden memurdan şikayetçiyim. Bana onu bulmak zorundasınız" diyor. Karakol amiri bir süre sonra hakaret eden yardımcısı ile geldi. Ama adam hâlâ ısrarlı: "Ben söylediğimi inkar etmiyorum ki! Şikayetçi olacaksan ol, kaçmıyorum da. Ben buradayım" diyor.
Bayan: "Sen bana nasıl hakaret edersin" derken karşılıklı atışmalar birbirine karışıyor. "Sen konuşamazsın, sus." "Konuşurum, ben vatandaşım", "Utanmıyor musun, bir bayana hakaret edilir mi?", "Senin hanımına, bacına küfredilse kabul eder misin?" Memur kendini savunuyor: "Ne dedim kardeşim ben sana! Ne hakareti?" Bayan: "Daha ne diyeceksin! Ben sana; 'Avrupa Birliği'ne girdik, artık kimseyi böyle sürükleye sürükleye götüremeyeceksiniz' dedim, sen de; "Na'pmışım AB'sini demedin mi?" "Dedim. Ne olmuş. Sen niye alınıyorsun?"
Bayan; "Ben şikayetçiyim. Sen öyle konuşamazsın." Başkomiser; "Sen şimdi suçlusun, şikayet edemezsin. Mahkemeye çıkarsın işin biter, sonra gelir dilekçeni verirsin şikayetçiyim diye" Neyse ki biraz ısrardan sonra komiser yardımcısı özür diledi de tartışma bitti. Neden sonra bir memur geldi; "Şimdi kimlik tesbitleriniz yapılacak, ifadeleriniz alınacak." Gözaltı sakinleri pek de sakin değil; "Kardeşim bizi burada bekletmeyin, ne yapacaksanız yapın! Sevkedin ya da bırakın!"
Memur; "Yok öyle, kolay değil! Kimlik tesbiti yapılacak, ifadeleriniz alınacak. Bu arada doktor muayenesine götürüleceksiniz."
"Desene kaldık iftardan sonraya. Yahu bu işi hızlandırmanın bir yolu yok mu?"
Memur: "İsterseniz susma hakkınızı kullanırsınız, biz de sadece kimlik tesbitlerini yapar, sonra doktora götürürüz. Ama gene de iftardan önce bitmez."
Kimlik tesbiti işlemleri bitince haydi Haseki'ye, doktor muayenesine. Doktor, belli ki günün yoğunluğu ve yorgunluğu ile başını bile kaldıramadan soruyor; "Ananın adı, babanın adı... Yara, bere, darp var mı?"
"Yok."
Gerçi darpler ruhlara.. Ama onu da bu meslektaşımız şu an nasıl düşünsün ki! İftara kalmış 15-20 dakika.
"Tamam çık!"
Anlaşılan, işlerin iftardan önce bitmesi mümkün değil, eve bir haber versek iyi olacak. Akşama da iftara davetliydik.
İftar yaklaştıkça bizim memurların bir kısmı biraz yumuşarken, bazıları da; "Yani memur bey şu işleri biraz hızlandırsaydınız olmaz mıydı?" sorusuna; "Git be kardeşim yaa! Nedir sizin yüzünüzden çektiğimiz! Bir yanda siz, bir yanda HADEP... Biz hiç rahat bir oruç tutup, doğru dürüst bir iftar yapamayacak mıyız be! Bana ne gitmenizden, kalın burda, üç gün kalın! Ne derdiniz vardı elele tutuştunuz!" İftara da birkaç dakika var. Neyle oruç açacağız diye düşünürken kapıda bir Müslüman görünüyor; elinde poşetler. Gözaltındakilere dürüm getirmiş. Ekmek arası kaşar. "Kusura bakmayın. İçecek birşey alamadım, hakkınızı helal edin. Size ancak bunları getirebildim." Allah! Allah! Şimdi gel de ye, nasıl yenir bunlar! İnsanın boğazı düğümleniyor. Bazıları gözlerinin dolu dolu olduğunu göstermemek için başka tarafa bakıyor. Bu arada bir polis memuru elinde bir tabakla Kâbe hurması getirmiş: "Buyurun! Alın lütfen, iftarınızı açın. Allah kabul etsin." İftar, alelacele, bir bacının yere serilen şalı üzerinde kılınan akşam namazı. Sonra minibüsle Sultanahmet Adliyesi'nin yolu. Amma da süslemişler bu caddeleri bugün. Her taraf ışıl ışıl. Lüks lokanta ve otellerin önlerinde bez afişler asılmış; "Bilmem ne sofraları." "Toplu İftar Yemeği Verilir." İçerileri de çok kalabalık. İftarlarını yapıyorlar. Birinde, iftar yapan kalabalığa karşı ayakta duran biri gözümüze ilişiyor; konuşma yapıyor herhalde. Ne diyor acaba!------- Geri OKU ------------------