Hayır yaptıkça daha çok kazandılar

Türkiye genelindeki 20 mağazasında ucuz ve kaliteli alışverişin adresi olan Çetinkaya'nın kurucusu Fehmi Çetinkaya, bugünlere gelmelerinde babasının hayırseverliği ve ticari zekasının büyük payı olduğunu söyledi

Yılmaz Yıldız
Hayır yaptıkça daha çok kazandılar

Elazığ Baskil'e bağlı Kadıköy'de doğan Fehmi Çetinkaya, “ekonomistimiz, öğretmenimiz, her şeyimiz” dediği babası Cumali Efendi'nin Hz. Ebu Bekir'i hatırlatan hayırseverliği ve müthiş ticari zekası sayesinde Türkiye'nin en büyük mağazalarından birini ortaya çıkarmayı başardı. Fehmi Çetinkaya, Elazığ'dan başlayan başarı ve ibret dolu hikayesini Yeni Şafak için anlattı.

Sizi bu noktaya getiren süreç nasıl başladı?

Tüccarlığı babamdan, sanatı (terziliği) da annemden öğrendim. Annem köyün tek terzisiydi. O köyün hem terzisiydi, hem muallimiydi, hem doktoruydu, hem katibiydi. Okuma yazma bilen tek bir kadınıydı. Bizi geleceğe yönelik olarak şekillendirdi. Büyük hedef gösterdi bize. Annem derdi ki dedelerimiz yıllarca Mısır Valiliği yapmış. Babam da derdi ki, Halep Valiliği yapmış bizden. Öyle bir hedef koydular ki bizim de bir şeyler yapmamız lazım.

Nasıl başladınız işe?

Babamın eline geçeni dağıttığı dönemde İstanbul'a gelenler oluyordu. Onların hali bizi daha çok iştaha getiriyordu. Babam izin verdi, gideceğim. Sabah babamın elini öpeceğim, “El öpmek o kadar önemli değil” dedi; “Önemli olan dediklerimi yapmandır. 1- içki içme. 2-kumar oynama. 3- kimsenin namusuna bakma. Hadi git. İşin gücün rast gelsin. Amma benim bu dediklerimi yapmazsan dünyanın neresine gidersen git iflah olmazsın. Sonra ben de senin peşini bırakmam haa. Vallahi hangi deliğe girersen gir, seni bulur gebertirim” dedi. Öyle bir içimize işlemiş ki babam bizi bulur mutlaka cezalandırır diyorduk.

Trene bindim. Askeri sevkıyat vardı. 2 gün iki gece ayakta geldim, Haydarpaşa'ya. Denizi ilk defa görüyorum. Bir ses geldi, “Duuut” diye. “Ne müthiş bir inek sesi bu” diyorum. Vapur sesiymiş. İneğin böğürtüsü gibi geldi bana. Şaşkınım. Gemiye yüzlerce adam biniyor. Hiç görmemişim.

İstanbul'da üç tane Yahudi gömlekçi vardı. Bir yıl bu üç firmada dolaştım. İşin ilmini öğrendim. İhtisasımı tamamladım. Memlekete döndüm. Adana'da ara bir yerde dükkan açtım. Biraz para kazandım. 30 bin liraya tamamlanırsa caddede dükkan açabilecektim. Babam geldi, biriktirdiğim 10 bin lirayı çalıştırmak niyetiyle aldı. Aradan birkaç gün geçti, bir haber aldım ki babam kim gelse para veriyor, dağıtıyor. Kızıyorum, bir daha vermeyeceğim diyorum ama üç defa aynısı oldu üçünde de aynı şekilde parayı verdim. 3 sefer beni sıfıra düşürdü.

Peki babanızın o dağıtmalarının faydasını görmediniz mi?

Oraya geleceğim. Babama dedim, “Niye böyle yapıyorsun?” “Oğlum” dedi, “Sen dua deyip de geçiyor musun? Yer gök dua üzerine durur. Bütün fakir fukara sana dua ediyorlar. Ben öyle yapıyorum ki temel sağlam ola” dedi. Temelin sağlamlığı her halde oradan geliyor.

Büyümeyi nasıl başardınız?

30 bin lira bir araya geldi, hamlemizi yaptık. Caddede 25 metrekarelik bir dükkan tuttuk. Babamın zorlamasıyla gömleği piyasanın yarı fiyatına ürettik. Bir anda seri imalata geçtik. Sonra da kravat, çamaşır, çorap, kazak, ceket var mı derken iş büyüdü. Büyüdükçe para çoğaldı. Para çoğalınca mülk sahibi olmaya başladık. Kiracısı olduğumuz binaları aldık.

Ucuz satmanızın sırrı neydi?

Birincisi kâr marjımızı düşük tuttuk. Babam, bereket az kardadır derdi. İkincisi hiçbir zaman kiraya yer tutmadık. Ben şimdi burayı (Beyoğlu İstiklal Caddesi'ndeki mağaza) kiraya versem, aylık en aşağı 150 bin dolar para getirir. Şu anda 20 tane mağazamız var. Hepsinin mülkü bize ait.

Hiç kredi kullandınız mı?

Hiç bankadan bir kuruş kredi almadık, elhamdülillah. Hiçbir zaman devletin imkanından da istifade etmedik.

Neleri kendiniz üretiyorsunuz?

Türkiye'de gömleği en çok üreten firma biziz. Senede milyonlarca gömlek satıyoruz. En kaliteli gömleği en uygun fiyata üretiyoruz. En kaliteli kumaştan yapıyoruz ama başkasının sattığı fiyatın dörtte birine satıyoruz.

Kumaş aynı, nasıl oluyor da dörtte bir ucuza satıyorsunuz?

Kumaşı üretenin de aklı ermez nasıl olduğuna. İlk alışta kimse bizim aldığımız fiyata alamaz. 3 fabrikamız var. Birisi Mersin'de, ikisi Adana'da. Bir de fason verdiklerimiz var. Bunların çoğunluğu da İstanbul'da. 50-60 tane fason verdiğimiz üretici var.

İhracat yapıyor musunuz?

Bizim ihracata yönelik de bir fabrikamız Mersin'de, Serbest Bölge'de. Çin var karşımızda. Ona karşı olarak da kaliteli yapmak lazım. Fransa ve Amerika başta olmak üzere çok sayıda ülkeye ihracatımız var. Fakat toplam üretimimizin yüzde 10'unu ihraç ediyoruz.

Ciro olarak hangi noktaya geldiniz?

2005 yılındaki ciromuz 300 milyon dolardı. 2006'yı da her halde 350-400 milyon dolar arasında kapatacağız. 2007'deki hedefim ise inşallah 500 milyon dolar ciro.

Yeni yatırımlar var mı?

Var. İstanbul'da. Halen pazarlık halindeyiz. Anadolu ve Avrupa yakasında birer tane mağaza daha planlıyoruz. İnşallah Ankara'da 2 tane mağazamız açılacak. Yani bu sene 5-6 tane mağaza hedefliyoruz.

İş dışında neler yapıyorsunuz?

Günde ortalama 4-5 saat uyurum. Akşam 11 oldu mu mutlaka yatarım. Gece kalkarım bazı görevlerimi yaptıktan sonra mutlaka 1.5-2 saat kitap okurum. Haberleri mutlaka seyrederim. Güneş doğmadan yarım saat önce de mutlaka spora giderim. Açık havada 2 saat hızlı yürüyüş ve koşudan sonra da yüzmeye gideriz. Her şeyi de yiyorum. Yağı da, balı da, kavurmayı da. 70 yaşıma yaklaştım. Şimdiye kadar hiç diyet yapmadım. Tabii abur cubur da yemem. Karnımı da tıka basa doyurmam. 35 senedir aspirin dahi alma gereği hissetmedim.

KIZ ARKADAŞI İÇİN FENERLİ OLDU

Takım tutuyor musunuz?

Fanatik olarak bir takım tuttuğum yok. İstanbul'daki ilk yıllarımda arkadaşlar bir kız bana 'hangi takımı tutuyorsun?” dedi. Baktık kız Fenerbahçe'yi tutuyor ben de “Fenerbahçeliyim” dedim. Ama hiç de maça gitmedim.

Babamın köy dükkanı vardı. Bir an geldi kim gelse para, kumaş vs. veriyordu. Adamın kumarcı olduğunu bildiği halde... Benim yaşım 14-15. Kârımı, zararımı öğrenmeye başlamıştım. “Babam her şeyimizi dağıtıyor” diyordum. Sorayım ama nasıl sorayım. Hesap sormak gibi olmaya. Bir ayet gördüm. “Elinizi ne büsbütün sıkın, ne büsbütün açın” yazıyor. “Hah, aradığım bu” dedim. “Baba bunu ben tam anlayamadım. Size göre manası ne?” dedim. Meseleyi anladı. “Benden hesap mı soruyorsun? Amenna, ayettir, ölçüdür ama Hazreti Ebubekir Sıddık'a ne dersin? Bütün varını yoğunu Allah için tasadduk etti. İşte bu da takvadır” dedi. Onun sayesinde çok dualar aldık.

İçinde ukde olarak kalan bir şeyler var mı?

İçimdeki ukdelerden biri İngilizce bilmemektir. Yurtdışına çıktığımda dil bilmediğim için insanlarla istediğim gibi konuşamıyorum. O yüzden bütün çocuklarıma İngilizce öğrenin dedim ve Amerika'ya gönderdim. 4 çocuğum var, 2'si kız.

İnsanın arzu edip de yapamadığı şeyler oluyor tabii. Bunlardan biri de eğitim. Köye ilkokul yapmıştım. Bu sene ortaokul ve lise yaptırdım. Cami yaptık. Kız ve erkek öğrenciler için, bekar öğretmenler ayrı ayrı pansiyon, lojman yaptık. Sağlık ocağı yapacağız. Helikopter sahasına, asfaltına varıncaya kadar yaptık. Tüm bunların maliyeti 5 milyon YTL tutuyor.