Hocamızı göremeden hapishaneye girdik

Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinin kurucusu olarak bilinen merhum Prof. Dr. Muhammed Tayyip Okiç için Saraybosna'da anma programı düzenleyen öğrencisi Prof. Dr. Sırma, yüksek lisans öğrencisi olduğu yıllarda hocalarını görmek için Yugoslavya'ya geldiklerinde araba parkı yüzünden 10 gün hapiste yattıklarını anlattı.

Prof. Dr. İ. Süreyya Sırma
Hocamızı göremeden hapishaneye girdik

Bundan 41 sene önceydi. Paris'te doktora öğrencisiydim. Yaz tatili için bazı arkadaşlarla Türkiye'ye gelecektik. Yol güzergâhı programımızı çizerken, hepimizin hocalığını yapmış olan Prof. Muhammed Tayyib Okiç Hoca'nın memleketi olan Saraybosna'dan geçmeye karar verdik…

Fransa-İsviçre-İtalya-Yugoslavya-Bulgaristan güzergâhından Türkiye'ye gelecektik.

Ayrıntılarına girmeyeceğim bir sürü maceradan sonra 1969 yılının Haziran ayının ilk günlerinde Sarajevo'ya geldik. O zamanlar Yugoslavya'da Komünist rejim ve bu rejimin başında da Tito vardı.

Sarajevo'da bulunduğumuz günler Cumaya denk geldiğinden, Cuma namazı kılmak için bir Camiye gittik. Fakat camiden çıkıp biraz uzaklaşınca, Yugoslav polisi, yanlış yere park etmişiz bahanesiyle pasaportlarımızı alarak bizi bir kampa kapattılar. “Cezamız ne ise verip gidelim” dediysek de bir türlü dinlemediler ve o kampta on gün boyunca tutuklu kaldık. Sonunda da mahkemeye çıkarılarak her birimiz 250 Dinar ceza vererek Komünist rejimin zulmünden kurtulduk.

Bundan dört sene önce Muhammed Hamidullah Hoca'yı anmak üzere İstanbul'da bir sempozyum düzenledikten sonra, aynı şekilde Tayyib Hoca'yı da anmak benim içimde bir ukde olarak kalmıştı. Nihayet bazı temaslarda bulunduktan sonra, Muhammed Tayyib Hoca için de bir sempozyum hazırlamaya karar verdim. O sıralarda Viyana'daydım. Bir ara Prof. Dr. Mehmet Görmez de Viyana'ya geldiğinde, bir vesileyle görüştüğümüzde, kendisine bu projemden söz ettim ve kendisini de bir tebliğ sunmak üzere davet ettim. Ama o, “Hocam, bu sempozyuma T.C. Diyaneti ile Saraybosna Diyaneti'ni de katalım” dedi. Resmi kurumlarla iş yapmanın zorluğunu bile bile “olur” dedim ve rahmetli Hocamız için bir sempozyum hazırladık.

Yalnız bu işe girişince, Wonder'den de destek sözü aldım. Fedakâr öğrencilerim, başta Serdar Kacır ve başkanları Yusuf Kara, seve seve bana yardım ettiler ve sempozyumun sonuna kadar bu projede beni yalnız bırakmadılar.

Ve nihayet bu hayalimiz geçtiğimiz 28-29 Haziranda Saraybosna'da gerçekleşti.

Bosna Hersek doğumlu olan Prof. Dr. Muhammed Tayyib Okiç, 1. Dünya Savaşı'nda Saraybosna'nın işgal edilmesi üzerine Fransa'ya, oradan da Tunus'a gitti. Türkiye'ye 1940'lı yıllarda gelen Prof. Dr. Muhammed Tayyip Okiç, Türkiye'nin ilk ilahiyat fakültesi olan Ankara İlahiyatın yanı sıra İstanbul, Erzurum ve Konya ilahiyat fakültelerinin kuruluşunda görev aldı. Prof. Dr. Okiç, Temel İslami Bilimler ile Hadis alanında önemli çalışmalara imza attı. Türkiye'deki şu anda 27 ilahiyat fakültesinde görev alan hocaların önemli kısmını yetiştiren Prof. Dr. Okiç, 1978 yılında Ankara'da vefat etti. Varislerinin talebi doğrultusunda Prof. Dr. Okiç'in cenazesi, özel izinle Saraybosna'ya getirildi ve buradaki Bare Mezarlığı'nda defnedildi.

Hocaların hocası dualarla anıldı

Programımızın açılışını Kur'an-ı Kerim'in tilaveti ile başlattık.

Kur'an-ı Kerim tilavetini müteakip protokol konuşmalarına geçildi.

Protokol konuşmalarında, ev sahibi olması hasebiyle ilk sözü Saraybosna Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mustafa Çeriç aldı. Onun ardından da, T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı adına Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez konuşmasını yaptı.

Son olarak da, sempozyumun sekreteri olarak bu fakir konuştu.

Bu konuşmalardan sonra açılış programı sona erdi ve bütün katılımcılar, önce Aliya İzzetbegoviç'in, daha sonra da Tayyib Hocamızın mezarını ziyarete gittik.

Merhum Aliya'nın mezarında Boşnak Hafızlar, Tayyib Okiç Hocamızın mezarında ise Prof. Dr. Süleyman Ateş Hoca Kur'an okudular.

Hocamızın mezarını ziyaretten sonra, 28 Haziran öğleden sonra birinci oturumu açarak sempozyumumuza başladık.

İlk oturumun başkanlığını, Tayyib Hocamızın en çok sevdiği öğrencilerinden birisi olan Prof. Dr. Mehmed Said Hatiboğlu yaptı. Hatiboğlu Hocamız hem oturumu yönetti, hem de sunulan tebliğlere haşiyeler düşerek oturumu zenginleştirdi.

Üniversitelerde İslam'ı anlatan tek kişiydi

Rahmetli Tayyib Hocamız, gerek ilmi araştırmalarında, gerekse günlük yaşantısında oldukça titiz ve disiplinliydi. Tıpkı rahmetli Hocam Muhammed Hamidullah Hocam gibi, Tayyib Hoca da Müslümanın zamana riayetinden asla taviz vermezdi. Çünkü onlar Hz. Peygamber (s.a.s)'i örnek alıyor, tek örneğimiz olan Resûlullah (s.a.s) de bunu emrediyordu zaten. Ama ne yazık ki günümüz Müslümanlar randevularına sadık kalmıyor ve bu yüzden çok kaybediyorlar!

Rahmetli Tayyib Hocamız, öğrencilerin derse geç gelmelerine çok kızardı.

Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesindeki öğrencilik yıllarımızda, bir gün Tayyib Hoca'nın dersini dinlerken, bir arkadaş derse yarım saat geç geldi. Fakat arkadaş, muhtemelen Hoca'yı rahatsız etmemek için, ne kapıyı çaldı, ne içeriye girince selam verdi! Üstelik hocaya görünüp azarlanmamak için, Hoca'dan özür de dilemeden, yerine doğru yürümeye başladı. Arkadaşımızın bu tavrını hayretle izleyen rahmetli Hoca, sinirinden, biraz da alaylı bir şekilde;

“Ormana mı, ormana mı?” diye arkadaşa seslenince arkadaşımız o kadar çok utandı ki, afallayıp yerine oturdu. Bir daha haddine mi geç kalmak!

ORYANTALİSLERE KARŞI UYANIK OL

Yıl 1967. Doktora için Fransa'ya gidiyorum. Fakat gitmeden önce, hem Tayyib Hocay'la vedalaşmak, hem de onun nasihatlerini almak için onun Ankara Sıhhiye'deki evine gittim. Bana yaptığı birçok nasihat içerisinde, özellikle “oryantalistlere karşı dikkatli ol” tembihini hiç unutmuyorum. Yeri gelmişken rahmetli Hocamızla ilgili bir üzüntümü de dile getirmek istiyorum:

Tarihin her döneminde olduğu gibi, günümüzde de, doğruların yanında olan hocaları sevmeyenler çoktur. Bu husus Tayyib Hocamız için de varitti. Müslüman sıfatından dolayı, ve de Türk olmadığı için onu sevmeyen, hatta yaptıkları beyanatlarla onu rahatsız eden “laikçiler” olduğu gibi, kendilerinden başka hiçbir Müslümanı doğru yolda görmeyen bazı yobaz çevreler de Hoca'yı sevmiyor, kapalı kapılar ardında onu tenkid edip “oryantalist kafalı” diye yaftalamak istiyorlardı…

Oysa rahmetli Tayyib hocamız Türkiye'ye geldiğinde, üniversite çevrelerinde İslâm'ı anlatacak bir tek Hoca yoktu. Çok rahatlıkla diyebiliriz ki İlâhiyât fakültesinin temelini, oralarda dersler vererek, asistanlar yetiştirerek, ilmi araştırma aşkını ve zevkini aşılayarak o atmıştır…Rahmetli Tayyib Hoca, bize sadece hocalık değil, babalık da yapıyordu. Rahmetli Tayyib Hoca'nın, bazı iftiralar neticesinde Erzurum'a gelmek mecburiyetinde kaldığı yıllardı. O yıllarda Erzurum'da bulunan rahmetli Muhammed Hamidullah Hoca'ya yaptığımız gibi, her gün Tayyib Hoca'nın kaldığı lojmana gider, ihtiyaçlarının olup olmadığını sorardık.

Nur içinde yatsın Tayyib Hocam!