Karabulut ailesinin avukatları çekildi

İstanbul'da başı kesilerek öldürülen Münevver Karabulut'un ailesinin 2 avukatı, vekillikten çekildiklerini açıkladı. Çekilme kararının, Avukat Faruk Zorba'nın bugün bir gazeteye verdiği röportaja polise yönelik ifadeler sonrasında gelmesi kafaları karıştırdı. Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut, "Avukatımızın polisi suçlamasından rahatsız olduk, avukat görüntüleri mahkeme ile paylaşmalıydı" dedi.

Yeni Şafak
Karabulut ailesinin avukatları çekildi

Etiler'de cinayete kurban giden ve katili bulunamayan Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut, ailenin 2 avukatının davadan çekildiğini açıkladı.

Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut, yaptığı açıklamada, "Avukatımızın polisi suçlamasından rahatsız olduk, avukat görüntüleri mahkeme ile paylaşmalıydı" dedi.

Öte yandan Avukat Gülay Tonkuş ve Faruk Zorba, davadan kendilerini çekildiklerini açıkladı ve hazırladıkları basın açıklamasını gazetecilere dağıttı.

Konuyla ilgili açıklamada, "Soruşturma sürecinde müvekkilleriyle hiçbir sorunlarının olmadığını ancak, mağdur ailenin yakın akrabalarının olumsuz tutumları ve soruşturmayı olumsuz etkileyen kontrolsüz tavırları ve davranışları, mesleğimizi gerektiği gibi yapmamıza mani olmuştur" ifadelerine yer verildi.

Başı kesilerek öldürüldükten sonra Etiler de bir çöp konteynırında cesedi bulunan Münevver Karabulut'un ailesinin 2 avukatı davadan çekildiklerini açıklarken, baba Süreyya Karabulut, "Neden çekildiklerini bilemiyorum" dedi.

Münevver Karabulut un babası Süreyya Karabulut ise avukatların davadan neden çekildiklerini bilmediğini belirterek, "Aramızda bir problem yoktu" diye konuştu.

Tülay Tonkuş ve Faruk Zorba'nın eşinin avukatları olduğunu anlatan Karabulut, başka avukatları olduğunu ve davaya onlarla devam edeceklerini açıkladı. Karabulut, avukatların çekindikleri bir nokta olmadığını da sözlerine ekledi.

Bu süreçte elde edilen bilgiler, deliller ve kamera görüntülerinin savcılığa derhal teslim edildiğini, olayın soruşturmasını yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile bugüne dek gerçeğin ortaya çıkması için uyumlu bir çalışma sergilendiğini vurgulayan Zorba ve Tonkuş, açıklamalarında şu ifadelere yer verdiler:

'Avukat olarak görevimizi hiç kimseden korkmadan ve çekinmeden, ihmal ve şüpheye yer vermeyecek şekilde gereği gibi ifa ettiğimiz, soruşturma kapsamından açıkça anlaşılacağı gibi kamuoyunun da malumudur. Ancak, soruşturma sürecinde müvekkilimizle hiçbir sorunumuz olmadığı halde, mağdur ailenin yakın akrabalarının uyumsuz tutumları ve soruşturmayı olumsuz etkileyen kontrolsüz tavır ve davranışları mesleğimizi gereği gibi layıkıyla ifa etmemize mani olmuştur. Bu nedenlerle, zor şartlar altında ifa etmeye çalıştığımız mesleğimizi bundan sonra sürdürmemiz, meslek prensiplerimizden ödün vermemiz anlamına gelecektir. Daha önce birkaç kez soruşturma dosyasındaki vekillik görevimizden istifa etme durumuna gelmiştik. Bu aşamadan sonra soruşturmayı meslek ilkelerimiz doğrultusunda yönetmemiz mümkün değildir. Tamamen mesleki ilkelerimize olan inancımız ve mesleki kaygılarımızdan dolayı soruşturma dosyasındaki vekillik görevimizden istifa ediyoruz. Bugüne kadar müvekkilimizin evlat acısını en derin ve insani hislerle paylaştık ve bu vesileyle tekrar üzüntülerimizi bildirerek, Allah'tan kendisine sabır diliyoruz.'

İŞTE AVUKATLARIN BAŞINA İŞ AÇAN RÖPORTAJ:

Avukat Faruk Zorba'nın bugün Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman'a verdiği röportaj, "Kamuoyu neyin ne olduğunu bilsin: Kamera kayıtlarını polis değil ben buldum" başlığıyla yayınlanmıştı. İşte avukatları istifaya götüren röportaj:

VALİ MUAMMER GÜLER, POLİSİN ISRARLA “KAMERA KAYITLARI YOKTUR” DEDİĞİ, BİZİM ARAŞTIRIP ÇIKARDIĞIMIZ KAYITLARLA İMAJ TAZELİYOR

Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili gelişen olaylar neticesinde her gün bir kere daha şaşırmaya devam ediyoruz. Bu seferki, skandal bir gelişme. Avukat Faruk Zorba'nın anlattıklarını okuyun ne demek istediğimi anlayacaksınız...

Biz Münevver Karabulut cinayetinde neredeyiz? Hangi noktadayız?

Çok ilerlemiş sayılmayız, hâlâ şiddetin pornografisindeyiz. İçimizdeki “ahlak”ı yitirdiğimizden beri, hepimiz biraz günahkârız. Bu işin bir medya boyutu var, bir de soruşturma boyutu. İki boyutuna da biraz yukarıdan baktığımız zaman, gerçekten de içimizdeki “ahlak yasası”nın ne denli dejenere olduğunu görüyoruz. Basın boyutunda bu cinayette kullanılan testerenin fotoğrafı yayınlandı. Bu artık işin şahikasıydı! Düşünün, testereye maktûlun kanı ve saçları yapışıktı. Ve hiçbir sansüre uğramadan bir gazetenin manşetinden verildi. Basın rekabetinin ve habere karşı aç gözlülüğün, insanları ne derece insanlıktan çıkarabileceğini gördük...

Bir cinayet aletinin fotoğrafının basılmasının nesi bu kadar kötü?

Yapmayın! Bunun haber değeri yok ki. Neticede, Emniyet'ten alınmış bir suç aletinin fotoğrafı bu. Bunu insanlara göstermenin ne alemi var? Hem cinayetle ilgili yeni bir gelişme de değil ki. Dosyada resmi zaten duruyor. Bunu görmek, insanlara bir şey de katmıyor. Dahası bu tür ilkel duygulara hitap eden haberler, özendirici olabiliyor. Siz de farkındasınızdır, bu ülkede artık her gün tüyler ürpertici cinayetler işleniyor. Basında bu tür şeyler olurken, işin bir de soruşturma boyutu var. İstanbul Valisi açıklama yaptı: “Ailenin, şüpheli çocuğu teslim etmesi boyunlarının borcudur!” Vali, devlet adına konuşuyor ve bir şüpheliyi, diğer şüpheliye rica ediyor. Orada bir yakarış var, bir yalvarma var. Düşünebiliyor musunuz, devlet yalvarıyor. Oysa, devlet yalvarmaz! Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir adi suç şüphelisini yakalamaktan aciz değildir....

Ama yine de kamera kayıtları ortaya çıktı ve MSN yazışmaları... Bunlar, emniyet birimlerinin iyi çalıştığını göstermiyor mu?

Ben bunun sadece bir imaj düzeltme olduğunu düşünüyorum...

Haksızlık etmiyor musunuz? Bu delillere ulaştılar ve bizimle paylaştılar. Çok üzerlerine gidiyorduk, “Hiçbir şey bulamıyorlar, bir işe yaramıyorlar!” diye. Sonunda buldular!

Keşke öyle olsaydı...

KAMERA KAYITLARINI 36 GÜN SONRA BULDUK

Bildiğiniz bir şey varsa söyleyin lütfen, lafı ağzınızda gevelemeyin...

Kamera kayıtları, cinayetten tam 36 gün sonra bulundu ve dosyaya girdi. Kamera kayıtlarına, normal şartlar altında ulaşılamayacaktı. Bence İstanbul Valisi Muammer Güler'in bu konuda hiç konuşmaması gerekiyordu.

Niye?

Kamera kayıtlarını ele geçiren ve savcılığa teslim eden bu ülkenin emniyet birimleri değil de ondan...

Siz nereden biliyorsunuz?

Biliyorum. Çünkü ben teslim ettim.

Nasıl yani?

Cinayetin işlendiği Bahçeşehir Şelale Villaları'nın neredeyse her yerinde kamera var. Tam 16 kamera, cinayetin işlendiği evi görebiliyor. Ama ilk günden beri, “Kamera kayıtları yok” dendi. Polisin, bu kayıtların olmadığına dair tuttuğu üç tutanağı görünce de, gerçekten yok zannedildi. Biz araştırdık, olay yerine defalarca gittik...

Biz kim?

Mağdurun avukatı olarak ben ve bilgisayar konusunda teknik bilirikişi. Bir de ne görelim, hayır kameralar bal gibi kayıt yapıyor, o günler zarfında da yapmış! Biz o kayıtları ele geçirip savcılığa teslim etmeseydik, bu cinayetin en önemli deliline hiçbir zaman ulaşılamayacaktı!

Bu bir skandal!

Öyle.

Peki, polis niye 'Kamera kayıtları yok' diye tutanak tutmuş...

Bu sorunun cevabını ben veremem. Ben size olanı anlatıyorum. Biz oraya gittiğimizde, bu kameraların kayıt yaptığı, polisin de bildiğini öğrendik. Buna rağmen kayıtları almamışlardı. Üstelik cinayetin üzerinden 36 gün geçmişti. Tabii sebebini merak ettik. Bizim alabileceğimize dair umudumuz da yoktu. O günün görüntülerinin üzerine mutlaka yeni kayıtlar yapılmıştır, bu görüntülere ulaşamayız sandık. Yine de sitenin yönetimiyle irtibata geçtik. Sağ olsunlar, kameraların bağlı olduğu bilgisayarda inceleme yapmamıza izin verdiler. 4-5 saatlik bir çalışma sonucu, resmen Allah yardım etti. Ve kamera kayıtlarına rastladık. Yaşadığımız nasıl büyük bir mutluluktu anlatamam. Bilgisayarcı arkadaşım bunun bir mucize olduğunu söyledi. Başka şeyler de söyledi...

Ne gibi?

Meğer, 7 Mart tarihinde, bu görüntülerin üzerine başka görüntü kaydedilmeye çalışılmış. Fakat kaydedilmeye çalışılan diskte, yeterli hafızaya olmadığı için bu kayıt gerçekleşmemiş. Kaydedemeyince silmeyi denemişler. Evin alt girişine ait kamera kayıtlarını silmeyi başarmışlar. Ama üst girişin kayıtlarını kaydetmeye çalışırken, bilgisayar onları yedek belleğe atmış...

Ve bundan haberleri yoktu öyle mi?

Yoktu tabii. Yapan her kimse delilleri ortadan kaldırdığını düşünüyordu. Kadere bakın ki, biz bu kayıtları tesadüfen ele geçirdik ve hemen savcılığa götürdük. Size Savcı Bey'in yüz ifadesini anlatamam. Dondu kaldı. Çünkü bu söz konusu kayıtlar, bu cinayetin en önemli delilleri. İşte Vali Bey, bu görüntülerden söz ediyor, kendileri ele geçirmiş gibi...

O görüntüler olmasaydı ne olacaktı...

Cem'in evden kaçta çıktığını, testere satın alıp geldiğini (ki bu cinayetin tasarlanarak işlendiğinin kanıtı), testereyi eve bıraktığını, tekrar çıktığını, bunları göremeyecektik. Şimdi hepsi var. Sonra elinde gitar kutusuyla evden çıkıyor, tekrar eve geliyor, babasıyla polisler gelmeden 4 dakika önce evden aceleyle çıkıyor... Tabii alt girişin de kamera kayıtları olsaydı, o zaman bu cinayeti bir kişi mi işledi, iki kişi mi, çok daha net konuşabilecektik...

OLAY GECESİNDEN SONRA ARAŞTIRMAYA GİDİLMEMİŞ

Çok çok acayip şeyler bu anlattıklarınız. Peki bu gerçeği neden daha önce açıklamadınız?

Benim için önemli olan bu delili bir önce savcıya vermekti. Öyle de yaptım. Olayın bütün ayrıntılarını baştan sona bilen kişi Savcı Bey'dir. Anlattıklarımın doğru olup olmadığını ondan de teyit edebilirsiniz.

Peki bu kayıtları önce kaydetmeye, sonra silmeye çalışanlar kim?

Bunu bilemeyiz. Ama müthiş bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluk var. Basında olayın ilk günlerinde kamera kayıtları konuşuluyor, bir Allah'ın kulu gidip araştırmıyor, polis o zaman ne işe yarıyor?

Sizce, polisinki dalgınlık mı, ihmal mi?

Ben bunu okurların vicdanına bırakıyorum...

Bu görüntüleri Cem Garipoğlu'nun ailesi mi sildirmeye çalıştı...

Tekrar ediyorum, kimin silmeye ya da sildirmeye çalıştığının önemi yok. Polis, ısrarla bu kamera kayıtlarını almıyor. Korkunç olan bu. Tekrar oraya gitmeye ihtiyaç duymuyor. Kamera kayıtlarında, bunu görüyorsunuz zaten. Olay gecesinden sonra kimse gitmemiş. Bizim tartışmamız gereken, neden olay gecesinden sonra bu kayıtlara önem verilmedi, alınmadı? Hadi birinci gün almıyorsun, ikinci gün, üçüncü gün almıyorsun. Ama kardeşim, bir ay geçiyor... Bu konuda tartışmalar var, gidip bakmıyorsun bile. Üstelik “Yoktur” diye tutanak tutuyorsun. Hukukta bir şey vardır: İhmalde ısrar, kasta karinedir...

Peki siz niye şimdi söylüyorsunuz bütün bunları? Kahraman olmak için mi?

Bakın, ben bu görüntüleri 8 Nisan'da aldım, biz Haziran'ın ortasındayız, aradan iki ay geçmiş, böyle bir niyetim olsa çoktan açıklardım değil mi? Ben bu dosyaya olan sorumluluğum ve davanın çözülebileceğine dair inancım gereği bunu kimseye söylemedim. Birkaç kişinin ihmal ya da kastı yüzünden koskoca bir kurumun zarar görmesini istemedim. Ama bu kadar zaman geçti, gerçekten bir arpa boyu yol kat edilemedi. Sayın Vali de o görüntüleri alıp imaj tazeleme olayına girince, açıklamaya mecbur kaldım. Bari, kamuoyu neyin ne olduğunu bilsin...

Bu kadar ciddiyetsizlikle bu cinayet çözülür mü? Cem Garipoğlu yakalanır mı?

Ben bu cinayeti başından beri takip eden bir tek insana inanıyorum. Savcı Faruk Erşen Yılmaz. Dünyanın en dürüst insanlarından biri. Çözülürse iddia ediyorum onun sayesinde çözülecektir. Var gücüyle çalışıyor çünkü.