İstanbul- Seçimler yaklaşırken, seçim çalışmaları da hız kazandı. Bu seçimlerde en fazla dikkat çeken kuşkusuz partilerin bir önceki seçimlerde kulandıkları söylemleri bir kenara bırakmaları. 1995 seçimlerinde merkez sol ve sağdaki partilerin söylemlerindeki karşıtlığın bu sefer yerini paralel söylemlere bırakması dikkat çekiyor. Oy alabilmek için her türlü yolu deneyen siyasi partiler, Atatürkçülükten, sistemin garantörlüğüne, sistemin değiştirilmesinden sisteme uyum sağlamaya kadar birçok argümanı kullanıyor. Bundan önceki seçimler öncesinde yaşandığı gibi 18 Nisan seçimleri öncesinde de siyaset sahnesinde çok ilginç gelişmeler yaşanıyor. Söylemlerinde bir önceki seçimlere göre en çarpıcı değişiklikler görülen iki parti DYP ve ANAP. DYP ve ANAP'ta görüldüğü kadar kesin çizgilerle olmasa da DSP'nin söyleminde de değişiklikler gözlenirken, CHP'de ise değişen bir şeyin olmadığı dikkat çekiyor.
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, 1995 seçimlerinde ağırlıklı olarak laik düzenin teminatı olduğunu vurgulayarak seçmenin karşısına çıktı. Kapatılan RP'yi hedef alan Çiller, kendisini ve partisini sistemin garantörü olarak gösteriyordu. Söylemlerinde RP'ye ağır eleştiriler yönelten Çiller, bu nedenle muhafazakar tabanın tepkisini çekiyordu. Oldukça iddialı bir şekilde 1995 seçimlerine giren DYP, seçimlerden yüzde 19.2 oranında oy alarak çıktı. Aradan geçen yaklaşık 4 senelik dönemde Çiller söylemini tamamen değiştirerek, muhafazakar oylara talip oldu. Çiller şimdi, başörtüsü yasağı başta olmak üzere siyasi yasakların kaldırılması, laikliğin yeniden tanımı, devletin yeniden yapılandırılması, sivil anayasa gibi söylemleri tercih ediyor.
Bir önceki seçimlere göre söylemlerinde en çarpıcı değişiklik ANAP'ta yaşandı. Söyleminin yanısıra propaganda yönteminde de köklü bir değişiklik yapan ANAP lideri Yılmaz, miting alanlarında türkücü Mahsun Kırmızıgül'le boy gösteresi dikkat çekiyor. 1995 seçimlerinde BBP ile yaptığı ittifak nedeniyle daha çok muhafazakar tabanı okşayan bir söylem kullanan ve yüzde 19.6 oranında oy alan Yılmaz, 18 Nisan seçimleri öncesi rotasını tamamen değiştirdi. 28 Şubat sürecinden olabildiğince yararlanan Yılmaz, laiklik, sistemin devamı için partisinin gerekliliği gibi argümanları kullanarak seçmenin karşısına çıktı. Merkez sağın iki partisinde değişmeyen tek şey ise liderlerin birbirine alabildiğine yüklenmesi.
1995 seçimlerinden sonra kapatılan RP'nin söylemlerine bakıldığında, daha çok muhafazakar tabana yönelik mesajlar ön plana çıktı. Adil Düzen'le seçmeninin karşısına çıkan RP, 1995'te yüzde 21.3 oyla birinci olarak en çok sandalyesi bulunan parti oldu. İlk kez seçimlere girecek olan FP'nin söylemlerinde ise en dikkat çeken yan insan hakları, hukuk devleti, demokratikleşme.
"Merkez solun birinci partisi, yolsuzluğa bulaşmayan tek parti" imajı vererekyla 1995 seçimlerine giren DSP lideri Ecevit, hükümet ortağı olduğu Anasol-D döneminde oldukça yıprandı. Geçen seçimlerde yüzde 14.6 oy alan ve 18 Nisan seçimlerine sistemin tek garantörü olduğu söylemiyle oy isteyen Ecevit, 28 Şubat sürecinin sonuçlarını kullanan bir diğer parti olarak göze çarpıyor. "Halkçı lider" imajı büyük ölçüde zedelenen Ecevit, şu anda hükümet olmanın verdiği nimetlerden yararlanarak seçim çalışmalarını sürdürüyor.
Belki de bir önceki seçimlerden sonra söylemlerinde hiçbir değişiklik yapmayan tek parti CHP. Ancak CHP 1995 seçimlerinde kullandığı Atatürkçülük söyleminin dozunu artırdı. CHP, 1995 seçimlerinde yüzde 10.7 oranında oy aldı. Barajı geçip geçemeyeceği tartışılan CHP'nin Genel Başkanı Deniz Baykal, bu endişeyi "Atatürk'ün partisi baraja takılamaz" sözleriyle üzerinden atmaya çalışıyor. Geçen seçimlerde olduğu gibi yine DSP'ye yüklenerek, "solun oylarını bölmekle" suçlayan Baykal, Avrupa'da esen sol rüzgarından yararlanmaya gayret ediyor.