Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kahramanmaraş programı kapsamında gazetecilerle sohbetinde, deprem bölgesinde yürütülen çalışmaları ve Bakanlığın kültür politikalarında gelinen aşamayı anlattı.
Depremin hemen ardından 2023 yılında da Kahramanmaraş’a geldiğini hatırlatan Ersoy, bugün şehirde depremin izlerinin önemli ölçüde silindiğini gördüğünü ifade etti. Kahramanmaraş Valisi ile şehre geri dönüşler konusunda da görüştüğünü aktaran Ersoy, vatandaşların büyük çoğunluğunun döndüğünü söyledi.
Geri dönmeyenler arasında çocuklarının yanında yeni bir düzen kuran vatandaşların ve eğitim amacıyla başka şehirlere yerleşenlerin bulunduğunu belirten Ersoy, genel tabloya bakıldığında şehrin deprem psikolojisinden büyük ölçüde çıkmaya başladığını kaydetti.
Ulu Camii çevresindeki tarihî doku yeniden ayağa kaldırılıyor
Kahramanmaraş’ta Ulu Camii çevresindeki tarihî dokunun korunması ve yeniden ayağa kaldırılması için yerel yönetimlerle birlikte çalıştıklarını belirten Ersoy, eski konakların bulunduğu alanda ilk etapta 10 yapının belirlendiğini açıkladı.
Restorasyona bu konaklarla başlanacağını ifade eden Ersoy, Ulu Camii’nden yukarı doğru uzanan bölgede belediyelerin de çalışmalar yürüteceğini söyledi. Karşı taraftaki kentsel dönüşüm alanlarıyla birlikte kalan bölgelerin tamamlanmasının, tarihî dokunun bütünlük içinde yeniden ortaya çıkarılmasını sağlayacağını anlattı.
Deprem bölgesindeki kültürel mirasa 34 milyar liralık yatırım
Depremden etkilenen illerde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlüğünün kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Ersoy, tamamlanan, devam eden ve planlanan çalışmaların toplam yatırım tutarının yaklaşık 34 milyar lira olduğunu bildirdi.
Bu çalışmalar için yaklaşık 12,2 milyar liralık kaynak ayrıldığını aktaran Ersoy; müzeler, kütüphaneler, gastronomi merkezleri ve kültürel etkinlik alanları gibi vatandaşların doğrudan yararlandığı yapıların yeniden hizmete kazandırıldığını ifade etti.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün sorumluluğundaki 678 tescilli eserin 301’inin depremde hasar görmediğini, 377’sinin ise farklı düzeylerde hasar aldığını belirten Ersoy, bunların 209’unun tamamlanarak yeniden kullanıma açıldığını söyledi.
Kalan eserlerin tamamlanma takvimini de paylaşan Ersoy, şöyle konuştu:
Böylece 2026’nın kalan döneminde ve 2027’nin ilk yarısında toplam 168 eserin daha tamamlanmasının hedeflendiğini belirten Ersoy, Vakıflar Genel Müdürlüğünün çalışmaları için yaklaşık 22 milyar liralık bütçe öngörüldüğünü kaydetti. Bunun 12 milyar liradan fazlasının kullanıldığını, kalan bölümün de 2027’nin ilk yarısına kadar restorasyon çalışmalarına aktarılmasının planlandığını söyledi.
Tarihî yapı sahiplerine 5 milyon liraya kadar hibe
Deprem bölgesinde özel mülkiyette bulunan tarihî konaklar, evler ve diğer tescilli yapılar için de destek sağladıklarını anlatan Ersoy, deprem sonrasında yapılan mevzuat değişikliğiyle vatandaşların restorasyon projelerinin Bakanlık tarafından ücretsiz hazırlanabildiğini belirtti.
Projesini hazırlatmak isteyenlere 750 bin liraya kadar proje desteği verilebildiğini aktaran Ersoy, alınan 1.297 proje başvurusunun büyük bölümünde çalışmaların tamamlandığını veya tamamlanma aşamasına geldiğini söyledi.
Projenin ardından uygulama yardımına geçildiğini ve hasarın durumuna göre 5 milyon liraya kadar destek sağlandığını vurgulayan Ersoy, “Bu bir kredi değil. Doğrudan hibe.” dedi. Ersoy, 300’ün üzerinde yapı sahibinin proje aşamasını tamamlayıp uygulama sözleşmesini imzalayarak restorasyon sürecine geçtiğini bildirdi.
Kahramanmaraş’ta kütüphane alanı yaklaşık 6 katına çıkacak
Kahramanmaraş’taki kütüphane yatırımlarına ilişkin bilgi veren Ersoy, deprem öncesinde yaklaşık 5 bin 200 metrekare olan kütüphane alanlarının önemli bölümünün afet sırasında zarar gördüğünü hatırlattı.
Bugüne kadar yaklaşık 8 bin 100 metrekarelik yeni kütüphane alanını tamamladıklarını belirten Ersoy, çalışma programında bulunan 5 büyük kütüphanenin de hizmete girmesiyle toplam alanın 31 bin 600 metrekareye ulaşacağını açıkladı.
Kütüphane alanını deprem öncesinin yaklaşık 6 katına çıkaracaklarını ifade eden Ersoy, yatırımları bina sayısıyla birlikte kullanım alanı, kapasite ve sunulan hizmetler üzerinden ele aldıklarını kaydetti.
Kültür Yolu Festivali 2027’de 32 şehirde
Türkiye Kültür Yolu Festivali’ni 2027’de 32 şehirde gerçekleştireceklerini açıklayan Ersoy, son 6 şehrin de programa dahil edilmesiyle bütün büyükşehirleri kapsama hedefine ulaşacaklarını söyledi. Programdaki şehirlerin 30’unun büyükşehir olduğunu belirten Ersoy, Nevşehir ve Çanakkale’nin ise alan başkanlıklarının bulunduğu, özel kültürel önem taşıyan iki şehir olarak festivalde yer aldığını ifade etti.
Bu 32 şehrin Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 65’ini kapsadığını belirten Ersoy, festivalin temel hedeflerinden birinin vatandaşların kültür ve sanata erişimini artırmak olduğunu vurguladı. Kayseri’de bir konser günü güvenlik ve arındırma noktalarından yaklaşık 168 bin kişinin geçtiğini aktaran Ersoy, katılımın drone ve uydu görüntüleriyle de takip edildiğini, alan büyüklüğü üzerinden yoğunluğun ölçülebildiğini anlattı. Ersoy, bu ilginin kültür ve sanatın toplumdaki güçlü karşılığını gösterdiğini söyledi.
Festival şehirlerin sosyal ve ekonomik hayatını canlandırıyor
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin şehirlerde önemli bir hareketlilik oluşturduğunu belirten Ersoy, etkinliklerin depremden etkilenen şehirlerde sosyal hayatın yeniden güçlenmesine de katkı sunduğunu ifade etti.
Festivalle birlikte gastronominin ve esnafın canlandığını, vatandaşların müzik, sanat ve etkinliklerle yeniden buluştuğunu kaydeden Ersoy, Kahramanmaraş’ta da bu hareketliliğin açık biçimde görüldüğünü söyledi. Şehrin canlı bir kültürel yapıya sahip olduğunu vurgulayan Ersoy, festivalin bu birikimi daha görünür hâle getirdiğini belirtti.
Her yaş grubuna ve toplumun farklı kesimlerine hitap eden etkinliklerle güçlü bir kaynaşma ortamı oluştuğunu anlatan Ersoy, Hakkâri’den İstanbul’a kadar bunun örneklerini gördüklerini dile getirdi. Bazı şehirlerde çocukların daha önce karşılaşmadıkları etkinliklerle ilk kez buluştuğuna dikkati çeken Ersoy, çocukların bu alanlarda saatlerce vakit geçirebildiğini belirterek festivalin sosyal etkisini önemsediklerini ifade etti.
Gastronomik miras “Lezzet Noktaları” ile gelecek nesillere aktarılıyor
Gastronominin festivalin en önemli ayaklarından biri hâline geldiğini belirten Ersoy, Türkiye’nin güçlü mutfak birikimine rağmen bazı şehirlerde geleneksel reçetelerin unutulmaya yüz tuttuğuna işaret etti. Şefleri ve gastronomi profesyonellerini sürece dahil ederek “Lezzet Noktaları” modelini oluşturduklarını anlatan Ersoy, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı ile yürütülen çalışma kapsamında belirlenen işletmelere Lezzet Noktası tabelaları verildiğini söyledi.
Bu işletmelere festival döneminde ve sonrasında GoTürkiye üzerinden yönlendirme yapıldığını belirten Ersoy, seçilen restoranlarda önemli bir ekonomik hareketlilik oluştuğunu kaydetti. Seçim sürecinde lezzetin yanında yerel mutfak mirasının korunmasına da önem verdiklerini vurgulayan Ersoy, işletmelerin unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemekleri menülerinde yaşatması gerektiğini ifade etti. Bunun jüri tarafından takip edildiğini belirten Ersoy, seçildikten sonra geleneksel yemeği menüsünden çıkaran bir işletmenin ertesi yıl yeniden seçilmeyebileceğini söyledi. Ersoy, “Amacımız yalnızca restoranın cirosunu artırmak değil; o şehrin gastronomik mirasını gelecek nesillere aktarmak.” diye konuştu.
Kahramanmaraş’ın da yüksek bir gastronomi potansiyeline sahip olduğunu belirten Ersoy, dünyaca bilinen dondurmasının yanında güçlü bir mutfak birikimi bulunduğunu, festivalin bu potansiyelin tanıtımına önemli katkı sağladığını ifade etti.
Arkeolojide 12 aylık çalışma modelinin sonuçları alınıyor
Göbeklitepe, Karahantepe ve Türkiye’nin farklı kazı alanlarından gelen yeni buluntuların yaklaşık 8 yıldır uygulanan arkeoloji politikasının sonucu olduğunu belirten Ersoy, göreve geldiğinde kazıların önemli bölümünün yılda yaklaşık 60 gün sürdüğünü söyledi.
12 aylık kazı programının yıl boyunca kesintisiz toprak kazılması anlamına gelmediğini açıklayan Ersoy, mevsimin uygun olduğu dönemlerde kazı yapıldığını; diğer dönemlerde belgeleme, raporlama, restorasyon ve bilimsel çalışmaların sürdürüldüğünü anlattı.
Türkiye’de yabancılar tarafından başlatılan arkeolojik kazıların yaklaşık 163 yıllık geçmişine işaret eden Ersoy, bilimsel hafızayı koruyarak kontrol ve koordinasyonu güçlendirdiklerini kaydetti.
“Bilimsel metodolojiden taviz vermiyoruz”
Uyguladıkları kazı modeline ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ersoy, şunları söyledi:
Geleceğe Miras Projesi kapsamında yaklaşık 3-4 bin uzman, arkeolog, sanat tarihçisi ve teknik personel ile yaklaşık 6 bin işçinin sahada görev yaptığını belirten Ersoy, Türkiye’nin arkeolojik potansiyelinin henüz küçük bir bölümünün ortaya çıkarıldığını vurguladı.
Bazı alanlarda kazılan bölümün yüzde 10’un altında kaldığını kaydeden Ersoy, yaklaşık 70 yıldır kazılan Hierapolis’te bu oranın yüzde 3,5 seviyesinde olduğunu ifade etti.
Taş Tepeler’de toplam 20 alan
Göbeklitepe’nin Taş Tepeler projesinin bir parçası olduğunu hatırlatan Ersoy, kamuoyuna açıklanan 12 önemli Neolitik alanın yanında henüz açıklanmayan 8 alanın daha bulunduğunu ve toplam sayının 20’ye ulaştığını söyledi.
Bölgenin Neolitik Çağ açısından dünyanın en önemli merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Ersoy, dünyanın ilk Neolitik Kongresi’ni Şanlıurfa’da gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
Türkiye’nin bu alandaki araştırmalarda dünya çapında lider ülkelerden biri hâline geldiğini belirten Ersoy, Çin, Rusya, ABD ve İtalya dahil farklı ülkelerden bilim insanlarının da kazılara katıldığını, ekiplere çalışma alanı, ekipman ve destek sağladıklarını anlattı.
Göbeklitepe’nin yaklaşık 12 bin yıllık tarihinin önemine işaret eden Ersoy, daha eski buluntuların ortaya çıkmasının bilimsel olarak ihtimal dışı sayılamayacağını söyledi. Taş Tepeler hattının Şanlıurfa’dan Mardin’e ve daha güneye uzanan geniş bir Neolitik yay oluşturduğunu ifade etti.
Buluntu sayısı arttı, müze deposunun kapasitesi büyütülüyor
Yoğun kazı modelinin etkisinin buluntu sayılarında da görüldüğünü belirten Ersoy, kazılar belirli seviyelere ulaştıkça ortaya çıkarılan eser sayısının arttığını kaydetti.
Bir yıl yaklaşık 5 bin, sonraki yıl yaklaşık 6 bin eser bulunduğunu aktaran Ersoy, bu yıl da yoğun biçimde yeni eserlerin ortaya çıkarılmasını beklediklerini söyledi.
Atatürk Havalimanı’nda oluşturulması planlanan büyük müze depo alanının da artan ihtiyaç doğrultusunda büyütüldüğünü açıklayan Ersoy, alanın güvenlik, depreme dayanıklı altyapı ve Türkiye’nin farklı noktalarından eser sevkiyatına elverişli lojistik imkânları nedeniyle tercih edildiğini belirtti.
Kültür varlıklarının iadesinde 14 ülkeyle iş birliği
Yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarının Türkiye’ye getirilmesi için yürütülen çalışmaları da anlatan Ersoy, iade süreçlerinde hukuki dayanakların ve bilimsel kanıtların belirleyici olduğunu söyledi.
Bu süreçlerde 1906 yılını önemli bir hukuki eşik olarak nitelendiren Ersoy, söz konusu tarihten sonra yurt dışına çıkarılan eserlerde Türkiye’nin hukuki konumunun daha güçlü olduğunu, daha önce götürülen eserlerde ise izinsiz çıkarılmanın ispatının güçleştiğini ifade etti.
Özellikle ABD gibi ülkelerde davaların 8-10 yıl sürebildiğine ve milyonlarca dolarlık maliyet oluşturabildiğine işaret eden Ersoy, bu nedenle eserlerin alıcı veya geçiş ülkeleriyle ikili protokollere ağırlık verdiklerini anlattı.
Bugün 14 ülkeyle bu kapsamda anlaşma bulunduğunu belirten Ersoy, protokoller sayesinde bazı iade süreçlerinin 8-9 yıldan 7-8 aya kadar indirilebildiğini söyledi.
“Sherlock Holmes gibi çalışan bir ekibimiz var”
Kaçakçılıkla mücadele ekiplerinin müzayede evlerini, internet sitelerini ve sosyal medya hesaplarını sürekli takip ettiğini belirten Ersoy, özel kasalarda tutulan eserlerin tespitinin zor olduğunu, satışa çıkarıldıkları veya sergilendikleri anda ise harekete geçildiğini anlattı.
Eserin tespit edilmesinin ardından müzayede evleri ve olası alıcıların uyarıldığını aktaran Ersoy, kazı başkanları, bilim kurulları ve uzmanların eserin Anadolu kökenini ve çıkarıldığı bölgeyi bilimsel yöntemlerle ortaya koyduğunu ifade etti.
Marcus Aurelius heykelinin iade sürecini örnek gösteren Ersoy, heykelin ait olduğu alanda bulunan bir ayak parçasının eserle bilimsel olarak eşleştirildiğini, bu tür fiziksel eşleşmelerin güçlü kanıt oluşturduğunu söyledi.
Türkiye’nin kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede UNESCO ve uluslararası platformlarda örnek gösterildiğini belirten Ersoy, başka ülkelerin de Türkiye’nin takip ve iade süreçlerindeki deneyiminden yararlanmak istediğini aktardı. Ortak hareket eden ülke sayısının artmasının yasa dışı kültür varlığı ticaretini zorlaştıracağını kaydetti.
Yaklaşık 9 bin kültür varlığı Türkiye’ye döndü
Yaklaşık 9 bin kültür varlığının Türkiye’ye dönüşünü sağladıklarını bildiren Ersoy, iade çalışmalarının yasa dışı piyasadaki talebi azaltan caydırıcı bir etkisi olduğunu vurguladı.
Türkiye kökenli eserleri satın almak isteyenlerin artık devletin bu eserleri takip edeceğini bildiğini belirten Ersoy, şöyle konuştu:
Ayasofya’da ibadet ve ziyaret akışı sürerken kapsamlı restorasyon
Ayasofya’da Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyonlarından birini yürüttüklerini belirten Ersoy, çalışmaların görünen alanların yanı sıra yapının altındaki ve ziyaretçilerin erişemediği bölümlerde de sürdüğünü söyledi.
Ana kubbenin bazı bölümlerinin yüzyıllardır bu ölçekte ele alınmadığını ifade eden Ersoy, çatlaklardan kaynaklanan su sızıntılarının iç mekândaki bezemelere zarar verebildiğini belirtti. Mozaik ve bezemeleri korumak için kubbeye dışarıdan müdahale edilmesi gerektiğini anlattı.
Restorasyonu ibadet ve ziyaret akışını sürdürerek gerçekleştirmenin kapsamlı bir hazırlık gerektirdiğini vurgulayan Ersoy, bilim kurulunun yaklaşık bir yıl boyunca bu konu üzerinde çalıştığını söyledi.
Kubbenin altına kurulan platformun malzemeleri, taşıma kapasitesi ve montaj sisteminin test edildiğini belirten Ersoy, mühendislik çalışmaları ile malzeme ve yük testlerinin ardından montajın kısa sürede tamamlandığını kaydetti.
Kubbe kontrollü biçimde açıldığında radar ve lazer taramalarının da yapılacağını açıklayan Ersoy, böylece görünmeyen çatlakların, boşlukların ve yapısal sorunların ayrıntılı olarak tespit edilerek güçlendirme çalışmalarının yürütüleceğini bildirdi.
Yer altı galerilerinde temizlik ve güçlendirme çalışmaları
Ayasofya’nın altında geniş yer altı galerileri, geçitler ve tüneller bulunduğunu belirten Ersoy, yaklaşık 9 kilometreye kadar uzanan bölümlerden söz edildiğini aktardı.
Bazı noktalarda çökmeler ve geçişi engelleyen alanlar bulunduğunu söyleyen Ersoy, bu bölümlerde temizlik ve düzenleme çalışmalarında önemli ilerleme sağlandığını ifade etti. Çamur ve balçığın uzaklaştırılması, nemin kontrol altına alınması ve yapısal güvenliğin sağlanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
Önceliklerinin restorasyon, temizlik, güçlendirme ve bilimsel incelemeleri tamamlamak olduğunu vurgulayan Ersoy, çalışmaların ardından güvenli ve uygun bölümlerin ziyarete açılmasının gündeme gelebileceğini söyledi. Böyle bir imkân oluşması hâlinde Ayasofya’nın bugün ziyaretçilerin göremediği önemli bir tarihî katmanının turizme kazandırılabileceğini belirtti.
Ayasofya’nın dış görünümünde hedef 2027 sonu
Kubbedeki ana çalışmalar için en az bir yıllık yoğun bir süreç öngördüklerini belirten Ersoy, cephelerde birden fazla noktada eş zamanlı çalışılabildiği için daha hızlı ilerleme sağlanabildiğini anlattı.
Genel hedeflerinin 2027 yılı sona ermeden Ayasofya’nın dış görünümünün çok büyük ölçüde eski hâline dönmesi olduğunu açıklayan Ersoy, bu aşamada iskelelerin önemli bölümünün sökülmüş ve cephe çalışmalarının büyük ölçüde tamamlanmış olmasını planladıklarını söyledi.
Ersoy, yapının alt katlarında ve görünmeyen bölümlerinde ise çalışmaların devam edebileceğini ifade etti.