30 yıldır aşkı anlatan yazar

Edebiyat hayatında 30. yılını dolduran ve 30. kitabını geçtiğimiz günlerde yayınlayan Atilla Birkiye, “Ben Hep Seni Yazdım” kitabıyla düzyazının şiirsellikle buluştuğu denemeler de bir kez daha aşkı düşünmeye çağırıyor.

Halime Biray
30 yıldır aşkı anlatan yazar

Yazar Atilla Birkiye sanat yaşamının 30.yılında 30. kitabıyla okurlarının karşısına çıktı. Özgür Yayınları'ndan çıkan “Ben Hep Seni Yazdım” kitabı Birkiye'nin aşk üzerine yazdığı denemelerden oluşuyor. 'Aşk yazarlığımın tam ortasındaki bir izlek, bir tema' diyen yazar, bugüne kadar yayınlanan kitaplarında hep aşkın izini sürüyor. Aşk Üçlemesi, Aşk Bilmecesini Nasıl Çözebilirsiniz, Aşkım Bir Yağmur Damlası Gül Yaprağında... Aşkı anlatan kitaplar yazmaktan hiç vazgeçmeyen Birkiye, savaşan dünyada bu duygunun çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Şiirsellik ise onun vazgeçemediği bir anlatım tarzı. Nâzım Hikmet, Attilâ İlhan, Metin Altıok, Cemal Süreya gibi şairlerin dizeleri kitapta yer alan metinlerle harmanlanıyor. Yazar, bu metinlere ise "lirik metinler" adını veriyor. Şiirin melodisini düzyazıya taşıyan Birkiye, bir şair değil şiir sever, şiir heveslisi olduğunu belirtmeyi ihmal etmiyor. 30. kitabında aşkı kaleme alan Atilla Birkiye, bundan sonraki yazın macerasında da aşkı anlatmaya devam edeceğinin altını çiziyor.

Yazarlığınızın 30.yılına 30 kitap sığdırdınız ve hep aşkın izni sürdü bu kitaplar. Bu noktada aşkı nasıl tanımladığınızı ve neden aşkı tema olarak seçtiğinizi sorsak?

Aşk dolunaya dokunmaktır, gecenin karanlığında nilüfer çiçeğini açtıran Venüs'ün ışığıdır, diyorum aşk. İnsanın belki de kendisini en üst düzeyde gerçekleştirdiği bir duygu durumu. Savaşan dünyada, bu coşkunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aşk herkese göre değişebilir ama yaşandığı zaman kolay kolay tanımı yapılacak bir duygu değil. Yazınsal anlamda aşkı konu alan denemeleri aşağı yukarı 25 yıldır yazıyorum. Aşk olduğu gibi yazarlığımın ortasındaki bir izlek, bir tema. Bu noktada, 1991'de yayınlanan Bir Aşk Denemesi adlı kitabım hem fikirsel hem yazınsal dönüşümü belli eder. Bu kitapta aşk vardır tema olarak, ancak altmetin olarak da Doğu vardır. Hem felsefi olarak hem siyasi olarak. O zamanlar, Saddam'ın kimyasal silahlarından kaçan Kürtler Türkiye'ye sığınmıştı. Çalışmalarımı aşk teması ve onun yaslandığı konularla çeşitlendiriyorum... Ben Hep Seni Yazdım kitabına gelince burada yer alan denemeler aşkın farklı hallerini yansıtıyor.

Attilâ İlhan, Cemal Süreya, Edip Cansever gibi şairlerin şiirlerinden yola çıkarak yazılan birçok denemeye yer vermişsiniz. Amacınız düzyazı ve şiirlerden yeni bir tarz oluşturmak mıydı?

Çok güçlü şairlerimiz var ve onları okuduğunuz zaman ister istemez şiirin çekim alanına kapılıyorsunuz. O şiirlerden beslendiğiniz zaman doğal olarak bu da kaleminize yansıyor. Bu tür yazıları şiirle denemenin bir harmanı olan "lirik metinler" diye tanımlıyorum. Üstelik şiir aşkın dilsel söylemine çok uyan bir yazınsal tür. Şiirin sesini, melodisini, imgesel yapısını düzyazıya taşıyorum. Düzyazının melodisini oluşturduğum noktada ortaya lirik metinler çıkıyor. Bu kitapta yer alan denemelerin hepsi de lirik metinlerden oluşuyor.

Kitapta yer alan denemelerin hemen hemen hepsinde mekân olarak İstanbul yer alıyor. İstanbul'un dokusu ve büyüsünün aşkla buluştuğunu görüyoruz. Sizin için İstanbul'u bu kadar anlamlı kılan ne?

İstanbul benim için her şey. İstanbul'dan etkilenmemek ve yazıya geçirmemek mümkün değil. Bu kent mimari açıdan son derece bozulmuş olmasına rağmen inanılmaz bir çekiciliği var. Doğma büyüme İstanbullu olmasanız da kentin akan genetiğinden aldığınız kodlar içinize işliyor. Yahya Kemal'i düşünün! Yazınsal anlamda aşkı mekânsız düşünmemek lazım.

Günümüzde insanların en büyük eleştirisi aşkların o eski güzelliğiyle yaşanmadığı yönünde. Bu eleştiriye siz de katılıyor musunuz?

Birtakım değer yitimi var. Roman, sinema, resim sanatı paraya dönüşen tecimsel malzemeler haline geldi. Değer dediğimiz şey de satılan marka oldu. Murathan Mungan'ın bir şarkı sözü olan 'biz büyüdük ve kirlendi dünya', aslında tam da bu süreci dillendiriyor. Aşk dediğimiz bireysel ve çok özel duygunun yaşanması da başka bir boyut alıyor. Yaşam dönüşünce aşk da dönüşüyor ve dönüşmeye devam edecek. Bireyin özgürleşme sürecinde bazı şeyler daha kolaylaşıyor. Özellikle kadının toplumsal hayatta yer edinmesiyle birlikte doğal olarak ilişkilerin boyutu değişti. Yanlış anlaşılmasın ben kadının özgürleşmesine karşı değilim. Kadına ulaşmanın zor olmaması belki aşkı diri tutan büyünün bozulmasına yol açıyor, diyebiliriz.

30 yıl boyunca aşkı yazdınız, Atilla Birkiye aşkı yazmaya devam edecek mi?

Tabii ki aşkı yazmaya devam edeceğim. Önümüzdeki yıl yine aşk üzerine bir deneme kitabım yayınlanacak. Aşkı konu alan, ancak bu kez biraz farklı, bir roman yazıyorum, ne zaman bitiririm bilemem. Dediğim gibi aşk yazarlığımın eksenindeki bir tema olmayı sürdürecek.