Ahmet Hamza'nın hikayesi bir tutkunun vücut bulmuş hali aslında. 45 yıl önce tahnit (taxidermy) (ölmüş hayvanların derilerini yüzerek içlerini doldurma) yapmaya başlayan Ahmet Hamza, bu zamana biri Bulgaristan'da, biri Pendik'te olmak üzere, 2 müze sığdırdı. Şimdi eşiyle birlikte Pendik'teki kendilerine ait Doğa Bilim müzesini işleten Hamza'nın hikayesi çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği Bulgaristan'a uzanıyor.
KENDİM YAPA YAPA ÖĞRENDİM
1940 yılında Bulgaristan'da doğan Hamza'nın çocukluğu köyde hayvanlarla birlikte geçmiş. Hayvan sevgisinin buradan geldiğini söyleyen Hamza, kendisine meslek olarak da veterinerliği seçmiş. Tahnit ve veterinerliğin bağlantısı olmadığını, tamamen kendi ilgisinden kaynaklanan bir hobi olduğunu ifade eden Hamza'nın tahnitle tanışması iş yerinin düzenlediği müze gezilerinde olmuş. Ahmet Hamza tahnitin nasıl yapıldığını ilk defa bu müzelerden birinde görmüş. Hamza, 'Sofya'da 360 bin eserin olduğu bir müze var. Oraya gittim. Bir sülünü yüzerlerken izledim ancak sonraki aşamaları izlemek için kalamadım. Birkaç gün sürüyor işlem. Kitabı yok, bilgisi yok. Kendimi yetiştirdim. Çalışa çalışa ustalaştım. Çevredeki avcılardan vurdukları hayvanları istedim, tavuk yetiştirenlerden ölen civcivleri tavukları istedim' diyor.
YÜZ ELLİ HAYVANIM VAR
Böyle başlayan tutkusu sürmüş Ahmet Hamza'nın. Bu arada Roma'da, Yugoslavya'da, Moskova'da, Polonya'daki müzelere gitmiş. 15 yıl içinde 150 hayvanı olmuş. Belediye hayvanları satın alarak, halk için ücretsiz bir müzeye dönüştürmüş. Hamza 'Her bir hayvanda yeni bir şey çıkıyor. Her hayvanın anatomisini, nereyi nasıl keseceğini, nereyi kesmeyeceğini bilmen lazım' diyor. Hamza'nın ilk kurduğu müze bu. Ancak 1989'da Bulgaristan'dan Türklerin göç durumu ortaya çıkınca Hamza, eviyle birlikte müzesini de bırakmış geride. Ailesiyle hiçbir şeyleri olmadan geldikleri Türkiye'de kendilerine yeni bir hayat kurmak için çalışmaya başlamışlar.
DARICA ÇOK YARDIMCI OLDU
Veteriner olarak iş bulamayan Ahmet Hamza, Ahmet Şimşek kolejinde 5 sene kalorifercilik, bahçıvanlık, temizlik yani özetle her şeyi yapmış. 5 sene sonra idare amiri olmuş. Evlerini yapmışlar. Tüm bunların yanında Ahmet Hamza vazgeçemediği hobisine devam etmiş. Avcılara, petshoplara gidip ölen hayvanlarını almak istemiş fakat kimse yardımcı olmamış. Gülhane Hayvanat Bahçesi'ni keşfetmiş. 'Oraya çok gidip geldim' diyor Ahmet Hamza ama hayvanat bahçesi ölen hayvanlarını vermek istememiş bir türlü. Sonunda Darıca Hayvanat Bahçesi'ne gidip derdini anlatan Hamza'nın şans yüzüne gülmüş. Hamza, 'Gittim konuştum. Tahnit nedir nasıl yapılır bilmiyorlardı ama iyi niyetle yaklaştılar. 'Birkaç tane yap bakalım görelim sen neyin ustasısın. Bize de yaparsın, kendine de alırsın' dediler. Hayvanat bahçesinin başında rahmetli Faruk Yalçın vardı. Çok severek yaptı bu işi. Dünyanın her yanından, Amerika'dan, Afrika'dan hayvanlar getirdiler. Veterinerler de yeniydi. Bazı hayvanlar tecrübesizlikten öldü. Ölen hayvanları dondurucuya kaldırırlar, bana haber verirlerdi. Gider alırdım. Onların istedikleri hayvanları da onlara yaptım. Müze açınca katkı olsun diye onlar için yaptığım hayvanları da bana verdiler' diyor.
Dolap bile değişmez
Şimdi emekli olan Ahmet Hamza, Pendik'teki Doğa ve Bilim müzesini eşi İsmigül'le birlikte idare ediyor. Müzede 450 çeşit olmak üzere 850 tane hayvan var. Penguen, kanguru, timsah, flamingo, leopar, boğa yılanları, kelebekler, örümcekler… ne ararsanız var. Hayvanat bahçesindeki hayvanlar yurt dışından olduğu için genelde yabancı hayvanlar. Hepsi belgeli, fotoğraflarıyla birlikte Kültür Bakanlığı'nda kayıtlı. Ahmet Hamza bu hayvanların satışının, hatta dolap değiştirmesinin bile yasak olduğunu söylüyor. Müzeye giriş öğrenciler için 5, yetişkinler için 8 lira. Pendik Belediyesi okullardan öğrencileri müzeye getirerek görmelerini sağlamış.
KÖMÜRLÜKTE TİMSAH VAR!
Ahmet Hamza tahniti 2 metreye 2 metre kömürlüğünde yapıyor. İçeri sığmazsa dışarı çıkıyor. Önce hayvanın derisi yıkanıp temizleniyor. Sonra deri yüzülüyor. İç organlar temizleniyor. Deri tuzlanıyor, yıkanıyor ve özel ilacı uygulanıyor. Bu ilaçla bir süre bekledikten sonra kafatasından kuyruğuna kadar telden bir omurga yapılıyor. Ahmet Hamza hurdacılardan bulduğu telleri kullanıyor. Sonra içi temiz pamukla dolduruluyor. Dikişi yapılıp pozu veriliyor. Ahmet Hamza bu işleri yaparken hayvanların çeşit çeşit pozlarda çektiği fotoğraflarından faydalanıyor. Yeri geldi internetten araştırıyor. Daha önce bir hayvanı yaparken takılınca gidip hayvanat bahçesinde fotoğraf çektiği çok olmuş. Uğraşının zevkli bir iş olduğunu anlatan Ahmet Hamza 'Sadece doldurmak değil. Yerleştireceksin, ortam oluşturacaksın. Ne tür bir tahtanın üzerine konduğu bile takip edeceksin. Avrupa'da epey müzelere gittim. Türkiye'de böyle bir müze yok' diyor. Bulgaristan'da müzede çalışanlara tahniti yapılacak hayvanların birer ikişer tane vurma izni verildiğini söylüyor Hamza.
EMEKLİ MAAŞI MÜZEYE
Böylece tahnit yapmaya Türkiye'de de devam eden Ahmet Hamza'nın en büyük destekçisi eşi olmuş. Çünkü doldurduğu hayvanları 20 sene evinde biriktirmiş. Tahnitleri evinin kömürlüğünde yapmış. Hamza, 'Kötü şartlarda çalıştım. Bir tek veteriner aletlerim vardı' diyor. Zamanla hayvanları duyulmuş tabi. İlçe belediye başkanları gelip yerinde görmüşler, bir müze yapmak istemişler fakat sonuca ulaşmamış bu dilekler. En sonunda Ahmet Hamza kendi müzesini açmaya karar vermiş. Hamza, 'İki odamı birleştirdim. dolaplar yaptım. Dolapların içi, üstü, odasının ortası her yer doldu. Geçecek yer kalmadı. 20 sene hanım müsaade etti. Bu kadar olacağını bilmiyorduk tabi. Aslında ben baştan beri müze yapmak istiyordum. Ancak öyle bir talep gelmedi. Sonra kendim niyete girdim. Kültür bakanlığının şartı var; müze kuracağın yere 10 sene kontrat istiyor. Kimse de boş arsasına dairesine 10 senelik kontrat yapmıyor. Burası da ömür boyu kiralanmış olacağı için gelirimiz sabit olacak diye kabul ettiler. Benim bir emekli maaşım var onu verebilirim dedim. Anlaştık' sözleriyle anlatıyor müzeleşme sürecini.