48 yıldır sanatla evliyiz

Uğur ve Çiçek Derman, neredeyse yarım asır aynı yastığa baş koymuş iki sanatkâr. Uğur Derman, Hat ve Cilt gibi Klasik Türk sanatlarının eksperliğini yaparken eşi Çiçek Derman ise tezhip sanatçısı. Derman çifti icra ettikleri sanat dallarının yanı sıra bir sanat olarak evlilikte de nasıl başarılı olunabileceğinin canlı kanıtı olarak karşımızda duruyorlar.

Kübra Sönmezışık
48 yıldır sanatla evliyiz

Uğur Bey, siz eczacılık okumuşsunuz. Hiç eczacılık yaptınız mı?

15 yıl yaptım. Ayazpaşa''da Alman Konsolosluğu''nun karşısındaki Gümüşsuyu Eczahanesi''ni kendim tesis ettim. İstanbul''un tek ''eczahanesi'' orasıydı.

Neden eczahane?

''Eczane'' deyip de, azınlık Türkçesi''ni kullanmak istemedim. Doğrusu ''eczahane''dir.

Sorgulayanlar oluyor muydu?

Tabii. Ben de bütün ayrıntısıyla anlatıyordum. Eczahanenin arkasındaki küçük odamda yakın çevremden olanlarla sohbetlerimiz sürerdi. Kalfam Demir Bey, mesleğinde İstanbul''un en iyilerindendi. Ben müşterilerin önüne çıkmak istemezdim. Çünkü kasaya geçip para işleriyle uğraşmaktan çok rahatsız olurdum.

MAHİR İZ'DEN ETKİLENDİM

Eczacılığı sevdiniz mi?

Dedem ve dayım da eczacıydı. Aile mesleği olduğu için tercih ettim. Büyük hata etmişim.

Pişman mısınız?

Şöyle; eğer doğrudan Türk edebiyatını veya sanat tarihini seçip de oralarda okusaydım, herhalde daha faydalı olurdum. Eczacılıkla çok vakit kaybettim.

Sanatla ilişkiniz okul yıllarınızda mı başladı?

Haydarpaşa Lisesi''nde okurken Mahir İz hocayı buldum. Dört yıllık lise tahsili uygulamasında seminer saatleri olurdu. Mahir İz ve Nihal Atsız''ın seminerlerinde yer bulunmazdı. Ben daha çok Mahir Bey''in sohbetinden hoşlanırdım. Eski Türk edebiyatı dışında, Arap ve Fars edebiyatından örnekler verirdi. Söylediklerini not alırdım. Bu şekilde Osmanlı Türkçesine yakınlığım başladı.

Girişken miydiniz?

Aksine, çekingen birisiydim. Çekingenliğim bana hayat boyunca çok şeyler kaybettirdi.

Sonra?

Üsküdar''ın Bulgurlu Mescid sokağındaki evimizin iki sokak yukarısında Üsküdar''ın büyük sanatkârı Necmeddin Okyay oturuyordu. Bizim sokağımızda onun bacanağı ve baldızı ikamet ederdi. Necmeddin Efendi, arada bir onları ziyarete gelirdi. İnip elini öpmeye cesaret edemezdim.

Sizi hangi vesile bir araya getirdi?

Üsküdar Yeni Cami''nin kayyımı Saim Efendi benim süt dayımdı. Necmeddin Efendi de kırk yıl boyunca orada imamet ve hitabet vazifesiyle bulunmuş. Saim Efendi''ye ''Beni Necmeddin Efendi''yle görüştüreceksin'' dedim. Birlikte, Toygartepesi''ndeki evine gittik. Necmeddin Hocayı, tatlı dilli, melek sîret bir zât olarak görür görmez pek sevdim. Beni öğrenciliğe kabul edince her hafta evine gitmeye başladım. 1976 yılına kadar birbirimizden hiç kopmadık ve baba-oğul gibi olduk. Babamı erken vefatı dolayısiyle göremedim, hocama ''Efendi Baba'' diye hitap ederdim. Gözümdeki sıhhî bir mesele yüzünden hatla fiilen uğraşmayı 35 yıl evvel bıraktım.

SANATKAR DİYE ÇIKMADIM

Hocanız yazılarınızı beğenir miydi?

Beğendiği zaman ''aferin'' derdi. Beğenmediğinde ise o harflerin düzgünlerini benim satırımın alt kısmına yazardı. Ertesi hafta, hocamın istediği şekilde yazılmış olarak götürürdüm, eğer beğenmişse ''geç'' der, ben de elimdeki meşke göre yeni satıra geçerdim. 1960 yılında icazetimi aldıktan bir yıl sonra neşriyata giriştim.

Yazdığınız hat eserleriyle sergi açmayı düşündünüz mü?

Yok, hayır. Hiç bir zaman sanatkâr sıfatıyla ortaya çıkmak istemedim. HOCAM ÇOK YETENEKLİYDİ

Klasik Türk sanatlarından hat, ebru ve cild gibi birçok sanatın eksperliğini yapıyorsunuz.Alanınızda teksiniz...

Teklik iddiasında değilim, fakat bu sanatların tarihiyle meşgul olduğum için kimselerin isteyip de ulaşamadığı bilgilere ulaşıyorum. Bazen bir eseri tarihinden yakalamak mümkün oluyor. Oradaki tarih sayesinde bir başka hattata aidiyeti ortaya çıkıyor.

Bu kabiliyeti nasıl kazandınız?

Herhalde görerek edindim. Fakat ben bu hususda Necmeddin Hocamın tırnağı olamam. Onun olağanüstü bir yeteneği vardı. Kendisine bir hat örneği incelemesi için götürüldüğünde ''İmzası varsa kapat evlâdım'' deyip hattatını, hattâ bâzı çok beğendiği üstâdların yazdığı yılı dahi ayırd edebilirdi.

Bugün yine açız evlâtlarım

Uğur Bey, siz Çiçek Hanım için fedakârlık yaptınız mı?

Çok. Çiçek Hâtun eve yetişemeyince peynir ekmeğe tâlim ederdim ve Tevfik Fikret gibi: ''Bugün yine açız evlâdlarım, diyordu peder'' mısraını oğullarıma okurdum!.

ÇİÇEK DERMAN: Ne büyük fedakârlık! (gülüşmeler)

Çocuklarınız sanatla ilgili mi?

ÇİÇEK DERMAN: Hayır, fakat biz üç oğlumuzu da sanat ortamında büyüttük. Evde konuşmalarımız hep sanat üzerine olmuştur.

UĞUR DERMAN: Aile mesleğini çocuklarımın devam ettirmesini istemedim. Biz üç oğlumuzun da meslek ve eş seçimine müdahale etmedik.

Klasik sanatlara karşı ilgililer mi?

UĞUR DERMAN: Hat sanatı örneklerini, evlerinin duvarlarına asmaktan ve seyretmekten hoşlanıyorlar. Hiç istemiyor olabilirlerdi.

Uğur Bey, siz eşinize hangi konularda danışırsınız?

UĞUR DERMAN: Her aklıma gelen şeyi danışırım fakat, aklıma yatmadıysa yine kendi bildiğimi okurum.

ÇİÇEK DERMAN: Mutlaka benim fikrimi sorar. Sonunda bir bakmışım onun istediği olmuş. Bunu fark ettikten sonra: ''Bana sorma, nasıl olsa sen bildiğini yapacaksın'' dedim. (gülüşmeler)

Uğur Bey baskın karakter...

ÇİÇEK DERMAN: Hayatı boyunca tâbi olmayı sevmeyen biridir. O yüzden devlet memuru da olmadı. Uğur Bey daima hür kalıp kendisine tâbi olunmasını bekler. Evin içi benimdir dışı da onun. Ama hem içerdeki, hem de dışarıdaki bütün kararları o alır.

Sanat dışında hangi konularda anlaşırsınız?

ÇİÇEK DERMAN: Dâhilde ve hâriçte seyahate çıkıp merak ettiğimiz yerleri görmek, okuduğumuz kitaplardan hoşumuza giden kısımları birbirimize nakletmek, klasik Türk musıkisi programı bulursak onu hazla dinlemek, kendi sahamızda açılan sergileri gezmek, konferansları tâkip etmek yanında ikimiz de –bütün sıkıntılarına rağmen- İstanbul''u hâlâ seviyoruz. Yetmez mi?

İki sanatçının evliliği nasıl oluyor?

ÇİÇEK DERMAN: Çok güzel oluyor. Tartışmalarımızın ve uzlaşmalarımızın ana konusu sanattır. Tatil günlerimizi evimizde kitap ve dosyalar arasında geçiriyoruz. Hamdolsun, birbirimize yetiyoruz. Dostlarımız, çocuklarımız ve torunlarımız da hayatımıza mânâ katıyor.

UĞUR DERMAN: Fazla sokağa çıkmak, bizi sıkıyor. Oturduğumuz yer, sessiz ve yeşili bol, o sebeple mümkün olduğunca vaktimizi evde geçiriyoruz.

Klasik Türk Sanatlarının iki saygın ismisiniz. Sanata doydunuz mu?

ÇİÇEK DERMAN: Hiç doyulur mu? Daima öğrenmek ve öğretmekle geçen, dolu dolu yaşanan bir ömür…

UĞUR DERMAN: Biz de yaşlı hocalarımız gibi, bu sanatların geleceğinin olmadığını düşünürdük. Necmeddin Okyay beni arkadaşlarına tanıştırırken ''Ben bu evlâdımın yetişmesini, virânede incir ağacı kendiliğinden nasıl biterse, ona benzetiyorum'' derdi. O yıllarda yaşdaşlarım arasında benim gibi sanatla ilgilenen yoktu. Sinemada, maçda vakit öldürmek yerine, bu yolu seçtim ve bahtiyar oldum. Şimdi gelenekli sanatlarımızın tekrar revaç bulması bizi daha da bahtiyar ediyor.