'8 kez gittim, 28 kez daha giderim'

Gazetecilik görevi nedeniyle kutsal topraklara giden gazeteciler görevlerinin başına dönse de o atmosferden kolayca sıyrılamıyor. Kutsal topraklara 8 kez hac, 2 kez de umre ziyareti için giden Star TV Muhabiri Lamia Ayhan, '28 kez de gitsem doymam' diyor. TRT Haber Editörü Mehmet Çığın ise orada gazeteci kalıp, manevi havayı görmezden gelmenin mümkün olamayacağını söylüyor.

Recep Yeter
'8 kez gittim, 28 kez daha giderim'

Her yıl hac döneminde, Türkiye'den giden hacı adaylarıyla ilgili haberleri iletmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonuyla hacca giden gazeteciler, kutsal toprakların manevi ikliminin havasını en çok hissedenlerin başında geliyor. Gazetecilik gibi toplumun önünde olmayı, görünür olmayı, isim yapmayı gerektiren bir mesleğin üyesi olan gazetecilerin 3,5 milyon 'sıradan' insanın arasına karışınca iç dünyalarında yaşadıkları gel-git de daha fazla oluyor. Çünkü tavaf ederken, Arafat'ta vakfe yaparken hiç bir kartvizitin, hiç bir titr'in esamesi okunmuyor. Bu sene yaklaşık 30 kadar gazeteci arkadaşımla 'hac ve gazetecilik görevi'ni birlikte yaptık. Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'nce başlangıçta 30 gün olacağı duyurulan, ancak gidişimize bir hafta kala 15 güne düşürülen hac seyahati süresinin kısa olması, gazetecileri de yorgun düşürdü. 15 günlük sürede en az 50-60 kilometre yol yürümek zorunda kalan, hem ibadete hem göreve koşturan gazeteci dostlarımızın yorgunluklarına rağmen yaşadıkları mutluluğu gözlerinden okumak mümkündü. O mutluluğu, 'hacı gazeteci'lerin ağzından duymanızı istedim. İşte hacı gazetecilerin duyguları:

HER GÜNÜMÜZ FARKLIYDI

İsmail Safa İpşir TGRT Haber TV EditörüÜlkemizde bir milyon kişi Hacca gidebilmek için bekliyor. Bizim için büyük nimet oldu. Kutsal topraklara gittikten sonra manevi havanın dışında kalmak da mümkün değil sanırım.. Arafat'taki milyonlarca ihramlıdan biri olmakla şereflendiğimiz, oradaki güzelliklere kavuştuğumuz için ne kadar şükretsek azdır. Tavaf sırasında birkaç aylık bir bebeği annesinin ya da babasının kucağında gördük, şaşırdık. Kabe-i Muazzama'nın duvarına yapışıp hüngür hüngür ağlayanları gördük, duygulandık. Baştan sona her günümüz, her ziyaretimiz, dualarımız, hatta Türkiye'deki yakınlarımızla yaptığımız görüşmeler bile farklıydı, heyecan vericiydi. Allah hepimize tekrarını nasip etsin. Gidemeyenlere de gitmeyi nasip etsin.

KABE'DE DÜNYADAN GEÇİYORSUN

Mehmet Çığın TRT Haber EditörüGazeteci olarak Kutsal topraklara gidince o manevi atmosferin dışında kalır mıyım endişesini ben de taşımıştım. Ancak kutsal toprakların öyle cezbedici bir yanı var ki oradan nasiplenmemek neredeyse mümkün değil. İnsan Kabe'ye gidince adeta dünyadan geçiyor. Gerek gidilen mekanların kutluluğu gerekse de zaman diliminin kutlu olması insanı o atmosferde tutmaya yetiyor... Hac farizasının belki de en önemli özelliklerinden birisi insanın bütün sıfatlarını bir tarafa bırakarak kul olarak Allah'ın davetine icabet etmesi. İhrama girilip Arafat'a çıkıldığında bu net bir şekilde ortaya çıkıyor. İnsanların kefeni andıran iki parça beyaz bezle Allah'a yönelmesi herhalde mevki, makam ve dünyanın faniliğini en net Arafat meydanında ortaya çıkarıyor. Kutsal topraklarda beni en çok şaşırtan farklı ülke, ırk ve dilden milyonlarca Müslümanı bir arada görmem oldu. Her şey farklı olsa da hepimizin Müslüman olması gerçekten evimizden bir kardeşimizi görmüş olmanın rahatlığı ve mutluluğunu veriyor. Beni en çok üzen ise dünya Müslümanlarının garipliği ve fakirliğinin oraya yansımasıydı. Kutsal topraklarda gördüğüm manzara Müslümanların beklediğimden de maddi olarak zor durumda olduğunu gösteriyordu. Ancak buna rağmen samimiyetle Hac farizasını yerine getirme gayretleri de dikkat çekiciydi.

DİKİŞSİZ ELBİSE BENİ KENDİME GETİRDİ

Mustafa Göngör Ülke TV Muhabiri Gazeteci olarak Hac ibadetini yerine getirmek sevimli bir işmiş gibi görünse de perde arkasında pek de sevimli değil. Çünkü, ülkemizden Hac ibadetini yapmak için kutsal beldelerde bulanan 100 bin'e yakın hacı hakkında ailelerine, sevenlerine ve gelecek hacı adaylarına kutsal beldelerde yaşananları aktarmak gibi ağır bir görevin sorumluluğunu üstlenmek durumunda kalıyorsunuz. Bunun yanı sıra ibadet yapmanın da ağırlığı oluyor. Biz iş yapmanın da bir ibadet olduğu kabulü ile her iki işi de ibadet şuuru ile yapma gayreti içinde olduk. Kutsal beldelerde ne sıfatla bulunursanız bulunun yüzde yüz o manevi havaya çarpılırsınız. Bu çarpışma atom tanelerinin çarpışması gibi de olabilir, gribal bir enfeksiyon olarak da karşınıza çıkabilir. Ama mübarek beldelerin iklimini, havasını, ruhunu o beldelerde bulunan herkes ne sıfatla bulunursa bulunsun muhakkak teneffüs eder. Mevla o mübarek beldelere kavuşmak isteyen tüm Müslümanlara nasip etsin. Kaçınılmaz ve mutlak olan bir gerçeği tam alnımızın çatına vuruyor o elbise. Buralarda hatırlamadığımız, hatırlayamadığımız gerçekleri bize "Bir kez daha giy de, bir bak sağına soluna" diyor. Arafat meydanında ellerimizi semaya kaldırdığımızda, gözlerden yaşlar toprağa döküldüğünde yanı başımda kim var? O saflığın ve temizliğin simgesi bir parça dikişsiz dünyadan arınmış elbise... Gözlerimizden düşen yaşlarla ıslanan o elbise içimin ve dışımın fotoğrafını elime verdi.

HAC GAZETECİYİ DE SIRADANLAŞTIRIYOR

Semanur Sönmez Yaman Kanal 7 Haber MerkeziGazeteci olarak Hacca gitseniz de oradaki olağanüstü manevi havanın dışında kalmak mümkün değil. Kâbe'nin çekim gücüne kapılmamak, O'nun yörüngesine girmemek bir insanın başarabileceği şeyler değil bence. Gazeteci olmak bu konuda birtakım artılar getirdi bana. Herkesin fark edemediği ayrıntıları gözlemleme, o ayrıntılar üzerinden duygu dünyamı genişletme imkânı buldum. Gazetecilik insanın enaniyet duygusunu fazlasıyla besleyen bir meslek. Bu yüzden bir gazetecinin sıradanlaşması kolay değil günlük hayatta. Ancak Hac çok farklı. Orada Allah'ın yarattığı milyarlarca insandan biri olduğunu, sıradanlığını, acizliğini tam olarak hissediyor insan. Günlük hayatımızdaki makam, mevki orada bir anlam ifade etmiyor. Bir anlamda çok önemli bir nefis terbiyesi oldu Hac bizim için. Beni en çok etkileyense, kutsal topraklardaki benzersiz kardeşlik ortamı oldu. "Mü'minler ancak kardeştir" ayetinin anlamını o ortamda anlayabildim. Dilleri, kültürleri farklı insanların birbirlerine nasıl sıcak baktığını, gülümsediğini, zor anlarda dahi tahammül ettiğini, el ele tutuştuğunu, hatta birlikte ağladığını gördüm, yaşadım. Bu benim için büyük bir deneyim oldu.

Kabe'yi ilk gördüğümde çarpılmıştım

Lamia Ayhan Star TV Muhabiri Kabe'yi ilk gördüğümde çarpıldım resmen! Hayatımda hiç bu kadar ağlamamıştım. Sadece milyonların içinde Rabbimle yalnız kalmak istedim. Kabe benim için Allah'a en yakın olduğum yer ama nasıl şükredeceğini bilememek de başka bir mahcubiyet. Hacca gazeteci olarak gitmek yada Hacda gazeteci olmaya gelince... Aslında dünyanın her yerine gazeteci olarak gidebilirsiniz ama bence Hacca gazeteci olarak gitmek imkansız. Çünkü önce Rahman'ın misafirisiniz, sonra gazeteci. Kabe Allah'ın yeryüzündeki evi. Ve O davet etmediği sürece gazeteci de olsanız dünyanın en zengini de olsanız o kapıdan içeriye girmek imkansız. Allah sizi evine davet ediyor, tıpkı cömert bir evsahibi gibi, rahmet üstüne rahmet zunuyor... "Dileyin ne isterseniz" deniyor ya gerçekten de öyle… Allah'tan isteyip de kabul olmayan duam yok Kabe'de. Evine geleni hiç boş göndermiyor. Günahlarla gidiyoruz. Hem tertemiz olup geliyoruz. Hem de ikramlarla dönüyoruz. Tek kelimeyle hacda gazeteci olmak, orada olmak ve en önemlisi Allah'ın o kadar kulun arasında beni de davet ettiğini bilmek yaşamak inanılmaz bir duygu...

HEP YENİDEN GELMEK İÇİN DUA EDİYORUM

Gazeteci olarak görev yapmanın çok büyük zorlukları var aslında. Hep bir vicdan muhasebesi içinde geçiyor zaman. Çünkü haber yapmak, kutsal toprakları, İslam tarihini, Allah'ın evini, Hac ibadetini anlatıyor olmak büyük bir hizmet ve şeref. Ancak bir de ya yanlış yaparsam, ya Allah'ı incitirsem korkusu var. Umarım böyle bir durum yaşamamışımdır. Hac haberlerinin reytingi çok yüksek. Hac haberlerini izleyen çok büyük bir kitle olduğunu gördüm. Kadın gazeteci olmak daha çok dikkat çekiyor. Çünkü haccın bedensel ibadet yönü çok ağır. Zaman zaman kilometrelerce yürümek gerekiyor. Tek başınıza gezmeniz bazen sıkıntı yaratabiliyor. Ama her şeye rağmen orada olmak inanılmaz. Hacıların da söylediği gibi anlatılmaz yaşanır. 8 kez hacca gitmek konusuna gelince... Her defasında davet alıyor olmayı anlatamam gerçekten. Şunu söyleyebilirim ki Hac dönüşü Ankara'ya adım atar atmaz başlıyorum "Allah'ım yeniden davet et. Beni Sen'den, evinden, Kabe'nden ayırma" diye dua etmeye. Hatta Kabe'yi ilk gördüğüm de de ilk duam hep bu oluyor. Ve gerçekten şunu söyleyebilirim tevekkülü hayatınızda uygulayabilmek çok önemli. En ufak bir şüpheye yer vermeden inanmak ve teslim olmak. Ben sanıyorum bunu başardım Rabbim'le iletişimimde... Ben 8 değil, 18, 28, 38 Hac istiyorum Rabbimden. Yani yaşadığım sürece her hacda orada olmak…

Peygamberimizin geçtiği yollardan geçmek çok etkileyici

Erol Yüksel TRT Haber, Haber Müdürü

Hem haberci olmak, hem de Hac görevini yerine getirmek çok farklı bir duygu. Özellikle oradaki atmosferi aktarmak mümkün değil. Bizden önce giden binlerce gazeteci gibi bizim de atmosferi tam olarak yansıttığımız söylenemez. Çünkü; 4,5 milyon insanın bir araya gelmesi, aynı kalp atışlarıyla hareket etmesi çok büyük bir olay. Siz bunu ancak bulunduğunuz mekan kadar yansıtabiliyorsunuz. Beni özellikle etkileyen Mekke'ye doğru girişimiz oldu. Mekke'ye yaklaştıkça insan çok garip duygular içinde kalıyor. O dimdik kaya gibi duran dağlara bakıyorsunuz, o noktada Peygamberimizi hatırlıyorsunuz: "Ya ResulAllah; işte bu dağlara sen de baktın, sen de bu yollardan geçtin, sen de buralarda mı yürüdün " gibi garip duygular eşliğinde, insanın gözleri doluyor. Hac'ın en etkileyici bölümü ise şüphesiz Arafat. 4,5 milyon insan anda dua ediyor, aynı anda gözyaşı döküyor. Bu sahne insanlık tarihinin en önemli sahnesi, bir mahşer provası. İşte o noktada insan, kulluk bilincini daha iyi anlıyor.

Kabe'yi her görüşte biraz daha bağlanıyorsun

Hüdaverdi Yıldırım Kanal A İstanbul Haber MüdürüKutsal Topraklarda hangi meslekten olduğunuzun pek bir önemi yok. O duygu yoğunluğu içinde herkes adımlarını bu kutlu atmosferden nasıl daha çok faydalanabilirim çabasıyla atıyor. Keşke beyaz ihramlar içinde 3,5 milyon insandan herhangi biri olmayı başardığımız gibi gerçek dünyada da aynı birlikteliği sağlayabilsek. Kutsal Topraklardan dönüşümüzün ardından dünyaya düşüşümüz, gündemin o acımasız yoğunluğuna dalışımız gerçekten sert oldu. Orada insanın mesleğiyle, gerçek hayattaki makam ve mevkisiyle hiçbir bağı kalmıyor, tıpkı elbiselerimizi çıkarıp beyaz ihramlarımızı giydiğimiz gibi, her şeyimizi sıyırıp çıkarmıştık. Bu kutlu yolculuğun hem kendi içimizde hem de insanlık için nasıl bir diriliş imkânı sunduğunu Kâbe'ye bakarken daha iyi anlıyor insan. Orada beni şaşırtan; onca kalabalık, zorluk ve meşakkatine rağmen ALLAH'ın insanlara lütfettiği sabırdı...