Akçenin ağırlığı imparatorluğun gücü

Atom Damalı "Osmanlı sikkeleri hakkında yaptığım incelemeler, 40 yıldır devam ettirdiğim Osmanlı sikkeleri koleksiyonunu hiçbir zaman tamamlayamayacağımı gösterdi" diyor

Hale Kaplan Öz
Akçenin ağırlığı imparatorluğun gücü

8 ciltte tamamlanması planlanan Osmanlı Sikkeleri Tarihi'nin ilk iki cildi geçtiğimiz aylarda yayınlandı. 40 yıldır Osmanlı sikkeleri biriktiren ve devasa bir koleksiyona sahip olan Atom Damalı, eserini iki yıl içinde bitirmeyi hedefliyor. Yazarın annesi Nilüfer Damalı adına kurulan vakıfça yayınlanan ve gelirleri, görme özürlü üniversite öğrencilerine aktarılan Osmanlı Sikkeleri Tarihi, nümizmatik bilimine ve Osmanlı tarihine büyük katkı sunuyor.

Osmanlı Sikkeleri Tarihi kitabı üzerine ne zamandır çalışıyorsunuz? Bu projenin gerekliliği ve oluşum fikrinden bahseder misiniz?

Osmanlı sikkeleri hakkında yaptığım incelemeler, 40 yıldır devam ettirdiğim Osmanlı sikkeleri koleksiyonunu hiçbir zaman tamamlayamayacağımı gösterdi. Bunun üzerine iş ve aile hayatımdan geri kalan zamanımı sikke toplamaktan ziyade, sikkelerin tiplemeleri ve sikkelerle tarih arasındaki yakın ilişkiyi ortaya çıkartmakla geçirmeye başladım. Bilgisayar ve iletişim ortamının son derece gelişmesi, şimdiye kadar hiçbir nümismatın cesaret edemediği bir konuda hazırlık yapmama imkân verdi. Osmanlı tarihi süresince darbedilmiş ve günümüze kadar gelebilmiş tüm Osmanlı sikkelerini tek bir yayın altında toplayarak, Osmanlı sikkelerinin gerçek bir envanterini hazırlamaya başladım.

Üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğun tüm madeni paralarını ele almak imkansız gibi görünüyor. Buna nasıl cesaret ettiniz?

Bence böyle zor bir projeye başlamak için biraz bilgi yanında büyük ölçekte cesaret gerekmekteydi. Zira böyle bir çalışmanın tamamlanabilmesi için dünyanın dört bir yanındaki müzelerdeki sikkelerin de incelenmesi gerekiyordu. Korkmadık ve sabırla inandığımız projeyi gerçekleştirmeye başladık. Amerika'da American Numismatic Society, Smithsonian Institute, İngiltere'de British Museum, Ashmolean Museum, Fransa'da Bibliotheque Nationale, Almanya'da Münih, Tübingen, Berlin ve Jena Sikke Müzeleri, Yunanistan'da Atina Müzesi, Avusturya'da Viyana Müzesi ve daha da var… Tüm bu müzelerden beklemediğim kadar destek gördüm. Tabii ki bu arada İstanbul Arkeoloji Müzesi , Darphane Müzesi, Yapı Kredi Bankası Müzesi'nin büyük desteklerini unutmamak lazım. Ayrıca birçok özel sikke koleksiyonu… Türkiye'den de birçok nümismat arkadaşımın büyük desteklerini gördüm. Bunlardan Bilhan Akçaşar'dan şükranla bahsetmem lazım.

Osmanlı sikkeleri, 600 yıllık süreçte sıklıkla değişim gösteriyor bunun en temel sebebi nedir?

Osmanlı İmparatorluğu'nun geniş sınırları dahilinde birçok farklı para kullanma geleneği olan toplumlar yer almıştır. Bu nedenle imparatorluğun 6 asırlık tarihinde değişik toplumların ihtiyaçlarını karşılayabilecek değişik isimler altında birçok farklı tip sikke kullanılmıştır. Bunun en büyük nedenini Osmanlı Devleti'nin gösterdiği hoşgörüde aramak gerekir. Fethedilen topraklarda halkın geleneksel alışkanlıklarında baskı ile değişiklik yapılmamıştır. Osmanlı Devleti'nin resmi para birimi, gümüşten basılmış akçelerdir. Devletin diğer paralarının veya yabancı paraların birbirine oranları akçe cinsinden tespit edilmiştir. İlk Osmanlı sultanından itibaren akçe darp edilmeye başlanmıştır. Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu ve Ortadoğu bölgelerini fethetmesiyle birlikte, Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren bu şehirlerde daha önceki yıllarda bu bölgelerde kullanılmaya alışılmış olan ve dirhem adı verilen ve görsel olarak doğu devletleri sikkelerinden etkilendiği belli olan büyük çaplı gümüş sikke darbı başlamıştır. Osmanlı düzeninde altın ve gümüş sikkeler merkezi yönetim tarafından sıkı bir şekilde denetlenmesine karşılık, bakır mangırların yerel sikke olarak kabul edilerek bazı şehirlerde basımına izin verilmiştir. Bu tip uygulamalar kullanılan sikke tiplerinde farklılıklara yol açmıştır. Özellikle daha ileri yıllarda ekonominin gelişmesiyle, farklı ihtiyaçlara cevap verebilmek için birçok farklı sikke tipi ortaya çıkmıştır.

Halen gün yüzüne çıkmamış olanları takipte nasıl bir araştırma yöntemi kullanıyorsunuz?

Osmanlı yönetim anlayışında, yeni bir Sultan'ın tahta geçmesiyle, devleti temsil eden tüm sembollerde, yeni Sultan'ın isminin kullanılması geleneği vardır. Tabii ki bu nedenle cülus tarihinden itibaren kullanımda olan tüm sikkeler belli bir süre içerisinde, imparatorluğun tüm şehirlerine dağılmış yüzlerce darphaneye getirilerek yeni sikkelerle değiştirilmekteydi. Ayrıca zaman zaman ekonomik nedenlerle sikke ağırlığı düşürülerek yeni sikkeler darbedilmekteydi. Bu dönemlerde, eski sikkeler toplatılarak eritilmekteydiler. Bunun gibi nedenlerle eski sikkelerin eritilmesinden dolayı, binlerce değişik tip Osmanlı sikkesinin günümüze kadar ulaşamamış olduğunu düşünüyorum.

Bu eserin yayınlanması ile müze ve koleksiyonerler, tüm mevcut Osmanlı sikke tiplerine erişebilecek ve ellerindeki sikkeleri inceleyerek, yeni sikke tipleri ortaya çıkabilecektir. Şimdiden 10'a yakın yeni tip sikke bu şekilde belirlenmiş oldu. Eserimize ilave bir cilt yaparak, bu tip yeni sikkeleri son ciltte yayınlayıp, eksiklerin tamamlanmasına imkan sağlayacağız

Sikkeler ile ilgili teknik bilgiler oldukça ilginç detaylarla anlatılmış kitapta. Örneğin üzerindeki motifler türlerine göre ayrılıyor. Yazılar, imparatorluğun gücü arttıkça zenginleştiriliyor. Sizce bu anlamda en ilgi çekici gelen dönemler hangileri?

Osmanlı sikkelerinde çok değişik çiçek tasarımları, saadet düğümü, mührü Süleyman gibi birçok İslami tasarım estetik bir anlayış içerisinde yer almıştır. Bunun yanında yazılmasına karar verilen kelimeler de buna benzer motiflerle süslenerek, sikkeleri birer sanat eseri haline dönüştürmüşlerdir. Bunun en belirgin örneği Sultanları temsil eden “tuğra”lardır. Osmanlı sikkeleri üzerinde Sultanlara verilen ünvanlar ise, o dönem Sultanı'nın gücünü göstermesi açısından çok önemlidir. Örneğin, İmparatorluğun en güçlü döneminde Kanuni Sultan Süleyman sikkelerinde “İki karanın Sultanı, iki denizin Hakanı, Sultan Selim Şah oğlu Sultan Süleyman Han” ünvanı kullanılırken, 19 yüzyıl başlarına geldiğimizde birçok sikkenin üzerinde sadece basit bir şekilde yazılmış “Mustafa Han oğlu Sultan Selim Han” gibi Sultan'ın ve babasının isminin yer aldığını görüyoruz.

Sikkeler sosyal yapıya dair de ipuçları veriyor mu? Örnekleyerek izah edebilir misiniz?

Tabii. Sikkeleri inceleyerek devletin o dönemlerdeki ekonomik ve sosyal yapısı hakkında bilgiler temin edebilirsiniz. En başta, sikke yapımında kullanılan maden, devletin ekonomik gücünün bir göstergesidir. Osmanlı Devleti'nin kuruluş aşamasında sadece 1,2 gramlık gümüş akçeler kullanılmaktadır. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethi ile beraber altın sikkeler kullanılmaya başlıyor. Bu artık Osmanlılar'ın imparatorluk düzeyine çıktığının bir göstergesi… Zamanla akçe ağırlıklarına bakıyorsunuz. Devlet bütçesi açık verdikçe akçe ağırlıkları azalmaya başlıyor. Akçe ağırlıklarının azaldığı tarihleri inceliyorsunuz. Tam askeri veya halk isyanlarının olduğu tarihlere denk geliyor.

Yani sikkeler aslında toplumsal olayların bir aynası gibi…

Serinin ilk iki cildi yayınlandı. İlkinde 150 yıllık dönem anlatılırken, ikinci cilt sadece Kanuni Sultan Süleyman döneminde basılan sikkelere ayrılmış. Rekor düzeyde sikke basılan bu dönemin özelliği ve yenilikleri nelerdir?

Kitabımızın 1. cildi ile 2. cildi arasındaki temel fark; Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş dönemindeki ilk 150 yılında içinde bulunduğu ekonomik yaşantının, daha ileri yıllarda imparatorluk yapısına geçmesi ile ortaya çıkan ekonomik yaşantısının farklılığını yansıtmasıdır.

1299 yılında Osmanlı Devleti'nin kurulmasından, Fatih Sultan Mehmed'in ilk altın sikkeyi darbetmesine kadar geçen süre, “tek madeni paraya dayalı dönem” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem süresince başta Bursa ve Edirne olmak üzere Osmanlılar'ın genişleme süresince fethettikleri önemli şehirlerde darbedilmiş akçeler ekonomik hayatta kullanılan temel para birimini oluşturmuştur. Murad I dönemiyle beraber günlük ticari hayatta kullanılabilecek bakır mangırlar da Osmanlı ekonomisiyle bütünleşmiştir. Uzun yıllar Osmanlı akçelerinde herhangi bir ağırlık kaybı yaşanmamıştır. 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti'nin ekonomik anlayışı artık güçlü bir merkezi otorite yaratma arayışı göstermektedir. Osmanlı sikkelerinin “tecdid”leriyle toplum bir şekilde vergilendirilmiştir. Bu anlayış neticesinde devlet güçlenmiş ve büyük bir ordu besleyebilecek kuvvete erişmiştir. Bunun neticesinde Yavuz Sultan Selim dönemiyle beraber imparatorluk sınırlarında büyük genişlemeler olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'na dahil olan yeni bölgelerde eskiden kullanılan para birimlerine dokunulmadan kullanımına devam edilmiştir. Bu şekilde bir taraftan Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde, farklı özellikleri olan “para bölgeleri” oluşmaya başlarken, diğer taraftan sadece gümüşe dayalı “tek madeni para dönemi” sona ermiş ve altın ve gümüşe dayalı “çift madene dayalı para dönemi” başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin bu para bölgeleri başlıca; Anadolu ve Balkanlar - Doğu Anadolu ve Ortadoğu - Mısır - Kuzey Afrika olmak üzere 4 grupta toplanmaktadır. Yavuz Sultan Selim döneminde başlayan, ancak saltanatının çok kısa sürmüş olması nedeniyle tam olarak uygulanamayan para birimlerindeki farklılıklar Kanuni döneminde belirgin hale gelmiştir.