Geçtiğimiz haftalarda Ramazan ayı ile başlayan Hekimoğlu İsmail, Emrullah Hatipoğlu ve Hayrettin Karaman röportajlarında Müslümanın nasıl yaşaması gerektiğini, İslam dininin nasıl bir din olduğunu, bildiklerimizi, unuttuklarımızı, doğruları, yanlışları, yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı konuştuk. Ramazan ayı bitmeden de dinin özü olarak kabul edilen tasavvufun incilerini Mahmut Erol Kılıç ile konuşmak istedik. Kılıç, Marmara Üniversitesi Tasavvuf Anabilim Dalı Sistematik Tasavvuf Bilim Dalı Başkanlığı ve İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi başkanlığını yapmış bir isim. Bu sevdaya okulda Siyasal Bilimler eğitimi görürken sıra atlarında tasavvuf kitabı okuyarak başlamış. Onunla tasavvufun Hz. Adem ile başlamasından, nefs mertebelerine, oradan tarikatlara, oradan da Mevlana'ya uzanan uzun soluklu bir röportaj yaptık. Ramazan ayına dair hoş bir ses bırakmak istedik. Eksik kalanları belki bir daha ki Ramazan'a konuşuruz kim bilir?
Siz tasavvufun yeryüzüne Hz. Adem ile geldiğini söylüyorsunuz. Tasavvufun İslam'ın başlangıcına göre Hz. Muhammed ile ortaya çıkması gerekmiyor mu?
İfadelerin sadece hakiki değil mecaz tarafları da vardır. Tarihsel olarak baktığınızda İslam tasavvufu mantıken Hz. Peygamber ile başlamış olması gerekiyor.
Yani siz bunu mecaz anlamında mı söylediniz?
Mecazın anlamı; Tasavvuf bir düşünüş tarzı olduğu için insanla birlikte ortaya çıyor. Tıpkı tevhidin tarihinin Hz. Adem ile başlaması gibi. Tasavvuf insanın din üzerinden tanrısıyla kuracağı bir irtibat modeli. Ama din merkezli birçok model var tabi.
Yani…
İslamiyet, Hz. Muhammed'e indirilen vahyin alimleri, arifleri tarafından işlenmiş bir hale getirilmiştir. Günümüzde İslam düşüncesi o işlenmiş şekliyle var. Tasavvuf evrensel bir model. Evrensel olduğu için insanoğlunun yeryüzü hayatıyla başlıyor. Tıpkı şunun gibi; Allah Hz. İbrahim için 'o benim sevgilimdir' diyor. O zaman Hz. İbrahim'den önce sevgili ve aşk yoktu demek değil.
Tasavvuf Hz. Adem'den bu yana zaman içinde şekil değiştirip, dönüştü mü?
Dinler zamana göre şekil alabilirler. Tasavvuf 'öz'e hitap eden bir bilim dalı olduğu için 'öz' Hz. Adem'den bu yana aynı 'öz'dür ama form değişebilir. Hz. Adem'deki yaklaşımla, Hz. İbrahim'deki yaklaşım, Hz. Musa'daki tasavvufi yaklaşım, Hz. Muhammed'teki tasavvuftaki yaklaşım farkı bu yüzdendir.
Müslüman olup, ibadetlerini yerine getirip, ömründe tasavvufla hiç karşılaşmadan yaşamış biri olabilir mi?
Tabiki. Kendi içindeki cevheri fark etmeden yaşamış bir çok insan var. Tasavvufu bilmeden, tanımadan, tanışmadan yaşamış ve vefat etmiş insan çok.
Onu bilmemek insanın kendi iradesinden midir?
Şöyle; Bu 'ben hayatımda hiç aşık olmadım' demeye benziyor. İnsanın içinde o meleke vardır ama çalıştırmamış olabilir. Tasavvuf biraz da nasip işidir. Kimisi bunu fark eder, kimisi de etmez.
Bir ayette 'Bilenler ve bilmeyenler hiç bir olur mu' diyor. Tasavvuf bilmek midir yoksa yaşamak mı?
Bilmek önceye alınmıştır. Kur'an kişisel gelişim terminolojisi üzerinde çok duruyor. Bilmeye ve bilinçli olmaya teşvik ediyor.
Bu sadece nasip işi midir? Çabayla ortaya çıkmaz mı?
Önce ihtiyaç duymanız lazım. İçten gelen tabi bir meyil arzu olmazsa susamamış birisine su vermiş olursunuz.
Tasavvufa talib olmanın dini bir derecesi var mı? Avam kişiler için dini bilmeden tasavvufa geçilmez denir…
İnsanlarda katmanlar vardır. Ben sizin sadece zahirinizi görüyorum ama kendi iç bedenleriniz var. En samimi arkadaşınızın bildiği yönleriniz var. Ben sizin samimi arkadaşınız değilim. Bakınız halkalar var. 10 dk. içinde sizin bütün sırlarınızı öğrenebilir miyim?
Mümkün değil…
Bunun belirli bir süreci var. Yakınlaşma eylemi var. Yakınlaşmayla beraber bilginiz de artar. Aynı mekanizma dini ilimlerde de geçerli. Dini ilimler sadece mantıksal kitap okumalarıyla gerçekleşecek birşey değil. Din merkeze doğru bir yakınlaşmayla elde edilen açığa çıkan bir bilgidir.
Ama bu sadece tasavvuf için söylediğiniz birşey değil mi?
Tabi. Ben Tasavvufun öngördüğü din yönteminden bahsediyorum. Yoksa fıkıh'ın öngördüğü din yöntemi var. Din bir tane olabilir ama anlayışları birbirinden farklıdır. Yeryüzünde herşey mertebeli yaratılmış. 'Biz gökyüzünü ve yeryüzünü yedi kat yarattık' ayetinde olduğu gibi. Yaratılan herşeyde katlar var ise metinlerde de dereceler var.
Kur'an-ı Kerim'de de var…
Elimizde tuttuğumuz kitaba biz Kur'an diyoruz. Aslında o Kur'an değildir Mushaf'tır. Kur'an ise onun içindedir. Daha sonra Furkan, sonra Ümmül kitab, en sonunda Nev-i Mahfuz diye katmanları vardır. Şu an Müslümanlar Mushaf düzeyinde Kur'an'la muhataplar. Oysa sahabenin Kur'an'a yaklaşımı yürüyen Kur'an'dı. Ellerinde bir Mushaf taşımıyorlardı. O yüzdendir ki tasavvuf kitaplarında kendi içlerinde dereceleri var.
Bu dereceleri herkes anlayabilir mi?
Siz hangi derecede ve hangi hal üzerindeyseniz kitap size ancak o dereceden konuşabilir. Peygamberimizin ettiği dualar arasında 'Rabbim benim anlayışımı geliştir' duaları vardır. 14 yaşımdan beri Kur'an okuyorum. Her sene Kur'an'da yeni ayetler buluyoruz.
'Herkes kabına göre ilim alır' sözü de olduğu gibi...
Tabi.
Allah'a duyulan aşk aracı olmadan anlaşılamaz mı?
Bütün ilimlerde ister dini ilimler, ister din dışı ilimler olsun bir öğretmenle öğrenilir. Mesela; araba kullanmak, güreş yapmak, el sanatları gibi bütün ilim dallarında her zaman bir öğretici vardır.
'Allahla kul arasına girilemez' deyip şeyhlik sistemini eleştirenler var…
Bu yanlış anlamanın verdiği bir düşünce tarzıdır. Biz erkekler traş oluruz. Berber koltuğuna oturduğunuz zaman berber eline bir ustura alıp boğazına götürür. O koltuğa oturmuş kişi; 'Ne yapıyorsun?' dese adamı kapı dışarı ederler. Sen berberin kabiliyetine yeteneğine, mesleğindeki uzmanlığına güvenmişsen, kendini teslim etmişsen ve ona şirk dersen, kovulursun. Aracısız tanrıya ulaşan var mıdır?
Yok mudur?
Aracısız Allah'a ulaşılamaz. Ancak aracıda problem olabilir. Sokaktan birini aracı bulursan olmaz. İslam teslim olmak demektir. Peygamberin karşısında 'ben biliyorum' diyemezsin. 'Birşey biliyorsam o da hiçbirşey bilmiyorum' diyenler alim olmuşlardır. 'Ben biliyorum diyen' şeytanın kardeşleridir.
Tasavvuf insanın benlik duygusunu çökerten bir sistem. O benlikten vazgeçerken insanın içinde başka bir benlik inşaa etme gibi bir tehlike yok mu?
Benlik inşaası benlikten ne anladığımıza göre değişiyor. Bizim kim olduğumuz, 'ben' dediğimiz şeyin ne olduğuyla alakası var. Tasavvuf 'Ben sizi en mükemmel şekilde yarattım' ayetini alıyor, onun yanına 'Ben size kendi ruhumdan üfledim' ayetini koyuyor. Demekki ben insan olarak tanrının ruhunu taşıyorum. Bu bana bir imtiyaz, ayrıcalık, farklılık veriyor. O zaman benimle onun arasında kimi teolojik anlayışların zannettiği gibi çok kopukluk ve ayrılık yok.
Allah 'Ben size şah damarınızdan da yakınım' diyor…
Bir ayeti kerimede de 'içinizdeyim ama görmüyorsunuz' ibaresi geçiyor. Onu görmek ve hissetmek için bizim Allah'ın emanetini taşıyan kutsal bir varlık olduğumuzu anlamamız için birkaç fırın ekmek yememiz gerekiyor. Tasavvuf bunu yapmaya çalışıyor.
Benliğin de dereceleri var…
Nefsin 7 emaresi var. Bunların hepsi Kur'an'da var. Bugün fıkıh terminolojisi, hadis terminolojisi hepsi Kur'an'dan alınmıştır. Kutsal kitapta birşeyin aramanın yolunu bulmak lazım.
Bu 7 emare kişinin değişimini mi amaçlıyor?
Bu 7 basamak sizin içinizde aynen alıp yine sizi değiştirip öldürerek yapmıyor. Sizdeki dönüşümü sağlıyor. Bunu bir eğitim programı olarak düşünün.
Tasavvufi eğitim sürecine girenler bu 7 nefs mertebesini çıkmaya çalışır ama başaramazsa...
Bu yolda olan kişinin kapasitesi ve yeteneği oranında ilerleyişi de farklı oluyor. Bazısı dümdüz, bazısı kuş gibi uçarak, bazısı da iki ileri bir geri şeklinde ilerler. Ama kimisi düşe kalka gider. İnsani oluş ister istemez düşe kalka gitmeyi beraberinde getirir.
Bunun sayısı çok mudur?
Yüzde 99 böyledir. Güzeli de odur zaten. Kuş gibi uçanlar onlar veli ve nebilerdir. O yüzden insanların geneli düşe kalka gider. Allah diyor ki; 'eğer siz günah işlemeseydiniz, sizi helak eder yerine günah işledikten sonra tövbe eden insanlar yaratırdım.' 'Ben de hiç günah yok, temizim' demek en büyük gururdur zaten. Günah sadece haram işlemek değil. 'Varım demek öyle bir günah ki başka bir günah buna kıyas kabul etmez' diyor.
Bahsettiğiniz dönüşüme örnek isimler var mı?
Tasavvuf tarihinin büyük isimleri İbrahim Bin Ethem, Maruf-i Kerhi gibi yüzlerce isim dönüşmeye örnek sayılabilir. Bu kişiler, hayatlarında dönüşüm yaparak tasavvufa gelmiş kişilerdir. Bu aynı zamanda kötü bir hayattan iyi bir hayata geçiş şeklinde de olabiliyor. Örn; Yol kesicilik, haydutluk, zevkü sefa içerisindeyken bulanlar var. Bunun dışında dini ilimlerde dönüşüm geçirerek gelenler vardır. İmamı Gazali gibi.
Müslüman olarak dünyaya geliyorsunuz. Siz müslümanlığı değil, o sizi seçmiş oluyor. Bir de Müslümanlığı sonradan seçenler var…
Bir ayet var 'Ey iman edenler iman edin.' diye. Müslüman olarak doğmak bir bakıma bir avantaj sağlıyor. Ama bununla iş bitmiyor. O Müslümanlığın için doldurursan ne ala?
Tasavvufa çok ibadet yapmakla ulaşılabilir mi peki?
Namazla, oruçla, zekatla iş bitmiyor. Elbette tasavvuf ibadetsiz olmaz. Ama tasavvuf dışında ibadet ibadet olduğu için yapılıyor. Ona 'namaz perestlik' diyoruz. 'Ben günde şu kadar namaz kılıyorum, şu kadar hacca gittim' demek değil. Tasavvufta ibadet aşkla cezbeyle yapılan birşeydir. Rakamsal değildir.
O zaman…
Hepimiz için aslında Müslüman doğan ve Müslüman olarak doğmayan içinde hayatımızda dönüm noktası gerekir. 'Ölmeden evvel ölünüz.' Sözünde iki ölüm ifade ediliyor. Demek ki hayatta iki ölüm var. Birisi fiziki diğeri ise ruhani. Bunun mukabili olarak da iki tane doğum vardır. Biri anneden doğum diğeri aydınlanma doğumudur. İki kere doğmak lazım. 80 yaşlarında insanlarlara; 'kaç yaşınızdasınız?' diye sorduğumda bana verdikleri cevap; on ikiydi. Demek ki on iki yıl olmuş fark edeli. Ancak fark ettiğiniz zaman doğarsınız.
KİMSE MEVLANAYI ANLAMA OLGUNLUĞUNA SAHİP DEĞİL
'Ne olursan ol yine gel' sözü herkesçe farklı yorumlanıyor. Bunun bir davet cümlesi olma dışında taşıdığı başka anlamlar yok mu?
Aslında cümle olarak Mevlana'ya ait bir söz değildir. Ama Mevlana söylemese de mana olarak muhalif olduğu anlamına gelmiyor. 'Gel' ne demek? Öncelikle Allah kimseyi kovmuyor. Bugün Afganistan'da El Kaide'nin Allah anlayışları var. Ellerinde metre, köşe başında sakal ölçüyorlar. Sufilerin Allah anlayışında da, 'Merhamet benim rahmetim gazabımı kuşatmıştır ve ben tövbeleri kabul ederim' diyen bir Allah var. 'Ne olursan ol gel' sözü ilahi bir sözdür.
Peki oradaki 'gel' nasıl bir anlam taşıyor?
'Kapıdan içeri bir gir' demektir o. Başkaları gelmeden evvel başka birşeyler istiyorlar. Takva sahibi olmak gibi. Onların kalıbına uymayan biriyseniz siz isteseniz de gidemiyorsunuz çünkü sizi almıyorlar. Ama tasavvuf öyle değil. Mesela; içki içen bir insan müftüye veya Şeyhülislama gidemez. Şeyhülislam hukuk makamını temsil eden kişiye göre yaptığı iş haramdır. Ama tekkelerde öyle bir hoşgörü olmuştur ki 'Al şişeni de gel' denmiştir.
Hz. Mevlana 'herkesin gördüğü Mevlana ben değilim. Herkes beni kendine uydurmaya çalıştı onların görmek istedikleri Mevlana değilim ben' diyor… Birden fazla Mevlana algısı yok mu?
Herkes Mevlana'nın ne dediği ile ilgileniyor. Bu yüzden ortada bir çok Mevlana var. Mesela; Elinde fotoğraf makinasıyla gezen bir turist Mevlana var New York'ta geziyor. Kimse kendini Allah'a değil de, Allah'ı kendine uydurması gibi Mevlana'yı da herkes kendine uydurmaya başladı.
Tarihte birçok alim var. Neden Mevlana bu kadar popüler?
Meşhur olan kişi iyi kişidir, meşhur olmamış kişi iyi kişi değildir anlayışı tasavvufa aykırı bir yaklaşım. Yer yüzünde çok isimsiz kahramanlar geldi geçti. Kitap yazmamış ama kitap gibi adamlar var bu dünyada. Roman veya şiir yazmamış ama insan yetiştirmiş belki. Mevlana'nın şöhreti bu güne kadar gelmesinin sebebi eser bırakmış olmasıdır.
Bu popülarite Batı'nın Mevlana'ya ilgisinden kaynaklanmıyor mu?
Bu Türkler'in 30 yılını kapsayan birşey. Osmanlı'nın kuruluşundan bu yana Mevlana tanınıyordu. Nazım Hikmet şiirlerinde; 'Ben senin müridinim Mevlana' diyordu. Son onbeş yıldır insanlar şehirlerden köylere gittikleri için, 'Köy Müslümanı' oldukları için Mevlana'yı anlamada zorlanıyorlar. Cumhuriyet döneminde İslam kırsala kaçmıştır. Oysaki Osmanlı'da rafine İslam şehirlerdedir. Daha henüz Mevlana'yı anlama olgunluğuna ermemişlerdir.
TARİKATLAR HAKİKATE ERMEDİKÇE BİR İŞE YARAMAZLAR
Tasavvuf sadece medreseler ve dergahlarda mı yaşanır?
Hayır. Mekana bağımlı değildir, ruhani bir hayattır. Bütün yeryüzünde herhangi bir özel mekana ihtiyaç duymadan yaşanabilir ama zaman içerisinde her düşünce mekanını doğurduğu gibi onun da mekanı zamanla oluşmuş. Genelde dergahlar tercih ediliyor ama bu şart değil. Bugün dergahlar kapatılsa bile tasavvuf kapatılamaz.
Tasavvuf insan seçer mi?
Tabi.
Ama 'ne olursan ol gel' de diyor…
Dini ilimlere bunu tatbik ettiğimiz zaman, şeriatın iç katmanlarına doğru bir yolculuğa başlarsınız yani yola girmiş olursunuz. Yolun adına 'tarik' deniliyor. Şeriattan sonra tarikat, tarikattan sonra marifet ve hakikat gelir. Bir piramit gibi düşünecek olursak; Şeriat en alt kademe olup tarikat hakikate gittikçe daralır. Dolayısıyla, sayısal olarak, dindarların çoğunluğu şeriat eğitilir. Ama tarikat ehli azalır, kaldı ki tarikat ehli olmakla da iş bitmiyor.
Günümüzde birçok yol ve o yolların isimleri var. Mevlevi, Bektaşi ve Kadiri gibi. İsim burada ne kadar önemli?
Burada önemli olan hakikate ermek. Hakikate erişilmediği sürece ne şeriat, ne tarikat hiç biri maksadını yerine getirmez. Tarikatçılar araçlarını amaçlaştırdılar. Amaç hakikate ermektir. Eğer ermemişsen bunların hepsi futbol takımı tutmaya benzer.
Ya hakikate eremezse…
Ermese bile o hakikatın ışıkları, parıltıları oluşur üzerinde.
Tasavvufta herkes aynı eğitim metodlarından mı geçer?
Her insanın meşrebi farklı olduğundan tasavvuftaki eğitim de ona göre değişiklik gösteriyor. Kadın erkek eğitimi de ayrıdır. Ancak bunlar başlangıç düzeyi için böyledir. Tevhid dersleri başlayınca orada kadın erkek ayrımı olmaz. O yüzden tasavvufta bazen seçer.
Peki burada talebe eğiten kişilerin izlediği yöntem nedir?
Tasavvuf yolunda bazı öğretmenler, görevli, izinli, otorite bir eğitmen; 'Ben iki kişiyi ömrü hayatımda eğitmekten görevliyim, ikiden fazla talebe almayacağım' diyebilir. Mesela; Şems-i Tebriz-i sadece Mevlana'yı eğitmekle görevlendirilmiştir. Bir kişiye özel öğretmen vardır . Tasavvufta eğitimin tek metodu yoktur. Kişiye özeldir.