Amaç ve araç değerler

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Amaç ve araç değerler

Amaç erdemleri farklı açılardan bakarak, kendi içinde dört gruba ayırabiliriz; birinci grup sevgi ve güven eksenindedir. Dolayısıyla burada insanları sevmek, şefkatli olmak ve iyilik yapmaktan zevk almak yer alır. İkinci grup erdemler, sosyal sınırları belirler. Bu sınıfın değerleri arasında dürüst ve adil olmak, saygıyla donanmak ve hayatında yalana yer vermemek sayılabilir. Üçüncü kategoride iletişim biçimini belirleyen erdemler vardır; hoşgörülü, barışçıl, içten ve anlayışlı olmak bu gruba dahil edilebilecek erdemlerdir. Dördüncü kümede iç disiplin ekseninde bulunan erdemler mevcuttur. Paylaşımcılık, alçak gönüllülük, yardımseverlik ve uzlaşma taraftarı olmak gibi değerler, bu kümede zikredilebilir. Bütün bu saydığımız erdemler, farklı kültür ve dinlerde değişik boyutlarda önemsense de, insan beyninde değerlerin temelini oluşturan iki türlü duygu vardır; iyiliğe yönelmek ve kötülüğe yatkın olmak. İnsanoğlu, hayatının doğru bir şekilde devam etmesi için bu iki istek arasında denge kurmayı başarmalıdır. Zira, koruyucu ruh sağlığı değerlerinin yaşama etki etmesi, bu dengeye bağlıdır.

İnsanları sevmekten bahseden biri, bu değeri insanlık adına değil de şahsi çıkarları için ortaya atıyorsa, yani insanlığı sevmekten kastı esasında körü körüne kendi benliğini sevmekse, o şahsın kişiliğinde erdemlerin doğru şekilde yaşandığından söz etmek mümkün değildir. Değerlerin hayata geçirilmesinde en önemli konulardan biri, araç olan erdemlerin, en az amaçlar kadar, doğru olması gerektiğidir. Bir konuda insanın isteklerini oluşturan amaç; talebin niteliğini belirleyen ise araçtır. Bizler, isteklerimizi hedeflerimize uygun şekilde belirleriz; ancak arzularımızın hangi vasıtalarla vücuda geleceğini de göz ardı etmeden ilerleriz. Örneğin; bir insana kendi iyiliği için acı çekeceği şeyler yaşatmak doğru gibi görünse de, iyiliğin aracı olarak ıstırabın seçilmiş olması, aslında doğru bir yöntem değildir.

Araç Erdemler ve Değerler

Benimsenen insani ve evrensel değerlerin yaşanmasını sağlayan araç erdemler, motivasyon artırıcı ve teşvik edici özelliğe sahiptir. Bunlar da tıpkı amaç haline gelmiş değerler gibi kendi içinde birkaç gruba ayrılır. İlk grupta sayılacak değerler; düzenli ve intizamlı olmak, takdir etmek ve övgülerde bulunmak, onaylayıcı ve rahatlatıcı özellikler sergilemek, işini iyi yapmaya çalışmak, disipline uyarak hareket etmek, cömert ve cesur olmak, kendini geliştirmek şeklinde özetlenebilir. Bu grupta yer alan erdemler, daha çok pozitif duyguları harekete geçirir. İkinci kümede ise, kabullenici ve yumuşatıcı olan erdemler yer alır. İkinci grup içinde; olaylar karşısında esnek ve yumuşak davranmak, insanlara nazik davranmak ve değişik durumlara doğru yorumlar yapmak gibi negatif duyguları azaltan değerleri sayabiliriz.

XVIII. yüzyılda yaşamış olan ünlü Fransız düşünür ve yazar Voltaire öğrencilik yıllarında bir edebiyat dersindeyken, sınıfa bir eşek girer. Öğrenciler, eşeği döverek sınıftan çıkarmaya çalışırken, edebiyat hocası bu durumu fırsat bilip herkesin eşekle ilgili bir kompozisyon yazmasını ister. Voltaire, kağıda yalnızca İncil'den bir ayet yazar ve yazdığıyla sınıfın en yüksek notunu alır. Voltaire'in kağıda yazdığı ayet şöyledir: 'O kendinden olanların arasına girdi, fakat kendinden olanlar onu kabul etmedi.'

Voltaire'in arkadaşlarının davranışını yanlış bularak, zekasını kanıtlar nitelikte yazdığı bu eleştirel cümle, esasında bir erdem eğitimidir. Yaşadığımız çağda erdemli davranışın gereğini tartışırken, toplumlardaki kirlenme, ahlaki çöküntü ve değerlerdeki yozlaşma, insanların hem kendi mutluluklarını hem de toplumsal huzuru göz ardı ettiklerini göstermektedir. Bireysel ve sosyal mutluluk konusunda hesaba katılmayan faktörlerin en önemlisi, toplumun değerleri ve kültürel özellikleridir.

Eflatun bir gün talebelerinin kumar oynadığını görüp onlara kızar. Bunun üzerine öğrencileri, 'Hocam biz küçük bir şey oynuyorduk, niçin kızıyorsunuz?' diye sorduklarında Eflatun, 'Ben sizin kaybettiğiniz paraya değil, harcadığınız zamana üzülüyorum.' cevabını verir. İnsanda doğuştan gelen bir bencillik eğilimi vardır. Bencil kişi, şahsi çıkarlarını rasyonalize edip, her şeyi menfaatine uydurmaya çalışırken, bugünün en büyük dertlerinden biri olan tüketim çılgınlığına kendini esir etmiş olur. Tüketime büyük ölçüde yer veren toplumlar, kendi çıkarları etrafında birleşen insanlardan oluşmaktadır. Descartes'in, 'İnsanlar niyetlenmemiş topluluklardır. Akılcılık onların davranışını belirleyen tek unsurdur; dolayısıyla da duygulara gerek yoktur. Dünyada ise daha evvelden belirlenmemiş, kendiliğinden oluşan bir düzen vardır.' tezi, rasyonalizmi kutsallaştıran düşünceyi oluşturmuştur. Bu düşünceye göre, davranışların tek belirleyicisi akıldır. Yöntem ise, kartezyen yaklaşım olan kuşkuculuktur. Descartes'in 1600'lü yıllarda başlattığı felsefi hareket birçok değeri değiştirmiştir.