İstanbul'u hiç görmemiş hiç bilmeyen birine nasıl anlatırdınız? Zor değil mi? O atmosferi, o romantizmi, o yaşanmışlığı, şehrin o kendine has kokusunu, gün batımını hüznünü nasıl aktarırdınız....
Ben 35 yıldır içinde yaşıyorum, burada büyüdüm burada aşık oldum, burada okudum ama ben bile anlatmakta zorluk çekiyorum. Ayni AŞK'ın tarifi gibi anlatması zor. Yaşamak lazım İstanbul'u… Hiç Mısır Çarşı'sının kalabalığında kendini yalnız hissetmesen, hiç Beyoğlu'nda sevdiğin ile kol kola gezmemişsen, hiç Sultanahmet'te gün batımını izlememişsen, hiç Ortaköy'de bir turiste yol tarif etmemişsen, hiç sisli trafiğinde işe yetişmeye çalışmamışsan, hiç Nişantaşı'nda daha bir havali :) yürümemişsen, hiç Balat'ta camdan cama dedikodu yapan kadınları görmemişsen, hiç sıkış tepiş Beylikdüzü Metrosu'na binmemişsen, hiç Kadıköy Balık Pazarı'ndan alisveris yapmamışsan, Eyüp Sultan'da bir Cuma'ya gitmemişsen, ben sana nasıl anlatabilirim ki İstanbul'u…
Yaşamak lazım bu şehri. Hakkını vererek yaşamak… Hem taşı, hem toprağı, hem de insanlarının kalbi altındır bu şehrin…Bütün olumsuzluklara rağmen ve halaa..
O güzelim ismi 'Mega Kent' gibi ruhsuz bir kelimeye dönüştürülmeye çalışılsa da, eski, köklü, güçlü İstanbul sadece bir şehir değil bir yaşam seklidir..
Yüzyıllar boyunca içinde yasayan bizlere göre kendini değiştiren ve geliştiren, ayak uyduran bu güzelim şehri belki de en güzel usta şairin su dizeleri anlatır…
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...