Annelik demek fedakarlık demek

Anneler hep bizi korurlar, hep bize destek olurlar ama bazı anneler var ki onlar kelimenin gerçek anlamında çocuklarının hayat boyu yanı başında olmak, elini tutmak, lokmalarını ağzına vermek zorundalar. Onlar engelli anneleri. Anne kelimesinin anlamını onlar bize öğretiyorlar. Anne demek, fedakarlık demek.

Emeti Saruhan
Annelik demek fedakarlık demek

Dünyanın en kutsal görevi annelik. Daha dünyaya gelmeden sarmaya, korumaya, beslemeye başlar bizi annelerimiz. Ellerinden gelse pamuklara sararlar, kırılacağımızdan korkup tutmaya kıyamazlar. Ne kadar büyüsek de hiç büyümeyiz onlar için, hayat boyu bize destek olurlar. Ancak öyle anneler var ki, onlar kelimenin gerçek anlamında çocuklarının hayat boyu yanı başında olmak, elini tutmak, lokmalarını ağzına vermek zorundadır. Çok özel anneler onlar. Özürlü bir çocuğu olan anne, özel bir insandır. Annelerin tattığı en basit mutlulukları tadamayan, mesela çocuğunun anne deyişini duyamayan annelerdir onlar. Çocuklarının bir meslek sahibi olamayacağını bilirler. Buna rağmen öyle severler ki çocuklarını, öyle cesurdurlar ki, tutup çocuklarının elinden çekinmeden birlikte çıkarlar hayat yolculuğuna. Kendileri ile ilgili değildir endişeleri, “benden sonra çocuğuma ne olacak”tır. Bu anneler gününde işte bu fedakar anneleri anlatmak istedik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Müdürlüğü'nün anneler günü kutlamasında yanlarındaydık. Onların yüzündeki gülümsemeye, gözlerindeki ışıltıya şahit olduk. Onlar evlatlarıyla gurur duyuyorlar. Hatta Türkan Harmankaya gibi öyle anneler var ki evlatlık aldığı bir çocuğu nice anneden daha çok seviyorlar.

Sevgileri gözlerinden okunuyor

Birbirlerinin gözlerinin içine bakarken sevgiden uçacaklar anneler de çocuklar da. İşte bir zihinsel özürlü çocuk annesinin ağzından dökülenler: “Engelli çocuğunuzun olması, anne, baba olmak için bir engel değil. İnsanlar rahat anne-baba olmak istiyorlar o kadar. Etrafımdaki insanlardan çok sık duyduğum bir şey var. “Çocuk sevilir de bu kadar mı sevilir?” Engelli çocukların sağlıklı çocuklardan tek eksikleri bir meslek sahibi olamayacaklarıdır. “Oğlum büyüsün, doktor olsun” veya “kızımın öğretmen olduğunu göreceğim.” diyemeyecek olmaktır. Ama bu ne bir annenin o müthiş duyguyu yaşamasına engel ne de bir çocuğun "annem" deyip sımsıkı sarılmasına. 40 yaşındaki oğlunu elinden tutup gezdiren 70'lik anneler görüyorum. İncinmesin diye bıkmadan usanmadan koruyorlar. Koşulsuz bir sevgi var. Gerçek sevgi bu.”

Hikmet Bilgin (50) her erkek çocuk annesi gibi gurur duyuyor oğlu Ahmet'le (21). Bunca yıldır engelleri birlikte aşmışlar omuz omuza, aynı objektifimize poz verdikleri gibi. Yakışıklı bir genç Ahmet. İlk bakışta özürlü olduğunu anlamak mümkün değil. Zaten annesi Hikmet Hanım için de özürlü değil o. Şimdi omuz omuza devam edecek hayatları. Oğlu için yaşayacak Hikmet Hanım. Ahmet de hep bilecek annesinin onu ne kadar sevdiğini, onun ne kadar özel bir anne olduğunu.

Gülten Sezer (30) ise iki kere özel bir anne. Çünkü onun iki tane özürlü çocuğu var. Hayatı iki kere daha zor belki ama bir yerine iki melek var evlerinde. Ferhat 12 yaşında. İbrahim ise 7 yaşında.

Figen Güzelküçük (32) de sonsuz bir sevgi ile sarılıyor oğlu Hüseyin'e (12). İkisinin de mutluluk okunuyor yüzünden. Figen Hanım anne olmanın mutluluğunu yaşıyor, Hüseyin ise Figen hanım gibi bir anneye sahip olmanın…

Çiğdem Fakir'in (25) annesi Gülşen Fakir (49) her anne gibi çok seviyor Çiğdem'ini. Eşiyle birlikte doğuştan zihinsel özürlü olan, şimdi bir genç kız olan kızı için her türlü fedakarlığı yapıyorlar. Kızına olan sevgisi gözlerinden okunuyor. Çiğdem de annesinin ona olan sevgisinin farkında. Karşılıksız bir sevgi bu. Belki Gülşen Hanım Çiğdem'in hiçbir zaman evlendiğini, çocuk sahibi olduğunu göremeyecek. Belki Çiğdem annesinin yükünü hafifletemeyecek hiçbir zaman. Ama Gülşen Hanım son sözü söylüyor; “Çiğdem için yapamayacağım şey yok.”

Evlatlık edindiği bebek spastik çıkınca bırakıp kaçmak yerine daha çok sarılıp kol kanat geren Türkan Harmankaya, 10 yıldır cümle aleme sadece çocuk doğurmakla 'anne' olunmadığını ilan ediyor.

Annelik öyle yüce bir kavram ki, sadece doğurmayı kapsamıyor. Bazen doğurmadığı halde, biyolojik annesinden çok daha iyi annelik yapar anneler. Türkan Harmankaya da bu fedakar annelerden biri. Ancak onun anneliğinin bambaşka bir yanı var. Annesinin karnındayken evlatlık edindiği Enes, spastik olarak doğunca arkasını dönüp kaçmamış. Öz annelerin bile zorlukla kaldırdığı bir yükün altına girmiş ve “Of” bile dememiş.

ANNESİ ALDIRMAK İSTİYORDU

Türkan ve Bayram Harmankaya yıllarca istedikleri çocuğa sahip olamayınca, evlat hasretini gidermek için evlatlık edinmeyi düşünmüşler. Başvurdukları Konya Çocuk Yuvası'nda evlat edinilecek çocuk olmadığı için bu isteklerini gerçekleştirememişler. Türkan Hanım Enes'in biyolojik annesiyle, gittiği hastanede karşılaşmış. Maddi imkansızlık nedeniyle çocuğunu aldırmak isteyen ancak kürtaj için geç kalan anne adayı Türkan Hanım için bir umut ışığı olmuş. Bebeğin tüm sorumluluğunu üzerine aldığına dair bir senet imzaladıktan sonra evlat edinmiş. Bebeğe Enes adını vermişler. Bir süre sonra Enes'in spastik özürlü olduğu anlaşılınca üzüntüye boğulan Harmankaya çiftinin Enes'e olan sevgisi ise hiç eksilmemiş. Türkan Hanım bu hikayeyi anlatmayı pek istemiyor, belki de Enes'i doğurmadığını hatırlattığı için. “Daha önce anlatmıştım.” deyip geçiştirmek istiyor.

BİRBİRLERİNDEN AYRILAMIYORLAR

Türkan Hanım geçtiğimiz Ocak ayında 10 yaşına giren Enes'e büyük bir özveri ile bakıyor. Enes'in aç olduğunu, su istediğini, uykusu geldiğini yalnız Türkan Hanım anlayabiliyor anne ve çocuk arasındaki o özel bağla. Bu nedenle Enes bir an olsun Türkan Hanım olmadan yapamıyor. Hem annesini yanında istediğinden hem de derdini bir tek ona anlatabildiğinden. Ana oğul birbirinden uzak kalamıyor. Özel eğitim veren bir okula devam eden Enes'in daha iyi bir duruma gelebilmesi için doğduğu günden beri mücadele veriyor Türkan Hanım. Enes'in bir gün konuşacağına yürüyeceğine dair umutlarını yitirmemiş. Anne sözünü duyacağı günleri sabırsızlıkla bekliyor. Şu anda fizik tedavi desteği alan Enes'in durumu önceye göre daha iyi. Türkan Hanım duygularını anlatırken hissettiği sevginin sesine yansıdığını anlamamak mümkün değil. Tekrar evlat edinmeyi asla düşünmüyor. “Benim tek çocuğum Enes'tir.” diyerek Enes'in sevgisinin ona yettiğini anlatıyor: “İyi ki Enes'i evlat edinmişim. O bizim evimizin neşesi. Bir an bile onu evlatlık edindiğim için pişman olmadım. O bizim canımız, ciğerimiz...”