Hülya Koçyiğit, Yeşilçam'ın önemli oyuncularından biri. Ama o aynı zamanda anne, eş ve büyükanne... Koçyiğit bizi bu kimlikleri kazanmadan önceki hayatına yani daha doğmadan önceki siyah beyaz zamana götürüyor ve 'öz'ünü anlatıyor. Ortaya hülyalı 'anne'ler çıkıyor. Yıllar geçtikçe Koçyiğit, hem annanesinden hemde annesinden aldıklarıyla karşımızda. Oradan aldığı güçle kızına ve torunlarına iyi bir 'kadın' model oluyor. Demek ki her başarılı kadının, annenin veya anneannenin arkasında aslında büyük bir 'anne' yatıyor. Hiç konuşulmamış tarafıyla annesinin hülyası Hülya Koçyiğit...
Hülya'nın öncesine gidelim. Anne baba nasıl tanışmış, nasıl evlenmiş?
Annem Çapa Öğretmen Okulu'nda okurken anneannem babamla tanışıyor ve babam, annemi istiyor. Anneannem babamı çok beğeniyor.
Nesini beğeniyor?
İyi bir aileden geliyor, terbiyeli, çalışıyor ve askerliğini yapmış. Kızı için uygun görüyor ve “Karar verdim seni evlendireceğim” diyor.
Anneniz babanızı hiç tanımadan mı evleniyor?
Evet. Daha önce hiç görmediği ve konuşmadığı bir adamla evleniyor.
Anneniz kaç yaşında evlenmiş?
Evlendiklerinde babam 22, annem 15 yaşındaymış.
Çok erken…
Evet. Annem okulda parlak bir öğrenci. Çok güzel bir sesi var ve müzik derslerinde son derece başarılıymış. Keman ve fülüt dersi alıyormuş. Tüm bunlara rağmen evleniyor ve ardından ben dünyaya geliyorum.
Hemen mi?
Evet. Beni doğruduğunda 16 yaşındaymış.
Neden Hülya?
Hayalini kurduğu, içinde hülya olarak yaşattığı sanat sevgisini adımı Hülya koyarak gidermeye çalışmış. Yapamadıklarını Hülya'sında görmek istediği için.
İstediği oluyor mu? Hülyasını Hülya'sında görüyor mu?
Oluyor. Annem müzikle ilgilendiği için, benim de müzik kulağım olduğunu fark ediyor ve müziğe uygun haraketlerle dans ettiğime şahit oluyor. Bunun üzerine balerin olabileceğimi düşünüyor. Beş buçuk yaşımda okula başlamıştım.
Neden?
Ablayım, kardeşlerim var. “Herkes ilkokula gidiyor ben gitmiyorum” diye ağlıyordum. Mahkeme kararıyla yaşımı büyüttüler. Yetenekli olduğumu düşünerek okulda öğretmenlerim çok destek oldu. Annem balerin olmamı istiyordu ama o zamanlar İstanbul'da bale okulu yoktu. Ankara'da vardı. Sınava girdim ve üçyüz öğrenci içinde dokuz kişi kaldık. 7 yaşında yatılı olarak Ankara'ya gittim.
Zor olmadı mı?
Çok zor oldu. Kendime bakamıyordum. İki yıl orada okuduktan sonra İstanbul'da Devlet Konservatuarı açıldı. Bale eğitimine İstanbul'da devam ettim.
Peki bale eğitimi alırken oyunculuk nereden çıktı?
Annem gazetede bir ilan okumuş. İstanbul Şehir Tiyatroları çocuk bölümü kuruyormuş. Ben o zamanlar on yaşındaydım en küçük kardeşim dört yaşındaydı. Tiyatroya müracaat ettik ve üçümüzü birden kabul ettiler. Çocuk piyesleri oynamaya başladık. Beni tiyatro, baleden daha çok etkilemişti. Büyük aktörler ve yönetmenler vardı. Ben o zaman “oyuncu olmak istiyorum” dedim.
Nasıl keşfediliyorsunuz?
Muhsin Ertuğrul, annemi çağırıyor ve diyor ki; “Kızın hevesli ve yetenekli. Ama eğitim görmeden olmaz. Yazık olur.” Bu defa aile tekrar oturup düşünüyor. Ortaokul biter bitmez beni tekrar sınava alıyorlar. Tiyatro eğitimi alıyorum.
Peki Metin Erksan'la yollarınız nasıl kesişti?
Bu arada İstanbul Devlet Tiyatroları'nda eğitime devam eden küçük kız kardeşim Nilüfer, bir sinema yönetmeni tarafından keşfedildi. Bir çocuk filminde başrol teklif edildi. Kardeşimin oyunculuğu dikkat çekti ve bu defa Metin Erksan, Çocuk Hırsızları diye bir film yapacaktı ve başrolde oynayacak bir çocuk arıyordu. Bu film çekilirken ben de tesadüfen sete geliyorum.
Sizi görür görmez “İşte aradığım oyuncu bu” mu diyor?
Beni fark etmiyor bile… Yine annem Metin Bey'in Susuz Yaz filmi için hazırlıklar yaptığını, yeni yeteneklere yer vermek istediğini öğrenmiş. Bunun üzerine annem “Nilüfer'in ablası tiyatro eğitimi görüyor. Onu sizinle tanıştırmayı çok isterim” diyor. Metin Bey ile bu vesile ile tanıştık. Metin Bey Bahar Gelin rolü için beni uygun gördü.
Annenizin üzerinizde çok büyük etkileri olmuş…
Müthiş! Onun isteği olmasa belki tiyatro eğitimi bile almazdım.
On beş yaşında bir kız olan bitenin ne kadar farkındadır?
Hiç farkında değildim.
Anneniz önünüzü açmasaydı, destek olmasaydı, ne olurdunuz?
Öğretmen. Bugün bile o ruhu taşıyorum.
Sinemaya 'merhaba' der demez ödül aldınız. Ödül hayatınızdaki hangi taşları yerinden oynattı?
Ödül almadan önce babam vefat etti ve okula dönmek zorunda kaldım.
Aldığınız başarıya ne oldu peki?
Annem “Şimdi otur beni iyi dinle. Bu milyonda bir, bir genç kızın başına gelebilecek büyük bir şans. Bana en iyisi olacağına söz ver. O zaman senin yanında ve arkanda olacağım ve sen çok başarılı olacaksın.”dedi. Babam öldükten sonra karar vermek zorunda kaldık. Bu aynı zamanda ekonomik bir karardı. Bir taraftan bir sürü firma teklif getiriyordu. Okula devam etseydim annemi ve kardeşlerimi bırakmak zorunda kalacaktım. Düşünün babam vefat ettiğinde 39, annem 30 yaşındaydı.
Çok gençmiş…
Çok. Annemle beraber büyüdük zaten.
Bu kadar genç yaşta ağır bir fedakarlığı yüklenmek zor gelmedi mi?
On altı yaşında sorumluluk yüklenmiştim. Hem ailem, hem geleceğim, hem de çalıştığım için ağır sorumluluk almıştım. Bunların hepsini “hayatım” diye benimsedim. Onun gerekliliklerini yaparken bir baktım ki artık o elbise üzerime oturmuş. O yüzden hiç şikayet etmedim.
Peki erken evlenmenizin sebebi babanızın ölümü mü?
Hayır. Selim beni çok sevdi ve evlenme teklif etti. “Beni tanırsan çok seveceksin” dedi.
Kaç yaşınızdaydınız?
20. Kariyerimin zirvesindeydim.
Neden kabul ettiniz?
Annem “senin arkandayım” dedi ama bana çok da baskı yaptı. Çok haklıydı; çünkü duldu ve çok gençti. Üç kızı vardı bir tanesi Türkiye'nin en popüler sanatçısıydı. Hep korumak istedi. Gidemezsin, görüşemezsin, gezemezsin, giyemezsin, gülemezsin gibi üzerimde çok ağır bir baskı vardı. Genç olduğum içinde o baskı beni çok sıkmıştı. “Evlensem de kurtulsam” dediğim zamanlar oldu.
Nasıl “evet” dediniz?
Selim'e şöyle söyledim; “Annemin üzerimde büyük bir baskısı var. Bazen boğuluyorum ama anneme karşı gelemem.” dedim. O da beni anladı. “Ben seni o kadar çok seviyorum ki mesleğini yapmana engel olmayacağım” dedi.
Cazip bir teklifmiş…
Çok. (gülüşmeler) Bu teklife benim de “evet” demem zor olmadı. Annem de bana “çok gençsin, evliliği kaldırabilecek bir tecrübeye sahip değilsin. Çok zorlanacaksın dedi.” Beni durdurdu. Selim çok ısrar edince; annem, 'ailesi ile tanışmak istiyorum' dedi. Selim ailesiyle beni istemeye geldi.
Geleneksel bir tarzda olmuş…
Tamamen. Selim ikinci görüşmemizde evlenme teklif etti. Annem ailesini tanıyınca çok beğendi.
Ne kadar sürede evlendiniz?
Tanışıp nişanlanmam sadece bir ay içinde oldu. Dört ay içinde de evlendik.
Neden o kadar acele ettiniz?
Benim zamanımda ünlü bir sanatçının yaşamı toplu iğne başı kadar didiklenirdi. Nerede yaşıyor, ne yiyor, ne giyiyor, nereye gidiyor, kiminle konuşuyor? Herşeyimiz çok ortadaydı. Benim bir koca adayıyla aylarca gezip tozmam sözkonusu bile olamazdı.
Evlendikten sonra rahat ettiniz mi?
Değişmedi. Hayatımız hep gözlem altındaydı. İlk yıllarda 'nasıl olsa yürümez bu iş' diye baktılar. Çok şanslı bir insanım. Şanslarımdan biri şudur; evliliğimize halk inandı, saygı duydu ve bizim yanımızda yer aldı. Biz bir kaç insanı eğlendirelim diye düğün yapmadık. Nikah dairesinde evlendik, sonra da balayına gittik. Birbirimizi ancak tanıma imkanı bulduk.
Selim Bey sizin için futbolu bırakmış. Siz bunun karşılığında nasıl bir fedakarlık yaptınız?
Fedakarlık her zaman karşılıklıdır. Ama benim birebir bir fedakarlığım olmadı. Selim'e düştü fedakarlık…
Sevmeden sevilmek ne hissettiriyor?
Hayatını anlamlandırıyor, değerli olduğunu hissediyorsun. Bir başka insan için var olmam gerektiğini hissettim. Karşındaki insanı mutlu ettiğinde sen de mutlu oluyorsun. Sevmek de güzel bir duygu ama sevilmek daha da güzel.
Hiç “keşke sevdiğim bir insanla evlenseydim” dediniz mi?
Sonradan kendini sevdirdi.
Nasıl?
Karakterini, alışkanlıklarını, aileme karşı olan davranışlarını, fedakarlık yapabilen bir insan olduğu için sevdim. Gülşah dünyaya geldikten sonra çok paylaşan bir baba oldu. Ben mesleğimde ilerledikçe bunun keyfini çok yaşadı. Onun için “keşke” hiç demedim. “İyi ki karşıma Selim çıkmış” diye şükrettim.
Siz aile olarak da kendinizi çok korudunuz. Hayata karşı çok mu refleksli hareket ediyorsunuz?
Aksine rahat hareket ediyorum. Bu da Türk insanının çok benimsediği, içine aldığı birşey. Gülşah'ı ben dünyaya getirdim ama bir anda Türkiye'nin çocuğu oldu.
Gülşah oyunculuğa neden devam etmedi?
Çocuk oyuncuların tercihleri kendilerine ait olmaz. Gülşah için de aynı şey söz konusuydu. Biz istedik. Çünkü 80'li yıllarda sinemaya insanlar gitmemeye başladı. Çocuk filmleri de çok popülerdi. Şirketi kurduktan sonra Gülşah'la film yapmak istedim. Gülşah bizim için bir fedakarlık yapmış oldu. Çocukluktan çıkıp aklı başına geldiği zaman “ben oyuncu olmak istemiyorum. Halkla ilişkiler okumak istiyorum” dedi. Gerçi liseyi bile bitirmeden evlendi. (gülüşmeler) Fakat şu anda kendi otelinde halkla ilişkiler yapıyor.
Ailenin bütün kadınları erken evlenmiş.
Evet. Annem 15, ben 20 kızım Gülşah 18, torunum Neslişah 20 yaşında evlendi.
Gülşah'ın evlenmesinin sebebi mutlu bir anne baba ortamı içinde büyüdüğü için olabilir mi?
Evet. Gülşah'a sormuşlardı “Neden bu kadar erken evlendiniz?” diye, o da “ben evimde birbirini çok seven bir çift gördüm, bende kendim için böyle birşey istiyorum” demişti.
PARAMA VE GÜZELLİĞİME GÜVENEREK YAŞAMADIM
Ailenizdeki kadınların hepsi güçlü. Bu güç ürkütücü de olabilir. Dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Akıllı bir kadın yuvayı kurarken eşitliği arar. Eşitliktir aklın yolu… “Ben güçlü bir kadınım” diyerek eşinin üstüne basmak çok yanlış. Tam tersi, aynı haklara sahibiz. Saygıda kusur etmezsek, sevgiyle bağlanmışsak ve birbirimizi tamamladığımızı düşünüyorsak o zaman ürkütücü olmaz. Akıllı bir kadın bu dengeyi kurabilir.
Siz ailenizdeki kadınlara nasıl bir modelsiniz?
Ben parmağı havada bir eğitici değilim. Yaptıklarım, konuştuklarım, yaşam içindeki hareket tarzım, eşimle olan diyaloğum, gittiğim yerdeki insanların bana davranışları bütün bunlar onların genlerine işliyor. Beni görüyorlar ve benim gibi olmayı hayal ettiklerini söylüyorlar.
Peki anneanne olarak?
Küçük torunum Aslışah'a sizin için anneanniz ne demek? diye sorduklarında “Anneannemi anlatmaya kalksam kelimeler yetmez. Hayatım boyunca bir gün onun gibi bir insan olabilir miyim? diye hayal ediyorum.” diyor. Demek ki onlar da bende saygı duyulacak, sözü dinlenecek bir şey buluyorlar.
Böyle olmanın sırrı ne?
Hayat felsefemin mimarı anneannem. Anneannem halk filozofuydu. Okuyan, okuduğunu çok güzel anlatan, maddiyat dünyasında yaşayan ama manevi dünyayı hazırlayan, dini bilgisiyle, okuduğu kitaplarla, küçük yaşımdan beri götürdüğü muhitleriyle benim ruh yapımı inşaa etti.
Annenizin etkisi?
Annem toplum, aile, Türk kültürü içinde kadın nedir, nasıl davranmalıdır ve kadının saygınlığının bir yöntemini gösterdi. Annemin ve anneannemin eğitimleri, bana katmaya çalıştıkları şeyleri benimseyip iç dünyama aldığım şeyler.
Peki ya yaşam felsefeniz?
Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, güvenme malına bir kıvılcım yeter. Felsefem budur. Mal olmalı, daha da çok olsun, ama önemli olan kendini büyütmen. Konuştuğun söz dinlensin, insanlar sana saygı göstersin. Kürk mantoyla girersin herkes elpençe divan durur. Ama sen gittikten sonra herkes; “Ne kadar da boş bir insanmışsın” der. Bunu öylesine giymiş ve hazmetmişim ki adeta benim tenim gibi olmuş.
Hülya Koçyiğit hep güler mi?
Bunu birçok insandan duyuyorum. Hatta insanlar şaşırıyorlar rol yaptığımı düşünüyorlar. Ben hep mi güleryüzlüyüm? Birçok insanın hayatında yer etmeyen şeyler bunlar.
İş, eş, çocuklar ve torunlar… Tabloya bakınca herşey mükemmel görünüyor.
Dışarıdan davulun sesi hoş gelir. Hakikaten dışarıdan bakıldığında “bu kadar da dört dörtlük olamaz ki…” diyebilirsiniz. Elbette ki öyle. Benim hiç mi acım, korkum olmadı, hiç mi kalbim kırılmadı. Neler neler yaşadım.
Nasıl başa çıktınız?
Bütün bunların geçici olduğunu, aslolanın ben olduğumu düşünerek. Eğer sağlıklı ve hayattaysam bu sorunun da üstesinden gelebilirim. Eşimden destek görürüm. Olmazsa kızımla paylaşırım. Bir çaresi varsa gidip doktorla paylaşırım gibi. Herşeyin üstesinden gelecek kadar güçlü yaratıldığımı biliyorum.
Arkanızda bırakmak istediğiniz cümleniz ne olur?
İnsan gibi insandı, bıraktığı eserlerle anılan, insanların hayatlarını değiştirdi gibi şeyler söylesinler isterim.
HAYAT FELSEFEME UYGUN FİLMLERDE OYNADIM
Popüler olmayı önemli buluyor musunuz?
Önemsemiyorum. Çünkü popüler olmak bana bir değer katmıyor. Bana doğru işler yapmak, anılmak, yaptığım işlerin hakkının verilmesi daha çok hoşuma gidiyor.
Çalışma hayatınız hep önplanda olmuş. İş sizin için göründüğü kadar önemli midir?
Evet. Hayatımın çok önemli bir parçası. Ama her şey demek değil. İş düşünürken, yaşam sürerken, çalışırken, evlenirken, çocuk sahibi olurken, başarısızken, başarılıyken, bu hayat devam ederken gerçekten yaşamın güzelliklerini doyurucu taraflarını es geçmemek lazım.
İlk dönem fimlerinizi mi daha çok beğeniyorsunuz yoksa son dönem filmlerinizi mi?
Her dönemde kaliteli, iyi yönetmenlerin yönettiği, iyi firmaların yapımcılığını üstlendiği kaliteli işler yaptım. Ama bunun yanında o filmler çok fazla izleyiciye ulaşmıyordu. Festivallerde entellektüel izleyicinin takdirini kazanıyordu ama halkın ilgisini çekmiyordu. Daha romantik, duygulara hitap eden, aşk hikayeleri izleniyordu. Ben ikisini de yaptım.
Evet. Sonra daha toplumsal ve özellikle kadın haklarını ele alan filmler çektiniz. Buna neden gerek duydunuz?
Birey olarak haklarımız var, haklarımızın farkında olmalıyız diye düşünüyorum. Çalışma hakkımızı, eğitim hakkımızı korumalıyız. Evlilik bir erkeğe sığınmak değildir, erkekle hayatı paylaşmaktır. Bunun için benimde donanıma ihtiyacım var. Benim de para kazanıp müşterek hayata sahip olmam lazım ki müşterek bir şekilde bu evliliği yürütelim.
Bu zaten sizin yaşam biçiminiz…
Evet. Ben de düşünce hayatımı yansıtan filmlerde oynadım. İyi ki yapmışım. Neredeyse elli yıl oldu Susuz Yaz çekileli. Elli yıl içinde herşey çok değişti. Eskiden sosyal yaşam diye bir şey yoktu. Kadın için ev yaşamı, erkek için sosyal yaşam vardı. Hep bir tarafın ihmal edildiği yıllardı. Bu aşamaya gelinmesinde bizim yaptığımız fimlerin katkısı var.