Aşk'ın nörolojik kimyası

Aşkı yaşam felsefesi ya da tarzı olarak gören bir toplumun fertleriyiz. Hemen hemen herkesin günlük hayatında, mırıldandığı şarkılarda, sohbetlerinde sıklıkla kullandığı, uğruna avare olup, varından yoğundan vazgeçebildiği, dünyayı titreten hükümdarları bile 'Bir gözleri ahuya esir eden' evrensel fenomen: Aşk

Aşk'ın nörolojik kimyası

Cemil Meriç Jurnal-2'de Stendhal'i ve onunla birlikte aşkı anlatır. Aşk nasıl oluşur? Önce bir hayranlık hissi gelişir. Birlikte olmak, görmek, büyük bir haz vermeye başlar. Hayranlık duyulan kişiye karşı ümitler yeşerir. Yavaş yavaş aşk oluşmaktadır artık. Daha sonra kristalleştirme denilen bir dönem başlar. Yani dünyadaki tüm güzelliklerin ve iyiliklerin sevilen kişide bulunması. Her şey ve her fikir onu hatırlatır. Sevilen kişi sevenin gözünde yüceldikçe yücelir. Şüphe evresi bundan sonra gelir. Hayranlık yerini endişelere bırakır. Acaba beni sevmiyor mu? Gerçekleşmeyen ümitler kuşkularla yer değiştirir. En sonunda 2. kez kristalleştirme dönemi gelir. Sevgilide yeni cazibeler keşfedilir. Onsuz yaşanamayacağı düşünülür.

BEYİNDE NELER OLUYOR NELER

Peki, bütün bunlar olurken ve yaşanırken, insan vücudunun kumanda merkezi olan beyinde, sinir sisteminde neler olmaktadır? Aşkı oluşumunda rol oynayan sinir sistemi yapıları nelerdir? Nöroloji uzmanı Dr. Abdullah Özkardeş 'Aşkın nörolojik kimyası'nı

“Yoğun romantik aşk, tüm kültürlerde görülebilen, evrensel bir fenomen olarak kabul edilmektedir” diyerek açıklıyor. Romantik aşk, özellikle erken dönemlerde kendine özgü psikolojik ve fizyolojik özellikleri ve davranışları birlikte getirmektedir. Bunlar, coşku ve mutluluk, seçilmiş kişiye odaklanan yoğun dikkat, yine seçilen kişi hakkında şüpheli düşünceler veya duygusal olarak ona aşırı bağımlılık, tutku ve aşırı enerji olarak özetlenebilir. Bunlar, bilim adamları tarafından tanımlanabilmekte ve ölçülebilmektedir.

DUYGULARIN MR'I BİLE ÇEKİLİYOR

Fonksiyonel MRI kullanılarak, romantik aşk ile ilgili sinir yapıları bile incelenebilmiştir. MRI yapılırken kişiye sevdiği kişinin fotoğrafları gösterilmektedir ve daha sonra arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek tekrar MRI yapılmaktadır. Romantik aşk, Ventral Tegmantal Alan, Ventral Striatum ve Nukleus Accumbens denen beyin kabuğunun altındaki bölümlerle ilişkilendirilmiştir. Yoğun aşk duyguları yaşanırken, bu bölgelerde faaliyetler artmaktadır.

MOTİVASYON VE HAFIZA AKTİFLEŞİR

Romantik aşkın aşırı canlılık, enerji, uykusuzluk, iştah kaybı gibi bazı davranış özellikleri, kokain bağımlılarında görülen davranışlara benzemektedir. Kokain alanlarda da, fonksiyonel MRI ile Ventral Tegmental alanın aktif olduğu gösterilmiştir. Pek çok insanın “En büyük zaafı” olarak bilinen çikolata, yine aynı bölgelerdeki faaliyeti arttırmaktadır. Aşkın sağlık ve mutluluk gibi sonuçları da bulunmaktadır. Aşk, yukarıda bahsedilen bölgelerin yanı sıra, duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını da aktif hale getirir. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin azaltılması gibi sonuçlar verir. Zamanla, beynin kendisi üzerinde koruyucu bir etki oluşur. Bu nedenle aşk, sağlıklı ve mutlu olmayı uyarır.