Azrail'i beklerken keyifli vakit geçirmek mümkün

2008 yılında en iyi animasyon dalında Oscar'a aday gösterilen Persepolis filminin yönetmenleri Marjane Satrapi-Vincent Paronnaud birlikteliğinden doğan ikinci yapım Azrail'i Beklerken, sınırlı sayıda kopyayla vizyona giriyor. Bu yıl İstanbul Film Festivalinde de gösterilen film 1950'lerin Tahran'ında geçen hikâyesinde, masalsılıkla çizgi roman estetiğini aynı anda beyaz perdeye yansıtıyor.

Naz Emel Koç
Azrail'i beklerken keyifli vakit geçirmek mümkün

Keman virtüözü Nasser Ali, kemanının kırılmasıyla yeni bir keman almanın derdine düşer. Yeni kemanının eskisinin yerini tutmayacağını anladığında hayata küser ve ölmeye karar verir. Ölümü beklediği sekiz gün içinde geçmişiyle yüzleşecek, hayatının iç muhasebesini yapacaktır.

İran asıllı yönetmen Marjane Satrapi otobiyografisini anlattığı Persepolis'in ardından bu kez de seyirciyi öz amcasının hikâyesine götürüyor. Yine Vincent Paronnaud'la birlikte yazıp yönettiği bu çalışmada Satrapi, animasyon deneyiminin ardından bu kez gerçek oyuncularla çalışmayı tercih etmiş. Azrail'i Beklerken'de yine İran var ama bugün bildiğimiz, gördüğümüz yüzünden çok daha farklı bir karakterde… Devrim öncesi, 1950'ler İran'ındayız… Buram buram stüdyo kokan sokaklar bize içinde bulunduğumuz yanılsamayı asla unutturmuyor. Hayatın geçiciliğiyle, İran'ın bugün başka bir dünya oluşu aynı yapay dokunun içinde gizli. Binbir Gece Masallarının ev sahipleri bizi bu şekilde, masalsı bir atmosferde ağırlıyor. Mekân ve sanat çalışmasındaki stilizasyon filme özgünlük katan, olumlu yönleri arasında yer alıyor çoğu sahnede. İçinde keman, elmas, afyon, halı gibi birbiriyle alakasız bir sürü şeyin aynı anda satıldığı dükkân bu tarz bir masalsılığı karikatürleştiriyor.

Yönetmenler canlandırma bir film çekerken yine animasyondan vazgeçmemiş. Jeneriğe renk katmak için kullanılan animasyonla anlatıma, filmin içerisinde de yer verilmiş. Bu şekilde filme yeni bir anlam katmanı kazandırılmış. Azrail'i beklerken her ne kadar kişisel bir hikâyeye odaklansa da içinde yine İran, yine devrim eleştirisi ve devrim öncesine özlem var. Bunu az önce bahsettiğimiz jenerikte yer alan kafesteki kuş metaforundan itibaren görüyoruz. Kuşun zorlu yollar aşıp, sevdiğine kavuşması Satrapi'nin memleketine aşkı ve mesafesini de anlatıyor aynı zamanda. Zaten Nasser Ali karakterinin âşık olduğu kadının adının İran oluşu ve sevmediği bir kadınla evliliği; yönetmenin âşık olduğu memleketinden ayrı kalıp Fransa'da yaşadığı hayatın fazla düşünülmeden, bodoslama sembolleştirilmesi. Filmde İran adlı kadının istemeden yaptığı kötü evlilik ve yeni bir elbise alma hevesi rejim eleştirisi maksatlı kullanılan mecazlar.

ESKİ SEVGİLİ İRAN

Satrapi memleketine hasretini anlatırken, batıya duyduğu hayranlığı da pek gizleyemiyor. Zaten rejime getirdiği eleştiri ve hayıflanmalar da, büyük oranda İran'ın batıya benzeyebilecekken ayrışmasına duyduğu öfkeden ötürü. Bu yüzden filmdeki karakterlerini dünyanın değişik ülkelerinde oradan oraya savururken pek tereddüt etmiyor, kaçınılmaz son olarak görüyor belki. Nasser Ali'nin soyundan yetişecek sitcom ailesi ve Jimmy de kaçınılmaz bu anlamda… Tahran'da geçen hikâyede Fransızca konuşulması yapım stratejileri kadar, yönetmenin sözünü kime söylemek istediğini gösteren bir tercih aynı zamanda.

Bana kalırsa filmin en hoş yanı hayatı ciddiye almayan üslubunda gizli. Daha başından itibaren sonunu bildiğimiz bir adamın ölüme doğru giden öyküsünde, geçmişi ve çevresindekilerin trajedilerle dolu geleceğine rağmen sık sık gülümseyebilmemiz büyük ölçüde üslupta gizlenmiş bir başarı. Zaman zaman müzik, zaman zaman animasyon karakterleri fonlar bizi filmin gerçekliği dışında kalan bir duygu katmanına sürüklüyor. Belli bir kısmına kadar seyir zevki vadeden Azrail'i Beklerken, bir yerden sonra kendi diliyle örtüşmeyen klişelere düşüyor. Sırf keman sembolünü anlayalım diye, Nasser Ali'nin aşk hikâyesini uzun uzadıya anlatmak filme pek de bir şey katmamış. Yaşlandırma ve gençleştirme makyajlarındaki baştan savmalık ise gerçeğe mesafeli üslubuna rağmen rahatsız ediyor. Aynı özensizlik basmakalıp Azrail karakterinde de göze çarpıyor. Tüm bunlara rağmen Azrail'i Beklerken şu günlerde yolu sinemaya düşecekler için keyifli bir sinema deneyimi olacaktır.

Poulet aux Prunes

Yönetmenler: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi

Senaryo: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi

Tür: Dram

Yapım: Fransa, Almanya, Belçika / 2011

Oyuncular: Mathieu Amalric, Edouard Baer, Maria de Medeiros