Arthur Rimboud daha on yedi yaşında iken "Kâhin'in Mektupları" adıyla bilinen bir şiirinde 'Ben bir başkasıdır.' derken bu sözün ne gibi bir anlamı olduğunu çok iyi biliyordu. Doğu Batı Yayınları yakın zamanda Fransız entelektüel Paul Ricoeur'un 'Başkası Olarak Kendisi' isimli çalışmasını dilimize kazandırdı. Kitabı okuduğumda tarif edilemez bir şekilde Rimboud'un hayallerindeki kâhin olduğumu düşündüm. Bu kitaba karşı dayanılmaz bir ilgi duydum. Belki de içinde bulunduğum/bulunduğumuz ontolojik yalnızlık neticesinde kapılmıştım bu düşüncelere. Hakkı Ünler'in çevirdiği bu kitap yazar tarafından minnet ve dostluk nişanesi olarak François Wahl'a armağan edilmişti. Wahl, Paris'teki Seul yayınevinin editörüdür. Derrida ve Lacan gibi büyük dâhilerle onun editörlüğü zamanında tanışmıştı okuyucu. Bu kitabı değerlendiren bazı eleştirmenler; “20 Mayıs 2005'te hayata gözlerini yuman Paul Ricoeur, batı felsefesinin 20. yüzyıldaki en verimli temsilcilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Eserleriyle ölümsüzleşen düşünürün beka kubbesindeki yankısı, adını filozoflar kitabesinin mahsus mahallinde silinmez bir satıra oymayı zorunlu kılar. Ricoeur'un kaleme aldığı pek geniş hacimli felsefi tefekkür külliyatı içerisinde göz kamaştırıcılığıyla dikkat çeken en alımlı eserlerden biri de 'Başkası Olarak Kendisi' başlığını taşıyan bu kitabıdır. Daha ilk adımda zihni alabildiğine kamaştıran başlık, düşünmeye, çarpıcı ve vaadkar bir serüvene atılmaya davet eder. Ne var ki bu davet kitabın zengin içeriğini bir çırpıda özetleyivermeyi imkânsızlaştırır da. Davete icabet, düşünme çırağının usta düşünür rehberliğinde yürütülecek maceralı yolculuğa her bir güzergâhta adım adım eşlik etmesini gerektirir..” demiştir. 'Başkası Olarak Kendisi' başlığıyla, bu eseri meydana getiren çalışmaların işlenişine önayak olan üç ana niyet vardır. Kitap, "Kendilik" sorunsalı çerçevesine Cogito'nun yerleşmesini, Cogito'nun parçalanışını ve bir de insanın kendi hermeneutiğine doğru yolculuğunu anlatıyor diyebiliriz.
Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine
Her kitap bir şeyi anlamak için okunmalıdır der eskiler. İnsan eşrefi mahlûkat olmakla birlikte derununda hala kendisi hakkındaki gizi çözememiştir. İbn-i Arabi'den okuduğum bir hadiste 'Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi murad ettim ve onun için insanları yarattım.."der. Allah yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım diyor. Ama önce idraklerin O'nu anlaması gerekiyor. Doğrusu kendimiz hakkında pek az düşünürüz. Ricoeur, kendi bakış açısıyla ontolojik bir bağlamda bazı sorularına cevaplar bulmak için yazmış sanki bu kitabı. 'Kendi' kavramı etrafında analitik felsefeden anlatı teorisine, dil felsefesinden eylem felsefesine, kişisel özdeşlik / kimlik hermeneutiğinden ahlak metafiziğine, kendilik - başkalık dialektiğinden özne felsefelerinin ufku ötesine işaret eden mümkün bir ontolojiye uzanan bu zahmetli yolalışta, sadık ve azimkâr yoldaşlığı terk etmeden sürdüren çıraklığın tek ödülü, insan ömrünün bütünü itibariyla atılan ve atılacak herbir adımda 'kendine tanıklık' görüsüyle, daha has söylendikte 'başkası olarak kendisine tanıklık' gücüyle donanmaktır. Tıpkı fiziksel organların gelişim gücünün bedeni erginliğe eriştirdiği gibi, zihni en açmazlı sapaklarda sınayarak düşünmeyi rüşdüne vardıran yegâne kaynak bu güçtür belki de, kimbilir? Ve burada tüm bildiklerimi unutturacak güçte bir kelamı düşündürüyor kimi cümleler.. 'Kendini bilen rabbini bilir.'
Başkalarının başkalığı
Kendilik Üzerine: Kişisel özdeşlik sorunu hakkındaki bu eseriyle yazar analizlerinde kendinden başkasıyla etkilenişi de biraz karmaşık olsa da felsefi düzeyde anlamlandırmaya çalışır. Kitabın bu kısımlarının dil yönünden oldukça ağır ve karmaşık olduğunu da belirtmek gerekiyor. Ne yazık ki Türkçenin felsefe konusunda yeterince işlenmemiş olması bu tarz eserlerde klasik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Çevirmenlerin daha dikkatli bir şekilde sözcükleri seçmeleri yerinde olurdu. Örneğin bazı kavramlar için Osmanlıcanın muazzam zenginliğinden faydalanmak konuya bir katkı sağlayabilir. Kitabın kısaca içeriği hakkında da bir şeyler söylemek istiyorum. Kitap on çalışma şeklinde tasarlanmış.
İlk bölümde semantik bir yaklaşımla birey, kişi, cisim, beden gibi kavramlar anlatılırken ikinci bölümde söz ve dil felsefesi pragmatik anlayışla ele alınıyor. Üçüncü bölümde failsiz eylem konusu işlenmiş. Dördüncü ve beşinci çalışmada eylem durumu, kişisel ve anlatım özdeşliği anlatılıyor. Altıncı çalışmada anlatının etik boyutu tartışılırken yedinci bölümde iyi hayat konusunda bir şeyler söyleniyor. Sekizinci bölüm adalet konusuna ayrılmış. Dokuzuncu kısım 'pratik bilgelik' yani eskilerin tabiriyle söylersek insan-ı kâmile dair. Son bölümde klasik varlık sorunu farklı bir bakış açısıyla orijinal bir şekilde anlatılmış. Burada en çok dikkatimi 'başkalarının başkalığı' alt başlığında yazılanlar çekti. Kitabı bitirirken yazarın da belirttiği Sokratik bir ironi geliyor aklıma; büyük filozof hep kendisinin bir şey bilmediğini söylermiş ama çarşıda pazarda yakasına yapıştığı adamlara yine de "Kendini bil!" dermiş. Velhasıl kişiye kendini bilmesi kadar büyük bir irfan olmaz…