Bildiğimiz Yeşilçam’ın ötesinde ne var?

Sinematik köşesinde Doruk Yayınları’ndan çıkan Düş Fabrikası Yeşilçam kitabını konuk ediyoruz. Barış Saydam’ın derlemesiyle oluşan bu kitapta Yeşilçam’a dairgüldürü, sanat sineması, yapımcılık, zaman, sağlık gibi birçok konuyu okuyoruz.

Arşiv.

Rabia Bulut

“Durun! Bu nikah kıyılamaz. Siz kardeşsiniz.”, “Nayır, olamaz!”, “Senin annen bir melekti, yavrum.” repliklerini sıraladığımızda akabinde Yeşilçam kelimesi dile gelir. “Yeşilçam bir nostalji midir ya da bir klişe midir?”, “Kendisine has özellikleri nelerdir?”, “Nereden çıkmıştır ve hangi noktalardan hareket edilmiştir?” gibi sorular da peşinden gelir. Biz de Sinematik köşemizde bu soruların cevaplarını sinema yazarı Barış Saydam’ın derlemesiyle Doruk Yayınları’ndan çıkan Düş Fabrikası Yeşilçam kitabında arayacağız.

Yeşilçam’a kötü, küçümseyici bir yerden bakanlar da, onu Türk sinemasının önemli bir dönemi olarak görenler de var. Sinema yazarı Barış Saydam kitabın önsözünde eserin Yeşilçam’a bakışının nasıl olduğunu: “...Yeşilçam’ı popüler ve ticari sinemamızı kapsayan, her şeyden önemlisi sinema endüstrisini yorumlayacağımız bir dönem olarak ele aldık. Kitap içerisinde Yeşilçam’ın birbirinden farklı unsurlarına değinmeye gayret ettik. Dönemin Türk entelijansiyasının yaptığı gibi Yeşilçam’a yukarıdan bir bakış atarak küçümsemek, ötekileştirmek ve değersizleştirmekten ziyade bu periyodu anlamaya, kavramaya ve öğrenmeye çalıştık.” diyerek anlatıyor. Düş Fabrikası Yeşilçam’da yer alan başlıklar; “Yeşilçam Mitolojisi”, “Yeşilçam’da Müzik Kullanımının Kökenleri”, “Kuralsızlığın Kuralı: Yeşilçam’ın Klasik Yapımcı Profilinin Sinema Sektöründeki Rolü”, “Geçmeyen Geçmiş: Yeşilçam Film Zamanı Üzerine Notlar”, “Yeşilçam’da Sanat Sineması”, “Yeşilçam Döneminde Tarihi Filmler”, “Yeşilçam Güldürü Sineması”, “Yeşilçam Sinemasında Tıp Olgusu ve İnsan Sağlığı” ve “Yeşilçam Döneminde Sinema Salonları Hakkında Her Şey” şeklindedir. Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan özellikleri her bir yazar kendi alanı kapsamında ele alıyor.

YEŞİLÇAM’A DERİNLİKLİ BİR BAKIŞ

Kitabın amacını ise Saydam: “Bugünden geçmişe baktığımızda, amacımız ne Yeşilçam’ı yermek ne de olduğundan daha farklı bir konuma yükseltmek… Anakronik bir bakışla tarihi yeniden yazma gibi bir iddiamız yok. Bu kitabın ortaya çıkmasının temel amacı, farklı katmanlarıyla birlikte sinema endüstrimizin işleyişini ortaya koyarak mevcut stereotipik bakışların dışarısında derinlikli bir yaklaşım geliştirebilmek. Bu amaçla da Yeşilçam’ı mitolojisinden üretim dağıtım, gösterim ağına; ticari örneklerinden ayrıksı örneklerine; gelenekle olan bağından diğer sinemalarla etkileşimine kadar geniş bir yelpazede ele almaya çalıştık.” sözleriyle belirtiyor. Yeşilçam’ı geniş bir yelpazede ele almaya çalıştığını belirten Saydam, kitapta yer alan başlıklarla bu iddiasının altını dolduruyor. Kitap, Giovanni Scognamillo’nun 2004 yılında kaleme aldığı “Yeşilçam Mitolojisi” başlıklı yazısıyla açılıyor. Scognamillo Yeşilçam’ı kült yapan hikaye örgüsünün dayandığı mitosları ortaya koyuyor. Mitosların ortaya çıkardığı tanrıları ve tanrıçaları da anlatıyor. “Yeşilçam’ın sinemasal Olimpos’unda tanrıçalar, tanrı, kahraman çeşidi hiç eksik değildir, herkes Zeus olamaz (Ayhan Işık, Kadir İnanır) ama Venüsler boldur (Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Hülya Avşar), savaş tanrısı ise tektir (Cüneyt Arkın)... Mitolojisi ve Pantheon’u olmayan sinema yoktur, sinemanın tecimselliği bunlara dayanır ama şunu da kabul etmek gerekir ki bir uygarlığın mitosları ve onlara karışan mitik kahramanları ne denli o uygarlığı temsil edip açıklarsa aynı şekilde bir ülke sinemasının mitolojisi de o ülke seyircisinin beğenilerini simgeler.” Yeşilçam’ın tanrıları, tanrıçaları, mitosu izleyicinin beğenisinin sonucunda şekillenir bir nevi. Aslında Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan koşa koşa sinemaya giden seyircidir.

YEŞİLÇAM’IN SOKAKLARINDA

Filmleri yapan, sinema salonlarına sokan yapımcıların sisteminin özelliklerini, kurallarını sinema tarihçisi Burçak Evren “Kuralsızlığın Kuralı: Yeşilçam’ın Klasik Yapımcı Profilinin Sinema Sektöründeki Rolü” başlıklı yazısında ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Yapımcıların kendi aralarındaki katı kurallarını da öğreniyoruz, sektörden birisine arkalarını döndüklerinde nasıl bir boykot işlediğini de okuyoruz. Yeşilçam’ın bir nevi sokaklarında dolaşıyoruz. Günümüzden o zamanlara gidiyoruz. Akademisyen Yusuf Ziya Gökçek’in “Geçmeyen Geçmiş: Yeşilçam Film Zamanı Üzerine Notlar” başlıklı yazısında zaman, mekan kullanımının Yeşilçam’da nasıl olduğu ele alınıyor. Aynı zamanda günah, mucize, tövbe kavramlarının nasıl işlendiği ve konumlandırıldığı da ortaya konuluyor. Tanrı’nın konumunu Gökçek; “Tanrı Yeşilçam’da çoğu zaman merhamet olarak görünmektedir. Tanrı, trajik bir durumun, gazabın sahibi olarak değil rahmetiyle muamele eden bir varlık olarak vardır.” diyerek belirtiyor. Yeşilçam filmlerinde Tanrı’ya isyan olmamasın bir sebebini ortaya koyuyor. Kitap ilerledikçe her yazıyla Yeşilçam’ın bir yüzü daha aydınlanıyor. Meraklısına, ilgilisine yeni konu başlıkları ortaya çıkıyor. Bildiğimiz, izlediğimiz filmlere farklı bir gözle yeniden bakıyoruz.

Melodramın yanında Yeşilçam’ın önemli bir unsuru olan güldürü de Tuncer Çetinkaya’nın “Yeşilçam Güldürü Sineması” başlıklı yazısında Bican Efendi’den başlayarak, Keloğlan, Şaban tiplemeleriyle ayrıntılı şekilde ele alınıyor. Kemal Sunal, Zeki Alasya, Metin Akpınar, İlyas Salman ve Şener Şen’in güldürü unsuru içerisindeki 60’lı, 70’li yıllardaki değişimine de değiniyor. Örneğin; amansız hastalığa yakalanmak Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan diğer unsurlardan biridir. O unsurda Okan Ormanlı’nın “Yeşilçam Sinemasında Tıp Olgusu ve İnsan Sağlığı” başlıklı yazısında yer alıyor.

Her bir başlığıyla su gibi akan kitabın kapanışı ise Serpil Kırel’in “Yeşilçam Döneminde Sinema Salonları Hakkında Her Şey” ile yapılıyor. Pandemiylebirlikte hayatımızdan çıkan sinema salonlarının Yeşilçam dönemindeki anlamını, önemini, konumunu okuyoruz. Sinema salonlarında hayatın aktığını görüyoruz. Sinema salonlarının önemini de hatırlıyoruz. Düş Fabrikası Yeşilçam içerisinde yer alan 9 yazıyla bizi Yeşilçam’ın sokaklarında dolaştırıyor. Yeşilçam’ı anlıyoruz bir nevi…