Bir doz aksiyon, iki doz erotizm, bolca da sululuk...

Yönetmen Murat Aslan'ın baştan sona Türk usûlü bir James Bond paradisi şeklinde tasarlayıp çektiği, türün ağababası konumundaki Bond filmlerine sayısız göndermelerle dolu 'Pak Panter', geriye kalan boşlukları da perdede peşisıra arz-ı endam eden güzel kızlar ve belden aşağı esprilerle dolduran 'sabun köpüğü' düzeyinde bir eğlencelik...

Ali Murat Güven
Bir doz aksiyon, iki doz erotizm, bolca da sululuk

alimuratg@yahoo.com

PAK PANTER

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2010, Türkiye yapımı

Türü ve Süresi: Komediye dönük serüven / 100 dakika

Gösterim Formatı: 35 mm standart pelikül film (35 mm negatif film tabanlı görüntü)

Perde Formatı: 1.85:1

Yönetmen: Murat Aslan

Senarist: Murat Aslan

Görüntü Yönetmeni: Eyüp Boz

Özgün Müzik Bestecisi: İskender Paydaş

Kurgucu: Hakan Akol

Ses Kayıt Teknisyeni: Levent İntepe

Uygulayıcı Yapımcı: Hakan Yıldız

Sanat Yönetmeni: Çağrı Aydın

Oyuncular: Ufuk Özkan (PP7), Metin Zakoğlu (SPP), Doğa Rutkay, Sümer Tilmaç (Fahrettin Bey), Erdal Tosun (Ahmedov), Doğa Rutkay (Gülinaz), Şenay Akay (Nadia), Zeynep Aydemir (Selma), Yuri Ryadchenko (Gagarin), Ümit Okur, Mehmet Ali Erbil (Başka Bir Gagarin), Şafak Sezer

Yapımcı Şirketler: Arzu Film-Fida Film ortaklığı

Dağıtıcı Şirket: UIP

İçerik Uyarıları: Pek çok bölümünde yüzeysel cinsellik/çıplaklık, argo diyaloglar, içki-sigara kullanımı ve (komedi ekseninde akıp giden) hafifleştirilmiş bir şiddet içermektedir. Bu gibi yönlerinden dolayı, 15 yaşından küçük izleyiciler için uygun bir yapım değildir.

Ailece izlenebilir mi? / HAYIR (15 yaşından küçük çocuklara uygun değil)

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: http://www.pakpanter.com

Yeni Şafak-Sinema Puanı: * *

/resim/site/0181992a93f19922341by.jpg
“Pak Panter”, polis teşkilâtının altından kalkamayacağı kadar karmaşık uluslararası meseleleri çözmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından kurulmuş olan özel bir istihbarat örgütüdür. Bu örgütün gözüpek (aynı zamanda da çıldırtıcı düzeyde sakar) iki mensubu konumundaki “PP7” ve “SPP”, üstlerinin kendilerine verdiği yeni bir görevle, Edirne'den Ardahan'a, Paris'ten Moskova'ya kadar uzanan zorlu bir görev çerçevesinde devletin çıkarlarını korumak üzere harekete geçerler. Bu koşuşturmaları sırasında karşılarına bolca güzel kız ve buz soğukluğunda uluslararası caniler çıkacak, fakat kahramanlarımız gerektiğinde “öperek”, gerektiğinde de “döverek” hepsinin sırayla üstesinden geleceklerdir.

Sinemada takip ettiği çizgiye ve (2009 yapımı filmi “Umut” haricinde) gitgide uzmanlaştığı “sulu komedi” türüne kendi adıma fazlaca bir muhabbet duymadığım yönetmen Murat Aslan, şunu hakkaniyetle teslim etmek gerekiyor ki, ses, görüntü, özel efekt, müzik ve kurgu dinamizmi açısından bakıldığında “Pak Panter”de Türk komedi sinemasının genel kalite standartlarının en az iki gömlek üstünde bir sonuç ortaya koymuş. Evet; her ne kadar izledikten hemen sonra unutulup gitmeye mahkûm bir yapım olsa da Aslan'ın filmi biçimsel özellikleri itibarıyla gayet eli yüzü düzgün sayılabilir. En azından Gökbakar Kardeşler'in yıllardır yapageldiği gibi “Zaten sırf güldürmeyi amaçlayan bir film çekiyoruz, böyle bir seyirci kitlesine ne versek yer, o yüzden çekimleri de ışığı da oyunculuğu da salla gitsin!” modunda çalışılmadığı belli olan “Pak Panter”, anlatığı hikâyenin olanca kofluğu ve bayatlığına rağmen ilk karesinden son karesine kadar çok temiz bir işçilikle ilerliyor. Hâl böyle olunca, bu kadar fazla sayıda set kurularak ve bu denli kalabalık bir oyuncu kadrosu eşliğinde çekilmiş (belli ki iyi de para harcanmış) şık filmlere peşin bir selam çakmak, emek verenlere saygılarımızı sunmak, sinemayı “gösteriş ve şamata” yönüyle de sevmesini ta çocukluk yıllarında öğrenmiş bir sinemasever olarak boynumuzun borcudur elbette…

/resim/site/03619946c4019922343by.jpg
35 mm negatife kaydedilmiş ve dijitale göre çok daha masraflı olan bu teknik tercihin gözalıcı renklerini, görsel derinliğini perdeye fazlasıyla yansıtan “Pak Panter”in iltifata değer taraflarına bu şekilde hakkını teslim ettikten sonra, işin özü itibarıyla sadede geldiğimizde ise Aslan'ın dünya sinemasında uzun zaman önce tüketilmiş bir türün peşinden gitmekle yanlış ata oynadığını görüyoruz. Neden derseniz, ilk örneği 1962 yılında İngiliz yönetmen Terence Young'ın “Dr. No”su ile sinema tarihine kazandırılan James Bond filmleri külliyatı, daha takvimler 1970'leri göstermeden önce kendi parodisini ve anti-kahramanlarını da türetmişti zaten. Öyle ki 1966 yılında, tamı tamına 6 yönetmenin imza koyduğu “Casino Royale” de bu Bond taşlamalarının en ünlü örneği olarak hatırlanır. Ondan sonra ise bazen Bond'un doğal sahibi konumundaki İngiliz sineması, bazen de onun serüvenlerine gıptayla karışık bir kıskançlıkla bakan Hollywood yapımcıları Bond filmlerinin repliklerini, serinin baş kahramanının içine düştüğü çetrefilli durumları, yanındaki yöresindeki güzel kızlarla ilişkilerini, kullandığı ileri teknoloji ürünü araç-gereçleri ti'ye alan düzinelerce film çektiler. 1997, 1999 ve 2002 yıllarında gerçekleştirilen ve her üçünde de Kanadalı komedyen Mike Myers'in başrolde olduğu üç adet “Avanak Ajan Austin Powers” filmi, yanı sıra “Mr. Bean” olarak tanıdığımız delidolu İngiliz komedyen Rowan Atkinson'un 2003 yapımı “Johnny English”i bu alt türün diğer zirve noktaları arasında sayabiliriz.

/resim/site/0281993f0ab19922342by.jpg
Batı sinemasındaki manzara böyleyken, Arzu Film, hem orijinali, hem de komediye dönük replikalarıyla çoktan tüketilmiş bir konsept olarak bu devirde bir Bond parodisine yatırım yapmaktan tam olarak ne umuyor olabilir? Tamam, kabul etmek gerekir ki böyle filmlerin ülkemizde her zaman için kemikleşmiş bir 250 bin izleyicisi bulunmakta… Hattâ (toplumun keyiflenmeye ihtiyacı olan dönemler önceden kestirilerek) isabetli bir zamanlamayla gösterime sokulduklarında, tıpkı hiç kimsenin böyle bir başarıyı ummadığı “Eyyvah Eyvah”ta olduğu gibi rahatlıkla bir-iki milyon sınırını da aşabilir bu kategorideki güldürüler…

Ancak, para kazanmanın ve biraz da bol patlamalı özel efektler çekmede uzmanlaşmanın ötesinde, “Pak Panter” gibi daha baştan bayat görünümlü işlerin ne Arzu Film gibi yüksek profilli bir yapımcıya, ne (özünde bundan çok daha kalite işler çekmeye yatkın bir sinemacı olarak gördüğüm) yönetmen Arslan'a, ne de Türk sinema endüstrisinin geneline öyle aman aman bir fayda sağlayamayacağı âşikâr…

/resim/site/0421994e14f19922344by.jpg
Bir zamanlar yabancı filmlerdeki gösterişli kaçıp kovalamaca sahnelerini izlerken, perdenin karşısında “Ulan, bizimkiler de günün birinde böyle pahalı atraksiyonlar yapabilecek mi?” diye kompleks içinde kıvranan bir kuşaktansanız, “Pak Panter” -yine bu hafta sonu gösterime giren “New York'ta Beş Minare” gibi- bu yöndeki beklentilerinizi belli ölçüde karşılayabilir. Ancak, filmin içerdiği yüksek sululuk düzeyine ve belden aşağı vuruşlara karşı engin bir hoşgörünüz varsa! Hele de Metin Zakoğlu gibi kendisini geçtiğimiz aylarda “Herkes mi Aldatır?” adlı talihsiz filmde izledikten sonra adı bende hemen hemen yalnızca argo üzerine kurulu bir espri anlayışını çağrıştıran oyunculara karşı özel bir tahammülünüz olması gerekiyor.

/resim/site/053199564b119922345by.jpg
Bir yıldır merakla beklenen “New York'ta Beş Minare” karşısında diğer bütün yapımcı ve dağıtıcıların seslerini soluklarını kesip ellerindekileri ilerleyen zamanlara sakladıkları tenha bir hafta sonunda, Mahsun'un sinemasına alerjisi olanlar için salt “anlık eğlence” beklentisini tatmin edebilecek diğer iki alternatiften olabilir. Fakat, sıkı rakibi karşısında aynı bilet parasını hak edip etmediğinden ise kesinlikle kuşkuluyum.