Bu adamın duygusallığını sevmemek NE MÜMKÜN!

Türk sinemasının 2000'lerdeki en değerli kazanımlarından biri olarak, çabalarını son beş yıldır sürekli artan bir saygıyla izlediğim Çağan Irmak, insan ruhunun bazen ışıl ışıl aydınlık, bazen de zifiri karanlık dehlizlerinde yaptığı cesur yolculuğunu 'Prenses'in Uykusu'yla sürdürüyor. Attığı her adımda sinemasının kalite çıtasını bir kat daha yükselten Irmak, yeni çalışmasında da hayatı küçük bir hanımefendinin gözlerinden okumayı deniyor.

Ali Murat Güven
Bu adamın duygusallığını sevmemek NE MÜMKÜN!

PRENSES'İN UYKUSU

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2010, Türkiye yapımı

Türü ve Süresi: Duygusal drama / 110 dakika

Gösterim Formatı: 35 mm standart pelikül film (HD dijital video tabanlı kaynaktan)

Perde Oranı: 1.85:1

Yönetmen: Çağan Irmak

Senarist: Çağan Irmak

Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki

Özgün Müzik Bestecisi: Redd

Kurgucu: Bora Gökşingöl

Sanat Yönetmeni: Barış Dinçel

Uygulayıcı Yapımcı: Esi Gülce

Oyuncular: Çağlar Çorumlu (Aziz), Şevval Başpınar (Gizem), Sevinç Erbulak (Seçil), Alican Yücesoy (Neşet), Genco Erkal (Kahraman), Funda Şirinkal (Aygül), Ayşenil Şamlıoğlu (Hacer), Işıl Yücesoy (Hayalet), Baran Ayhan (Ersin)

Yapımcı Şirketler: Most Production ve İmaj ortalığında

Yapımcılar: Mustafa Oğuz, Müge Kolat

Dağıtıcı Şirket: Cine Film

İçerik Uyarıları: Her yaş grubundan izleyici için uygundur.

Ailece izlenebilir mi? / EVET

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.prensesinuykusu.com

Yeni Şafak-Sinema Puanı: * * * 1/2

/resim/site/012400bd4fa4007f11fby.jpg
Bir kütüphanede memur olarak çalışan , kendi küçük dünyasında sakin ve huzurlu bir hayat sürdürmektedir. Bir gün, mahalleye yeni bir kuaför salonu açılır ve buranın sahibi hanım ile on yaşındaki kızı , genç adamın oturduğu apartmana taşınırlar. Aziz ve diğer apartman sakinlerinin yeni komşularının gelişiyle birlikte kısa sürede hareketlenip güzelleşen hayatları, küçük kızın daldığı uzun uykunun ardından ise aynı hızla gölgelenecektir. Gizem'in daldığı uykunun tetiklediği bir dizi olay sonrasında, ilk anda gayet sıradan gibi görünen, fakat aslında her biri rengârenk karakterlere sahip olan bu insanlar elbirliği içinde kaderi değiştirmeye çalışırlar.

* * *

Çağan Irmak'ın film yönetim anlayışı, kamera kadrajları, ışık-renk tercihleri, kurgu, müzik ve oyuncu yönetimi itibarıyla çağdaş sinemanın gereksinim duyduğu bütün o yüksek estetik standartlara harfiyen uymakla kalmıyor; böylesine özenli bir teknik altyapının üzerine ulusal sinemamızda çok uzun yıllardır, “Üç Tekerlekli Bisiklet”, “Dönüş”, “Selvi Boylum” zamanlarından beri benzerlerine hemen hiç rastlayamadığımız son derece sahici bir duygusallığı, buram buram bir insan sıcaklığını da katıyor.

/resim/site/031400dac174007f12aby.jpg
Bu mahir sanatçının, özgün bir sinema anlayışı rotasının üzerinde büyük bir kararlılıkla ilerleyişini “Babam ve Oğlum”dan itibaren sevgiyle, ilgiyle ve takdirle izlemekteyim. Ülkemizin kemikleşmiş anlatım gelenekleri açısından değerlendirildiğinde her yönüyle çok taze bir sinema dili bu; çünkü beyazperdede kurduğu trajediler de mizah da kimi sinemacılarımızın yaptığı gibi iğreti bir ithallik kokmuyor. Fazlasıyla bizden, Anadolu'dan beslenen kişiliklerinin yanı sıra, dibine kadar kentli oldukları durumlarda bile yine bizim metropollerimizden kopup gelen gayet “Türkiyeli” reaksiyonları var irili ufaklı bütün kahramanlarının…

“Prenses'in Uykusu”nda da -tıpkı daha öncekiler gibi- senaryo aşamasında üzerlerinde dikkatle çalışıldığı belli olan, ruhlarının en ince kıvrımlarını enine boyuna inceleme şansı yakaladığımız bir grup karakterle tanıştırıyor bizleri yönetmen… Bunlar, büyük kentte küçük ve iddiasız hayatlar yaşayan, fakat yakından bakıldıklarında her biri ayrı ayrı güzellikte insanlar… Ha, kusurları, insanî zaafları yok mu? Var elbette… Ancak, onları rahatlıkla anlayabiliyoruz, çünkü aynen bizim gibiler: Zayıf yaradılışlı, yanlış yapmaya açık, fakat özünde hepsi de iyi niyetli…

Başta filmin küçük hanımefendisi Şevval Başpınar, annesi rolündeki Sevinç Erbulak ve onlar sayesinde hayatında yepyeni mutluluk kapıları açılan Aziz karakterinin sırtlayıcısı Çağlar Çorumlu olmak üzere, filmdeki hemen bütün oyuncular çok iyi… Buna da hiç şaşırmadım, çünkü Irmak'ın oyuncu seçimi sürecine filmlerinin çekim aşaması kadar özel bir önem atfettiğini iyi biliyorum.

/resim/site/023400c72624007f123by.jpg
Ve elbette, baştan sona kadar duru bir pınar gibi akıp giden bu hikâyede, sözü kaçınılmaz bir biçimde büyük usta Genco Erkal'a getirmek gerekiyor. Erkal'ı ta üniversite yıllarımdayken bir kez tiyatro sahnesinde (Maxwell Anderson'un “Yalınayak Sokrates”i) , beyazperdede ise her biri apayrı birer sinema olayına dönüşen “Hakkari'de bir Mevsim”, “At”, “Faize Hücum” gibi kalburüstü filmlerde, son olarak da 1990 yılında senarist Fehmi Yaşar'ın ilk ve tek yönetmenlik denemesi (ki hâlâ yanarım Yaşar'ın yönetmenliğe devam etmemesine) “Camdan Kalp”te “Kirpi” adlı karakter olarak izleme şansı bulmuştum. Karanlık salonlarda tam yirmi yıldır o güven veren sesi ve babacan görüntüsünü izleyemediğimiz Erkal'ın çağdaş sinemamız tarafından yeterince/gereğince değerlendirilememiş olması ne kadar da büyük bir kayıp…

Irmak, tıpkı önceki filmlerinde Çetin Tekindor, Yıldız Kültür, Fikret Kuşkan, Hümeyra, Cemal Hünal, Yetkin Dikiciler, Melis Birkan gibi sanatçılarla çalışırken yaptığı gibi, aslında uzun yıllardır tanıdığımız, yeteneklerini bildiğimiz aktör ve aktristleri Türkiye'de bir benzeri daha bulunmayan müthiş bir oyuncu yönetimiyle bizlere yeni baştan tanımlıyor. Genco usta da tiyatro ve sinemadaki olanca tecrübesine karşın, Irmak'ın yönetiminde âdetâ silbaştan tazelenip, beyazperdedeki bu uzun ayrılığının ardından çok daha doğal bir oyun stiline geçmiş gibi…

/resim/site/042400d1ab14007f128by.jpg
“Prenses'in Uykusu”, yüreğinde son derece zengin bir duygu dünyası barındıran ve bizlere daha uzun yıllar boyunca anlatacak güzel hikâyeleri olan stil sahibi bir sinemacının, belli ki gişeyi değil, doğrudan doğruya gönülleri hedeflediği küçük bir başyapıt… Umarım, ticarî talihi geçen yılki (yine çok beğendiğim) “Karanlıktakiler” gibi olmaz, arada sırada duygusal patlamalar yaşamaktan hoşlanan Türk izleyicisi bu güzelliğin hakkını teslim eder.

Mutlaka izlemeye çalışın. Çünkü, şu gerçek artık iyice tescil olmuş durumda ki bir Çağan Irmak filmi biletine ödenen parayı her zaman için hak etmeye çalışır.