Büyük Türk Kağanı

Bu hafta M.Ö.170'lere gidiyoruz. Büyük Hun Devleti'nin kurucusu, doğar doğmaz konuşan, halkını gergedanlardan koruyan, adaletli, yiğit, cesur kahramanı bildiniz mi? Bu kahramanın, hayatı hakikaten Türk tarihinin en önemli Hun destanlarından birisi olmuştur. Destan diliyle, iyi okumalar...

Şükran Çifci
Büyük Türk Kağanı

Ay Kağan'ın yüzü gök, ağzı ateş, gözleri elâ, saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir erkek evladı oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et, çorba ve şarap istedi. Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü.

Ayakları öküz ayağı, beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Halkın kâbusu olan bu gergedana karşı savaşan tek bir cesur kağan vardı ve bu cesur kahraman günlerden bir gün bu gergedanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Kağan, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Kağanın kalkanına vurdu. Cesur er, kargı ile gergedanı öldürdü.

Günlerden bir gün bu büyük kahraman, Tanrı'ya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu. Büyük Hun Kağanı, bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler.

Hun kahramanı ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Kağan, bu kıza âşık oldu ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.

Ülkede büyük bir şenlik verildi. Kırk masa ve kırk sıra yapıldı. Çeşit çeşit yemekler, şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.

Büyük Hun Kağanı, bu eğlenceden sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:” Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman bilirim. Onunla savaşır ve yok ettiririm”.

Savaşlar, başarılar, kahramanlıklarla ömrünü geçiren bu büyük Kağan, 75 yıl boyunca çok büyük seferlere çıkmış, 116 yıllık başarılı hükümdarlığının sonunda hayata gözlerini yummuştur.

Büyük Hun İmparatoru, Büyük kahraman Oğuz Kağan;

Oğuz Kağan destanında anlatılan Oğuz Han, aynı zamanda Büyük Hun Türk İmparatorluğunun kurucusudur. Türk devlet geleneğinin temel taşlarını koyan, Türk Hakanı çıkardığı kanunlar, Oğuz (Türk) Töresi olarak ün yapmış ve 16 Büyük Türk İmparatorluğunun da güç kaynağı olmuştur. 24 Oğuz Boyu'nun atası olan Oğuz Han, Türk Töresini; Disiplin, Adalet, Ahlak ve Millete hizmet esası üzerine inşa etmiştir.

İlk teşkilatlı orduyu kuran Oğuz Han, Onlar-Yüzler-Binler-Onbinler diye tasnif yapıp, kumandanlarına da, Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı, Tümenbaşı diye de unvanlar vermiş, orduda itaati esas kılmış, itaat etmeyenlerin boynunu vurdurmuştur.

Bugün, elimizde Oğuz Destanının üç farklı varyantı bulunmaktadır:

1) XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve İslamiyet'ten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği temsil ettiği kabul edilebilir.

2) XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen Reşîdeddîn'in Câmi üt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı İslâmi varyantların ilkini temsil etmektedir.

3) Oğuz Kağan Destanı'nın üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü'l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır.

Bizim faydalandığımız destan İslamiyet öncesine ait olan en çok bilinen varyantıdır.