Son günlerde gazete sayfalarında, televizyonlarda, Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi üzerinden başörtüsü tartışmaları yürütülüyor.
Televizyonlar haberi verirken, Emine hanımın görüntüleri devamlı arka planda yer alıyor. Tabii başörtüsüyle… Medyanın diliyle türbanıyla…
O görüntülerle birlikte haber okunurken sanki kıyamet kopuyor. Sanırsınız Emine Hanım yeni örtünmüş, yeni bir şeyler ortaya çıkmış. Fransa'yla Türkiye arasında bir polemik çıkartılmaya çalışılıyor. Öyle bir havada yayın yapılıyor ki, başörtüsü bir ayıp, kusurmuş gibi lanse ediliyor. Gece haberlerinden birinde Chiraq döneminin Türk büyükelçisi asla Emine Hanım'ın başörtüsü ya da kıyafetiyle ilgili bir sorun yaşanmadığını tam da profesyonel bir diplomat diliyle anlatıyor.
GATA'NIN ÖNÜNDE BAŞÖRTÜLÜ KADIN OLMAK
Emine Hanım'ın duruşu gayet asil. GATA'ya hasta ziyaretine alınmayan o, Fransa istemiyor diye yalan haberlerle rencide edilen o… İçinde bir kadın olarak ne fırtınalar kopuyor bilen yok. Soran yok. Düşünen yok. Ben de bir kez aynı hastaneye gitmiştim. Beni de kapıda durdurup “Hanımefendi başörtünüzü önden bağlar mısınız” dedi asker çocuklar. Ben olaya ironi ile yaklaşıp, “Ama ben böyle çok çirkin olurum. Bana hiç yakışmaz” dedim ama yine de denileni yaptım. Çocuklar “Abla bizim annelerimiz, ablalarımız da sizin gibi ama biz emir kuluyuz” dediler. Yapmaya mecbur bırakıldıkları işin utancı o pırıl pırıl asker evlatlarımızın gözlerinde açıkça görülüyordu.
Bahçede baktım Anadolu'dan gelmiş, şalvarlı, atkılı, uzun etekli teyzeler dolaşıyor. Türbanları başlarında. “Bunlara ne diyeceksiniz” diye sorunca; “Onlar için sorun yok. Sizin kıyafetlerinize dair, yönetmelik var” dediler. O zaman söylenenlerin doğru olduğunu anladım. Tehlikeli görülenler, üstü başı biraz daha dikkat çekici olanlar bizlerdik. Emine Hanım Başbakan eşiyken girememiş, ben mi girecektim. Onların istediği şekliyle kapıdan girip akrabamı ziyaret ettim. Böylece memleketimizin çağdaşlığına leke sürmemiş oldum! Demem o ki, kopartılan vaveyla yine başörtüsü üzerine. O zaman başörtülü kadınlara daha çok iş düşüyor. Yılmaz Özdil'in Perşembe yazısında, bu yaşadıklarımız gözardı edilip, asıl mağdurlar başı açık eşleri olan erkeklerdir diye ajitasyon yapılmış. Atatürk'ün şapka devrimini, kafaların içini göremediği için dışını görebilme adına yaptığını yazıyor. Bu kadar basit mi? Böyle bir dar görüşlülük ve çarpık yorumu Atatürk'e dayandırmak, Atatürk'e hakarettir. Nişantaşı'nda Bağdat Caddesi'nde gezen lüks otomobilli, soğan büyüklüğünde taşlı yüzükleri olan 'türbanlı' hanımları anlatıp güya alay ediyor.
GÖRGÜSÜZLÜK ÇETELESİ TUTSAK, YILMAZ ÖZDİL'İN HALİ NİCE OLUR?
Şöyle bir dönüp kendimize bakınca, acaba Yılmaz Özdil gibi aşağıdan ayağa bakanlara fazlaca malzeme mi veriyoruz diyorum. Ama hayır… Öyle bir şey yok. Elbette “görgüsüzlük” insana ait bir kusur. Ve Bağdat Caddesi'ndeki, Nişantaşı'ndaki görmemişlerin bir çetelesi tutulsa, o çetelenin kalabalığında başörtülü tek tük arızaya sıra bile gelmez… Aslında kadın her ortamda kadın. Kıyafet tercihi tamamen inanç, kültür ve alışkanlıklara bağlı. Bu denli gündemde tutulması toplumu huzursuz etmekten öte geçmez. Zaten ortada planlı ve maksatlı bir kasıt olduğu aşikar. Eğer yaşam tarzı olarak köylü olmayı seçmişseniz, maddi durumunuz daha iyi giyinmek için elvermiyorsa, toplumun içinde de birey olarak aktif bir duruş sergilemiyorsanız, kimsenin başörtüsünden, türbandan rahatsız olduğu yok… Çünkü zenginliği, kaliteyi, hayatı kendilerine bahşedilmiş bir hak zanneden bir güruh var. Bu güruh hayatın içinde ne yaptığını bilen, başarılı, aktif ve sosyal insanları inançlarına uygun kıyafetlerle görünce, çağdaşlık adına değil, umarsızca sömürdükleri dünya nimetlerinin ellerinden gitme korkusuyla tedirgin oluyorlar… Feryat ediyorlar. Bu ülke bütün renkleriyle uyum içinde, birlik ve beraberlik içinde ilerliyor. Bu ilerlemeye bazı sözde “çağdaş”lar ayak uyduramıyor diye teslim olacak veya üzülecek halimiz yok.
Çağdaşlığın kriteri başörtüsü, türban değil, “giyinmeyi” bilmektir. Kafasının içi “şık” olanlar, ama türbanlı ama türbansız “şık” olmayı becerebiliyorlar zaten…