Cengiz Abazoğlu: Paris'e giderken korktum

Paris'te düzenlenen Haute Couture Moda Haftası'na bu yıl ilk kez katılan Cengiz Abazoğlu'nun 33 parçalık koleksiyonu, moda eleştirmenleri tarafından büyük beğeni topladı. Modayla ilgili her hangi bir eğitim almayan Abazoğlu, bugüne kumaşların arasında büyüyerek geldiğini söylüyor.

Büşra Sönmezışık
Cengiz Abazoğlu: Paris'e giderken korktum

Cengiz Abazoğlu'nun Valentino, Channel ve Beymen gibi dünya markalarının yanında dünya vitrinine çıkan kreasyonları hem Parisliler hem de Amerikan ve İngiliz basını tarafından büyük ilgi gördü. Peki Cengiz Abazoğlu'nun tarzındaki gizem nedir? Onu takip eden müşteriler tarzını artık iyi tanıyor. Kullandığı kumaşlar, aksesuarlar, asimetrik kesimler, kup biçimi Abazoğlu'nun tarzında ön plana çıkan ayrıntılar. Ayrıca Abazoğlu'nun siyah, yeşil renk ve şifonlu, dökümlü kumaşlar vazgeçemedikleri arasında yer alıyor. Yirmi yıldır Haute Couture tasarım yapan Abazoğlu'na, kişiye özel tasarım için 2.5 ay öncesinden sipariş veriliyor ve yaklaşık bir ay sürüyor. Çünkü o son bir yıldır hazır giyime yöneldi. Bu konudaki heyecanını ve oluşumunu ise şöyle dile getiriyor; "Hazır giyimde kafamda senaryolar oluşturuyorum. Mesela; evli iki cocuklu bir kadın öğle yemeğine giderken ne giyer? Ya da akşam yemeğine arkadaşlarıyla çıktığında? Onu hayal ederek tasarım yapıyorum." Haute Couture yani kişiye özel tasarım ile hazır giyim arasındaki farkı ise şöyle anlatıyor; "İkisi de verimli. Ama Haute Couture piramidin en tepe noktasıdır ve bir sanat eseridir."

BENİ ZİRVEYE TAŞIYAN MÜŞTERİLERİM

Aslında bir modacıyı iyi yapan defilelerdeki şovlar değil müşterilerinin birbirlerine olan tavsiyeleri olduğunu belirtiyor Abazoğlu. Ve 21 yıldır zirvede kalmanın ayrıcalığının podyum değil, perdenin arkasındaki müşteri portföyü olduğunun altını çiziyor.

Paris'teki Depeche Moda Dergisi Abazoğlu'nu "kendi kendini yetiştiren usta" olarak tanımlıyor. Nedir bu ustalığın sırrı diye sorduğumda; "Mesleğimle ilgili eğitim almadım. Ailem tekstilciydi ve babam son on yıla kadar hem kumaş pazarlaması hem de üretimini yapıyordu. Kumaşların içinde öğrendim. " diyor. Yaklaşık 40 kişilik bir ekiple çalışan Abazoğlu, Haute Couture'un belli bir yaşa geldikten sonra yapılamayacağı görüşünde. Bunun sebebi ise moda sektörünün gözlemci ve takipçiliği gerektiren bir meslek olması. Yeterli enerjiyi bir süre sonra sahip olamayan ve modanın içinde aktif yer almak isteyen tasarımcıların hazır giyime yönelmelerini daha anlamlı buluyor. Çünkü orada dünyaya ve insana ulaşmak daha ön planda. Yılların emeğinin bir marka ile tescillenmesi gibi.

DUAYEN DENİLMESİ HOŞUMA GİDİYOR

Bunca yıl sonra o podyumda, neleri düşünerek yürümüştü acaba? " Kendimi 21. yılımda daha bilinçli ve olgun hissediyorum. Sanki yapamayacağım hiçbirşey yok. İsmimin önüne duayen yazdıkları zaman çok hoşuma gidiyor". Aslında böyle düşünmekte haksız da sayılmaz. Çünkü erken yola başlamış, iyi koşucu olmuş ve yarışı yaşıtlarına göre erken bitirmiş biri. Ayrıca son yıllarda sosyal sorumluluk projelerine de el attı. Sağlık, eğitim gibi bir çok projede yer alan Abazoğlu, moda sektörünü birleştirici alanlara taşımanın mutluluk duyduğunu belirtiyor.

NEW YORK POST, DAİLY MALE GAZETELERİNDEN ÖVGÜ

Geçtiğimiz ay Fransa'da düzenlenen moda haftası içinde de oldukça yoğun bir ilgiyle karşılaşmış Abazoğlu. Aslında bu kadarını kendisi bile beklemediğini itiraf ediyor. Çünkü hazır giyim moda haftası için sendikaya başvuru yaptığı sırada kataloğu beğenilmesiyle Hatue Couture haftasına dahil olmuş. Ve kısa zamanda yaklaşık üç hafta içinde 33 parça elbise ile katılmayı başarmış. İlgi ise yoğun. New York Post, Haute Couture Moda Haftası ile ilgili; "Haute Couture moda haftası rüzgar gibi geçti. Channel, Dior ve Türk tasarımcı Cengiz Abazoğlu haftaya damgasını vurdu." Ve Daily Maile Gazetesi'nin 6. sayfasında yarım sayfa dört tasarımına yer verilmiş. Abazoğlu'nun tasarımlarıyla ilgili, yenilikçi, provakatif, çağdaş gibi tanımlamalar yer alıyor.

RENKLERİN MESAJINA DEĞİL TEN İLE UYUMUNA BAKARIM

Renklerin moda sektöründe mesaj niteliği taşıdığı düşünülür. Örneğin; kırmızı cesaret, beyaz saf ve masum, siyah resmiyet gibi… Ama Abazoğlu bu ezberi bozarak, tam tersine renklerin mesajının olmadığını ve tasarımlarla her duygunun verilebileceğine inanıyor;"Renklerin bir tek mesaj içerdiğini düşünmüyorum. Tenler ile uyumu önemli. Kırmızı renge öyle bir tasarım yaparsınız ki giyen kadın masum algılanır. Daha farklı bir tasarımla da çok çarpıcı görülebilir"diyor. Açık bayanlara diktiği kıyafetlerin dışında türbanlı müşterileri de var Abazoğlu'nun. Açık ve kapalı kıyafet dikmek arasında pek bir fark olmadığını söylüyor. Çünkü ona göre modele karar vermek oldukça kolay. Müşteriyi görür görmez bir fikir oluşturuyor ve 3-5 dakika içinde karar veriyor. Bir de kadınların kodlarını iyi biliyor.

Ez cümle; bugün Cengiz Abazoğlu'nun arkasında başarısına başarı katan müşterileri ve kırk kişilik ekipten oluşan geniş bir ailesi var. Böylelikle daha da zirveye tırmanacak gibi görünüyor.

BU YIL OSCAR'I ZAYIF BULDUM…

Oscar'ın en çok konuşulan kısmı kuşkusuz ünlülerin törende ne ve hangi marka giyindikleri. Bu yıl ki kıyafetler Cengiz Abazoğlu'nu çok etkilememiş. Sebebini ise şöyle açıklıyor; "Bu yıl Oscar törenindeki kıyafetlerini zayıf ve ticari buldum diyebilirim. Modacılar ünlüler üzerinden reklam yapma yolunu seçmişler. Gecede bir tek Sarah Jessica Parker'ı ve Pelenope Cruz'u beğendim. Nicole Kidman'ı ise beğenmedim."