İlk adımı atmak gibi
Muhammed Fatih Dur’un ilk eseri Sabırsız Dua okuruyla buluştu. Dur ilk kitabını eline aldığı anı anlatırken şu cümleleri kuruyor: “Emeklemeden sonra ilk adımı atmak gibi bir histi. Ellerinin yerden havaya kalkmasının verdiği bir ferahlama duygusunu yaşadım. Yaptım ve yapabilirim özgüveni.
İlk eseriniz yayınlandığında neler hissettiniz?
Emeklemeden sonra ilk adımı atmak gibi bir histi. Ellerinin yerden havaya kalkmasının verdiği bir ferahlama duygusunu yaşadım. Yaptım ve yapabilirim özgüveni. Yazdığım yazıları günah gibi saklıyordum. Sanki yanlışmış gibi. Bu yanlışlığın altında yatan sebebin özgüvensizlik olduğunu fark ettiğim de bu hizip duyguyla mücadeleye girmiştim. Anlayacağınız üzere kendimle bir savaş verdim. Bu savaşı da cephe cephe kazandım. İlk olarak bir hikâyem yayınlanmıştı. Ardımdan ufak bir denemem, sonra bir şiirim. O yayınlanan ilk hikâye olumlu tepkiler ile karşılanınca bana itici bir güç oldu ve devam etmemi sağladı. Sürecin sonunda kendimi yenmenin gururunu yaşadım.
ÇOCUĞUNU KUCAĞINA ALMAK GİBİ
Kitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?
Kitabın kapağını ilk başta belli bir süre açamadım. Bir müddet baktım. Bir babanın ilk çocuğunu kucağına alır gibi bir inceledim. Yazmanın azap verici yanının bu denli ferahlatıcı olmasının nasıl mümkün olduğunu uzun uzun düşündüm. Düşüncelerden sıyrılarak kapağı hayalimle örtüştü mü diye bir tarttım. Sonra ilk yazdığım şiiri bulup onu okudum ve ardından kitabı kapattım. Kendi sesimi dinledim ve huzuru hissettim. Sonra tabii story attım. Instagram, Twitter ve her yere. Paylaşım çağındayız. Like ve Share please..
Kitabınızı ilk kime imzaladınız?
Aileme imzaladım. İlkleri onlar hak ediyor. Bu süreçte bana çok destek oldular.
Yazmaya nasıl başladınız?
Çok eksantrik bir hikâyesi yok. Aslında yazmayı pek sevmiyordum. Hatta ilkokuldaki paragraf yazma ödevlerinden hep kaytarıyordum. Yazmaya ise bir iddia üzerine başladım. Yazar mısın yazamaz mısın üzerine. Sonra bir alışkanlık oluştu. İlkokuldaki kaytarmanın sebebinin sınırlamaya gelemeyişim olduğunu anladım. Yazdığımı birileri fark edince okumak istediler ve okuduklarında beğendiler. Bastırdığım duyguları ifade edebilmenin bir yolu olarak yazmayı seçtim. Bastırdıklarım bir bataklık oluşturmuştu. Yazarak bu bataklığı kuruttum. Bir çimenlik sahası oluşturdum. Yazdıkça, kendimi daha iyi tanıdığımı fark ettim.
Gece mi yazarsınız, gündüz mü?
Gece sanki daha ulviymiş ve bu yüzden gece yazılmalıymış gibi hissediyorum. Gecenin kucaklayıcı ve gizleyici bir havası var. Gündüz ise telaştan oluşmuş ve bir yerlere yetişme mecburiyetini ihtiva ediyor. Gündüz düşünüp gece yazmak daha makbul.
Defter mi, bilgisayar mı?
Kalem ile yazarken kendimi ilham perisine daha yakın hissediyorum. Kalem, mürekkep kağıt ile buluştuğunda yükselen kokuyu çok seviyorum. Deftere yazarken kendimi çok üretken hissetsem de ciddi bir handikabım var: yazım çok kötü. Yazımı sonradan okuyamadığım için mecburiyetten bilgisayarı ya da telefonun not defterini tercih ediyorum.