Çizgi roman, hikaye, anı, fıkra, şiir, bilmece, röportaj… İçinde okuma ve yazmayı sevdiren pek çok türü bulunduran çocuk dergileri pek çok yetişkinin okuma ve yazma alışkanlığında da ilk adımı atmasına vesile olmuştur. Bugün yazı dünyasında kitaplarını severek okuduğumuz yazar ve şairlerle okuma ve yazma sevgilerinin filizlenmesinde çocuk dergilerinin yerini konuştuk. Onlar farklı iklimlerde ve farklı kuşaklardan yazar ve şair olsalar da dönemlerindeki çocuk dergilerini imkanları ölçüsünde takip etmişler. Nazlı Eray, Melike Günyüz, Adnan Özyalçıner, Jenny Molendyk Divleli, Ahmet Kot, Ayşe Sevim, Güzide Ertürk, Necip Tosun, Abdullah Harmancı, Nurullah Genç ve Fatma Peşken sorularımızı cevapladı.
Dergilere gönderdiğimiz yazılar için heyecanlanıyorduk
Türkiye Çocuk dergisini takip ediliyordu bizde. Fazla matbuat giren bir evimiz yoktu. Ben daha çok kütüphaneye giderdim. Kütüphanenin tozlu raflarında, sobanın yanındaki bir masaya oturarak rengarenk dergileri ve kitapları inceleme imkanı buluyorduk. Bizim için dergilerdeki çizgi romanlar bambaşka bir alemin kapısını açıyordu. Bir de gönderdiğimiz şiir ve yazıları yayınladıkları için heyecanlanıyorduk. Dergilerde yayınlanmış bir iki şiirim var. Pek sevinmiştim. Ama bu kadar. Bende asıl açılımı çocuk dergilerinden ziyade çocuk kitapları yapmıştı.
Çocuk dergileri benim hikayemde aslında çok etkili değildi. Bir Türkiye Çocuk dergisi gelirdi ve onun her sayfasını okurduk. Bulmacalar kısmı çok eğlenceliydi. Çizgi romanlar, çizimleri görüyorduk. Fakat benim için kitap, beni bir yerden alıyor ve sonuna kadar bir macerayı soluksuz ve uzun sürede okumamı sağlıyordu. Karakterin başına pek çok şey geliyor. Üzülüyor, ağlıyor ve sizi dünyadan uzun bir süre kopartan bir şey kitap. Ama dergi kısa süreli sesleniyor size. Bir öykü mola olur sizin için. Sizin tam konsantrenizi isteyen bir şey değil. En azından benim tecrübemde böyleydi. O yüzden benim için asıl olan dergilerden ziyade kitaplardı. Çocukların okuma sevgisini filizlendirme de dergilerin içeriğiyle klasik anlamda dergi bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Çocuklar içinde öyle. Günümüz çocuğuna geçmişteki çocuğa seslenir gibi seslenemeyiz. Günümüz çocuğuna derginin farklı bir yapı sunması gerekiyor. O da tabii ki bu durumda okuma alışkanlığını artırabilecektir. Ama interaktif bir tarafında olması lazım. Hem bir taraftan okuyacağı hem bir taraftan izleyeceği karekodlarla bir yapının bulunması iyi olabilir, ki bunu yapıyorlar. Okuma alışkanlıklarında geçiş süreci uzun ve derinlikli ve daha konsantrasyon isteyen bir kitap okuma da zorlanan çocuklar için bir başlangıç olarak daha hafif aralarda molaların olduğu bir okuma imkanı sunuyor dergiler. Mesela dergide bir konuyu beğenmez ama diğer bir konuyu beğenir, öyküyü sevmez şiiri sevebilir yahut çizgi romanı sevebilir. Yani okumanın tek bir yönü olmadığını görür. Sadece “okumak uzun öyküler okumak değildir”i dergi üzerinden tecrübe etmiş olur. Bu da ona yine bir imkan sağlar. Uzun soluklu bir eser okuyabilmek için bir geçiştir dergi. Çok fazla konsantrasyon istemediği için de çocukları rahatlatan bir şey.
Çocukken dergide muhabir oldum
Dergisiz bir çocukluk düşünülebilir mi? Çocuk dergileri, bizi hayatımız boyunca sarıp sarmalayacak olan kitaplar evrenine girişin ilk kapısıdır. İlk hikâyeyi orada okumuşuzdur; şiirle ilk tanışmamız orada olmuştur. İlk çizgi roman okurluğumuz dergilerde başlamıştır. Unutamadığımız bir çocuk dergisi mutlaka vardır hafızalarımızda. Bazen ablamız ağabeyimiz, bazen bir komşumuz ya da bir kitapçı amcamız hediye etmiştir dergiyi. Ama sonrasında tutkunu olup bırakmamışızdır. Derginin çıkacağı günü iple çekmişizdir. Benim ilk dergim, Çocuk Haftası. Hikâye, şiir, çizgi roman, bulmaca, karikatür.. Hepsi var. Ardından, daha parlak renkleri ve güzel baskısıyla Doğan Kardeş geldi. Dergiyi biraz kanıksadığımda, Çocuk Bahçesi çıktı. Şiir ve hikâyeleri süsleyen çok usta bir ressamı vardı. İlk güzel resim algım, o resimlerle oluşmuştur. Çizgi roman dergisi Binbir Roman unutamadığım bir dergi oldu. Ardından, Yeşilay Derneği bir çocuk dergisi çıkarmaya başladı: Mavi Kırlangıç. 1966 yılıydı hatırımda kaldığı kadarıyla. Derginin bir sayısında muhabir aradıklarını okuyunca, yazdım hemen. Bana bir Basın Kartı gönderdiler. Sembolik tabii. Ben öyle ciddiye aldım ki, Eskişehir Ticaret Odası’na Arif Nihat Asya’nın konferans vereceğini duyunca hemen gittim. “Basın” deyip girdim ve en ön sıraya oturdum. Yanımda Vali var, Belediye Başkanı var. Konuşma biter bitmez şiirlerini hayranlıkla ve hatta taklit ederek okuduğum Arif Nihat Asya’ya kendimi tanıtıp röportaj yapmak istediğimi söyledim. Beni yanına oturttu ve sorduğuma sorulara ciddiyetle, birer birer cevap verdi. Vali ile Arif Nihat Asya’nın birbirlerine hayranlıkla bakışları ve başımı sıvazlamaları benim gazetecilik hayatım boyunca yaptığım her röportajda önümde canlanmış, içten içe gururlandırmıştır.
Dergiler okuma serüvenimizde birer milattır
Dergiler okuma serüvenimizde birer milattır. Okurluk hayatımızı dergiler öncesi ve dergiler sonrası olarak ikiye bile ayırmak mümkün. Dergilerden önce az yazılı çok resimli kitaplarla oyalanırken, dergileri tanıdıktan sonra yazmanın da ciddi bir iş olduğunu anlamaya başlamışızdır. Birçok yazarın ismini, ilginç hayat hikâyesini, birçok kitap yazdığını oradaki yazılardan öğrenmişizdir. Çocuk dergileri, hayatın her alanına ait sayısız bilgi ve hikâyeyle, hayatımız boyunca unutamayacağımız replikler katmıştır düş dünyamıza. Çocuk edebiyatı ve dergiciliğinin tarihi çok eski değil. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısıyla başlıyor. Yirminci yüzyılda kalite ve zenginlikte büyük aşamalar kaydediyor. Günümüzde ise elektronik yayıncılığın imkânlarının da sürece katılmasıyla büyük bir sıçrama yapıyor. Günümüzde çocuk olmak, herhalde insanlık tarihinin en şanslı çocuğu olmak demek… Günümüzde çocuk dergileri, hayatın tüm tonlarını barındıran binlerce hikâye ve görselle, dünyanın tüm kültürlerini en anlaşılır haliyle önümüze getiren sunumlarıyla, okuma arzusunu kışkırtan binbir içerikle çocukların zihin dünyasını dolduruyor. Ancak, burada önemli olan, derginin sunumundaki kalite ve mükemmellikten çok, çocuklarımızın beyinlerine ve dolayısıyla hayatına empoze edilen içeriktir. İçeriği siz yönetmiyorsanız, çocuklarınız o içeriği yönetenlerindir. Onlar gibi düşünecek, onlar gibi yaşayacaktır. Yarın hiç şikayetlenmeyelim.
Okuma alışkanlığını filizlendirmek için bir başlangıç
Evimize birçok dergi ve gazete girerdi. Gazetelerin haftalık çocuk eklerini takip ederdim. Mesela ilkokul çağlarında ve orta okul döneminde Muammer Erkul’un köşe yazılarını ve Çekirge Çetin köşesini takip ettiğimi hatırlıyorum. Altınoluk dergisinin çocuk ekini de severdim. Oyun, bilmece bulmaca köşeleri ilgimi çekerdi. “İki fotoğraf arasındaki Yedi Farkı bul” her zaman eğlendiğim köşelerdendi. Babamın işinden dolayı birçok bilim dergisi de evin içine girerdi. Bunlardan biri de Tübitak’ın yayınlarıydı. Sadece sayfaları karıştırıp fotoğraflara bakmak bana yetiyordu. Kendimi bildim bileli kitapçıların dergi raflarında durup dergileri karıştırmayı, kapaklarına göz atmayı severim. Çocukluktan kalan bir alışkanlık. Küçük yaşlarda dergileri takip etmek yıllarca sürüp giden bir alışkanlık yarattı. Ortaokul ve lise yıllarında daha çok genç dergilerini takip ediyordum. Üniversitede bu ilgi edebiyat dergilerine doğru evrildi. Dergiler, okuma alışkanlığını filizlendirmek için iyi bir başlangıç. Günümüz çocukları daha fazla seçeneğe sahip. İlkokul çağındaki çocuklar, çizgi romanlara ve seri kitaplara yöneliyorlar ama okul öncesi çocuklar dergilerle daha fazla haşır neşir oluyor. Çocukları ekrandan uzak tutmanın iyi bir yolu olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’ye taşındığımızda ilk iş Türkçe bir bilim dergisine abone olduk
Çocukken evime düzenli olarak geldiğini hatırladığım üç dergi vardı. Clubhouse (Hristiyan bir çocuk yayını), Chickadee (hayvan ve doğa odaklı) ve Disney Adventures. Ağabeyim de dergilere aboneydi ama onunki sporla ilgiliydi. Postayla dergi almayı seviyordum. Her ay geleceğini bildiğim, sadece benim için özel bir postaydı. Heyecan vericiydi ve hemen makaleleri okumaya başlayacaktım. Kesinlikle benim haberim bile olmadan bir okuma sevgisini ateşledi. Çeşitli içerik, makaleler ve resimler, çocukken okumayı kolaylaştırdı. Aldığımız bir dergi vardı, dini bir dergi, o da benim favorilerimden biriydi. Çocuklardan çizdikleri resimleri göndermelerini istediklerini ve bunları gelecek dergilerde yayınlayacaklarını hatırlıyorum. Bir defasında bir illüstrasyon göndermiştim ve ertesi ay dergide yer aldığında yaşadığım heyecanı tahmin edin! Daha sonra onu alıp okumak beni daha da heyecanlandırdı. Dergilerin çocuklara okuma sevgisini, çocuklara zorlayıcı gelmeyecek şekilde aşılamanın gerçekten eğlenceli ve heyecan verici bir yolu olduğunu düşünüyorum. Parlak resimler, eğlenceli grafikler ve çizgi romanlar, aktiviteler, yemek tarifleri, gerçekten her çocuk için bir şeyler var. Türkiye’ye ilk taşındığımızda yaptığımız ilk şeylerden biri çocuklara yönelik Türkçe bir bilim dergisine abone olmaktı. Okumalarını teşvik etti, merak uyandırdı ve birlikte okumak, birlikte kaliteli zaman geçirmemiz anlamına geliyordu.
Çocukken okuduğum dergiler bana büyülü gerçekliğin kapılarını açtı
Çocukluğumda takip ettiğim birkaç çocuk dergisi vardı. Bunlar benim hayatımda ve yazın hayatımda çok önemli rol oynamış dergilerdir. Bunlardan bir tanesi haftalık dergi Doğan Kardeş’ti. Ona abone olmuştum. Her hafta cumartesi ya da pazartesi günleri kapının altından atılırdı. O dergi, benim için bir hazineydi. Onun sayfalarına bakmak, o ilk sayfayı açmak, okumak, onun içindeki bilgiler çok güzeldi. İçerisinde takip ettiğim hikâyeler vardı. Bir bölümü okuduktan sonra “arkası haftaya” gibi. Şimdi hangi hikâyelerdi hatırlamıyorum ama Doğan Kardeş’i hiç mi hiç unutmadım. O benim hayatımda çok önemli bir rol oynamıştır. Hatta henüz okumayı öğrenmeden “Bicot’un Maceraları” diye bir çizgi roman vardı. Rahmetli Demir dayımın kitaplığında. Onu resimlerine bakarak okurdum. Daha sonra İngilizce de okumayı öğrendim. İngilizce “comics” denilen çizgi romanlar vardı. Donald Duck, Mickey Mouse gibi şeyler. Onlar İngilizce için çok yardımcıydı. Sokağımızın köşesindeki Nesimaki’den gider alırdım. Alırken seçerdim, okuduktan sonra geri verirdim. O da bana yenilerini verirdi. Yani Tepebaşı’ndaki hayatımda köşedeki mecmuacı Nesimaki ile böyle bir deyiş tokuşumuz oluyordu. Genelde öğleden sonra saat iki gibi dışarı çıkarılıyordum. Doğruca tıpış tıpış Nesimaki’nin küçük dükkânına gidiyordum. Musevi Nesimaki, “Gelin gelin küçük hanım” diye beni çağırırdı. Bana hemen iki tane veriyordu. Bendeki iki tanesini de geri veriyordum. Onları alıp doğruca odama gidiyordum. Yatağımın üzerinde yüzükoyun yatarak okurdum. Doğan Kardeş de haftanın bir günü gelirdi. Onu getiren insanın ayak seslerini dinlerdim. Beklerdim. Bir de Peter Pan gelirdi bana. Müthiş... Rüyalar alemi, Peter Pan’ın uçuşu, sihirli değnekler, harikulade renkler. O dergiler benim hayatımı çok çok zenginleştirdi. Onların benim büyülü gerçekliğimde mutlaka rolü olmuştur. Çok yıllar sonra yirmi, otuz yıl sonra yazdığım şeylerde bile bu dergilerin izleri bulunabilir. Bu nedenle çocuklarda okuma sevgisinin filizlendirmede çocuk dergilerinin rolü çok büyüktür. Ama derginin çok iyi olması, dolu dolu olması lazım. Bir çocuğun bu elektronik çağda ilgisini çekebilecek şeylerin olması lazım. Benim anlattığım çağ elektronik bir çağ değildi. O zaman cep telefonu, televizyon, tablet, ne bileyim böyle Harry Potter’lar falan yoktu. Dünya hem çok küçük hem çok büyüktü. Telefon bile günde bir kere çalardı. Yani öyle bir devirden bahsediyorum. O zaman için bunlar çok mühimdi. Benim için hâlâ mecmua çok önemlidir. Hâlâ mecmua alırım. Düşünürken veya kendimi yalnız hissettiğim zaman bir dergi alırım elime. Onun için de kendimi kaybederim. Bilmem kimin aşıklığı, bilmem kimin serüveni. Aslında onlardan neler çıkabilir? Ne romanlar, ne filmler. Onları düşünürüm, düşünürken de sıkıntımı unutmuş olurum.
Her hafta başka bir dergi alırdım
Çocukluğumda çıkan birçok çocuk dergisi vardı. Çocuk Haftası, Şen Çocuk, Afacan, Binbir Roman. Binbir Roman, resimli renkli bir dergiydi. Yoksul bir ailenin çocuğu olduğum için sürekli izlediğim bir dergi olmazdı. Bir hafta birini öteki hafta bir başkasını almak zorunda kalıyordum. Hepsi de beni çeken, okumayı sevdiğim dergilerdi. Aralarında en çok ilgimi çeken Çocuk Haftası’ydı. Tefrika romanları, öyküleri ve şiirleriyle... Ötekiler, özellikle Binbir Roman, resimli macera romanlarıyla ilgimi çeken, heyecan veren bir deneyimdi. Sanırım beni etkileyen dergi Çocuk Haftası’ydı. Kemalettin Tuğcu’nun yoksul çocukların yaşamını dramatik bir biçimde yansıttığı romanlar. Şevket Bilgisel’in tarihi romanları. İkisi bana günümüzde yaşanan yoksunluklarla geçmişte yaşanan kahramanlık günlerinin acı, tatlı karışımı içinde özel bir heyecan veriyordu. Sanırım yaşanılan bu çelişki okuma alışkanlığımı tetikleyerek beni edebiyatçı, yazar olmaya yöneltti. Okuma sevgisiyle alışkanlığının gelişmesinde/geliştirilmesinde çocuk dergileri başı çeker. Bugün için durum biraz değişik. Televizyon, bilgisayar, cep telefonu sarmalından çocukları çekip alabilecek bir dergi gerekli öncelikle. İkincisi, bütün bu çekici aygıtlardan çocuklar okumaya ne kadar vakit ayırabiliyor? Onun için okuma sevgisini filizlendirecek çocuk dergisinin işi zor. Belki de televizyon, bilgisayar, cep telefonuyla, yanı sanat, edebiyat ve bilimle iç içe geçen bir içeriği olmalıdır. Yüzde yüz hem edebiyat hem sanat hem de bilimsel açıdan her zaman daha ileri bir düzeyde olmak zorundadır.
Çocukluğumda mahrum kaldığım çocuk dergileri
Çocukluğumuz öyle bir serencam içinde geçti ki bırakın çocuk dergileri takip etmeyi, onların varlığından bile haberdar olamadık. İlk çocuk dergisi gördüğüm yıl lisenin ilk yılıdır. Hatırladığım kadarıyla, ulusal yayın yapan gazetelerden birisinin verdiği çocuk dergisi formatında düzenlenmiş ekiydi. Şiir ve yazıları merakla okumuş ve ben de bunlardan yazabilirim diye düşünmüştüm. Sonraki yıllarda birkaç tane çocuk şiiri denemesi de yaptım. Bunun arkasında o ilk gördüğüm ekin etkisi büyüktü. İlk çocukluk yıllarımda çocuk dergileriyle karşılaşsam bende nasıl bir etki meydana getirirdi bilemiyorum. Hayal etmeye çalışırsam, muhtemelen büyük bir ilgiyle okur ve ruhuma hitap eden şiir ve yazılardan aldığım ilhamla çocukça bir şeyler karalardım. Bunu şuradan yola çıkarak söylüyorum. Sonraki yıllarda elime aldığımda, çocukluğumda mahrum kaldığım çocuk dergilerinin bir çocuğun yetişmesinde önemli bir fonksiyon icra edeceğini hissetmiştim. Ortaokulda Horasan’da iken, çizgi macera romanı okuyan, Tommiks Teksas sayfaları arasında heyecan arayan arkadaşlarımın çocuk dergilerinden öğrenebilecekleri çok şey varken, onlardan yoksun olmamızın meydana getirdiği eksikliği fark etmiştim. Çizgi kahramanların diliyle de bir çocuğa bir şeyler öğretmek mümkün iken, macera romanlarının bunu yapmaktan uzak olduğu açıktı. Oysa çocuk dergilerinde son derece öğretici çizgi dizileri görmek mümkündü. Çocuk dergileri çocuğun diliyle onlara hitap etmesini becerebildiği için, etkileme imkânı oldukça fazladır. Çocuk dili büyüklerin çoğu kez anlamakta zorlandıkları bir dildir. O dilden farklı bir dil kullandığınızda çocuğu etkileme imkanlarını kaybedersiniz. Bu nedenle uzmanlaşmış çocuk dergisi yazarlarının ürettikleri yazı ve şiirlerin çocuğa hitap etmede yetkin olacakları düşüncesindeyim. Bu günkü dünyada çocukları çizgi merkezli yapımların fazlasıyla etkilemesinin nedeni de budur.
Okuma serüvenimi besleyen en önemli damarlardı
İlkokuldan itibaren birçok derginin müdavimi idim. Tercüman Çocukla başladım, her hafta sonu mutlaka bu dergiyi alırdım, hatta bazen dergiler hemen gelmezdi, gazete bayinin önünde dergi gelsin diye beklediğim olurdu. Takip ettiğim, maceranın devamını heyecanla beklediğim çizgi romanları eve gelene kadar okuyup bitirmiş olurdum. Milliyet Çocuk ve devamında banka dergilerini çok düzenli olmamakla birlikte takip ederdim. Sonraki yıllarda ise Türkiye Çocuk dergisi hayatıma girdi. Uzun yıllar bu dergiyi de düzenli bir şekilde okudum. Şimdikilerden farklı olarak benim çocukluğundaki dergilerde uzun soluklu çizgi romanlar olurdu. Tıpkı bir roman tefrikası gibi macera devam ederdi. Ben de her hafta sabırsızlıkla bu maceraların devamını heyecanla beklerdim. Benim en sevdiğim bölüm bu çizgi roman kısımlarıydı. Okur mektupları köşesini pek sevmezdim çünkü hem kurgu yok, hem heyecan yok bu bölümlerde. Bulmacaları çözmeyi de severdim. Elbette ki okuma serüvenimi besleyen en önemli damarlardı dergilerim. Örneğin Mete Han’ın çocukluğunu anlatan çizgi romanı bugün bile hatırlarım. Hikayeyi haftadan haftaya takip etmek, devamını merak etmek, okuduğundan zevk almak, bunu arkadaşlarla paylaşmak, bu karakterlere aşık olmak tam da bir çocuk okurdan beklenen davranışlardır ve bende hepsi mevcuttu. Çocuk dergileri bir çocuğun farklı üsluptaki sanatçılarla tanışmasına vesile olan en zengin kaynaklardır. Her bir öykücünün, illüstratör ve çizgi romancının farklı üslupları okuruna zenginlik katar. Hele bu dergiler yayınladıkları metinlerde konu ve tema çeşitliliğine önem veriyorlarsa bu, bir çocuk için bulunmaz hazinedir. Öte yandan çocuk dergilerinin en büyük özelliği genç yazarların yetişmesi için bir okul olmasıdır. Bir çok genç yazar ve çizer ilk denemelerini çocuk dergilerinde gerçekleştirirler. Ustalardan el alırlar. Belli kelime sayısı ile, tayin edilmiş hedef kitleye farklı metinler ortaya çıkarmaya çalışmaları onların kalemlerini güçlendirir. İlerde yayınlayacakları eserler için bir deneyim elde ederler.
Edebiyatın tadını çıkarmak
1981–1984 senelerinde, Sivas’ın Gürün ilçesine bağlı Yazyurdu kasabasında ilk mektepte okudum. Elektriksiz bir köydü. Babam ortaokul kısmında öğretmendi. İlçeye gidip gelirken bize de Diyanet Çocuk dergisi getirirdi. Oradan iki isim kaldı aklımda: Ahmet Efe ve Hasan Demir. Bu isimlerin şiirlerini veya öykülerini okuduğumu anımsıyorum. Ahmet Efe hâlâ yazan ve yayımlayan bir çocuk yazarı. Hasan Demir ismini daha az duydum ilerleyen senelerde. Dergide bir de Osmanlı dönemindeki fetihleri anlatan çizgi hikayeler vardı. Hâlâ gözümün önünde durur bu sayfalar. 1984’ten itibaren Karaman’da yaşamaya başladık. Bu süreçte ise karşıma Türkiye Çocuk çıktı. Bu dergiden bana kalan şey çok nitelikli mizahıydı. Sürekli gülerdik. Derginin sayfaları arasında dolaşmaya bayılırdık. Şimdi anılarımdan günümüze gelmek istiyorum: Çocuk dergileri, çocuk edebiyatı dergileri olmalı. Nitelikli ürünlerle çocuğu burun buruna getirmeli. Daha çok ürün yayımlanmalı. Çocuk dergileri, çocuğu okurluğa taşımalı. Gerçek edebi ürünlerle baş başa kalmalı çocuk. Onun tadını almalı. Tarkovski “Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı romanını bana ilk kez annem okumam için vermişti. Tolstoy’un anlatımındaki bazı inceliklere dikkatimi çekmek için de bana yıllarca bu kitaptan pasajlar okudu. Sonuçta bu kitap benim için bir tür sanatsal derinliğin ölçütü oldu. O gün bu gündür hiçbir saçmalığı iğrenmeden okuyamam.” demişti. Bu ülkedeki en büyük çocuk edebiyatı temelli sorun, edebi anlamıyla damak tadına sahip bireyler yetiştiremiyor oluşumuzdur. Bu iyi, bu kötü, diyecek ve okula o kötü kitabı alan öğretmeni eleştirecek veli veya benzer şekilde kitap dağıtım ağını sağlayan kişilerin tercihlerini değerlendirecek öğretmen; yayıncıya, yazara -etik bazı unsurlar haricinde de- söyleyeceği olan anne ve babalar yetiştirmemiz gerekiyor. Her şeyden önce, çocuk okurumuz, çok küçük yaşlarda edebiyatın tadına varmalı. Edebiyat dergilerinin, çocuk edebiyatı dergilerinin temel işlevinin bunu kazandırmak olması gerektiğini düşünüyorum. Elbette çocuğu “tavlamanın” yollarını arayacağız. Eğlendireceğiz. Güldüreceğiz. Ama alttan alta ona tertemiz bir Türkçenin güzelliklerini göstereceğiz. Görselliğin kullanımı, sayfa mizanpajı vs gibi konularda şüphesiz geçmişle kıyaslanamayacak kadar iyi durumdayız. Ama zengin ve güzel Türkçeli, edebi seviyesi yüksek, ilgi çekici metinler üretmek konusunda çok iyi motive olmamış gibi gözüküyoruz.
Çocuk dergilerinin eksikliğini baba olunca hissettim
Kitaba, dergiye ilgisiz, hatta ilerleyen dönemlerde kitaba karşı bir aile içinde geçti hayatım. Yoksulluk, kitabı, neredeyse lüks harcama hâline getirmişti. İlerleyen dönemlerde eve kitap alırken ailemden saklayarak eve soktuğumu hiç unutamam. Ancak okulla, öğretmenlerle, ödevle ilişkilendirerek kitap almama izin verilirdi. Bu nedenle çocuklukta takip ettiğim ne kitaplar vardı ne de çocuk dergileri… Çocuk dergileri okuyan bir kuşak değildik biz. Ne var ki kendi çocuklarım olduktan sonra ilk eksikliğini hissettiğim olay çocuk kitapları ve çocuk dergileri oldu. Çocuklarıma ne okutacağım sorusuyla karşı karşıyaydım. Ülkemiz ise bu konuda son derece yetersiz yayınlarla doluydu. Oysa çocuk yayınları ayrı bir özen, dikkat ve çaba isteyen bir yayıncılıktır. Önce kitapları ben okuyor sonra çocuklarıma okutuyordum. Çünkü o dönemde ne nitelikli çocuk yayınları ne de çocuk edebiyatı yayınları vardı. Bu anlamda çocuk edebiyatının, çocuk dergilerinin bir çocuğun yetişmesinde hayati bir önemi olduğunu düşünüyorum. Bilgilendirme, eğlendirme, zevk verme, çocuğu hayata hazırlama, ruhsal gelişimine yardımcı olma, merak ve heyecan duygusu verme bu edebiyatın, yayınların temel ilkeleri. Örneğin çocuk hikâyeleri, çocuğu yönlendirmek, biçimlendirmek, hayatı doğru (ya da istediğimiz gibi) algılamasını sağlamak amacıyla kurgunun (fiction) devreye sokulmasından ibaret. Çocuğun imgesi safiyettir, bozulmamışlıktır. O her şeye itirazsız inanır. Anlatılan hiçbir şey çocuğu şaşırtmaz. Yazarın kurduğu dünyaya okurunu inandırması için bir çaba sarf etmesi gerekmez. Hayvanlar konuşur, eşyalar konuşur, güneşe gidilir, görünmez olunur. Bütün bunları büyüklere inandırmak güçtür ama çocuk bunlara hayret bile etmez. Çünkü muhayyilesi daha geniştir, sınırsızdır. Bu anlamda çocuk kitapları, dergileri çocuğu çabuk, hızlı ve derin etkiler.
İşte tam de bu nedenle çocuk dergilerinin çocuğun yetişmesinde önemi büyüktür. Bu dergiler iyi seçilmezse çocuğu olumsuz etkilerken, iyi bir çocuk dergisi çocuğu hayata hazırladığı gibi ona estetik bir zevk kazandırır, okuma kültürü aşılar.
Hafta sonu okumamız için öğretmenimiz dergiler dağıtırdı
Çocukluğumuzda abone olduğumuz bir dergi yoktu. Çocuklar için bir derginin varlığından bile haberdar değildik. Takdir edersiniz ki Anadolu’nun tam orta yerinden, küçük bir ilçeden yetişiyorduk. Elimizi attığımızı bulma şansımız pek olmuyordu. İlçe kütüphanesi, hükümet konağının bodrum katındaydı ve sadece ismini duyuyorduk. Okulların kendi çaplarında kütüphaneleri vardı ama öğretmenlerimizin denetimindeydi. Kitap, dergi bizler için cıs’tı. Lâkin okuma aşkımız had safhadaydı. Hafta sonları öğretmenimiz bizlere dergi dağıtır, pazartesi sabahı yeniden toplardı. Bu dergileri okumaz, adeta yutardık. En azından ben öyleydim. Mahallede aynı sınıfta olduğumuz arkadaşlarınkini de sabredemez alır, okur, geri verirdim.
Küçük hikâye kitapları ile dergileri öğretmenimizin elinde görünce sevinçten yerimde duramazdım. Doğan Kardeş ve Yavrukurt dergileri idi isimleri aklımda kaldığı kadarıyla. Doğan Kardeş’i daha çok severdim. (Bilirsiniz, Doğan Kardeş’in hazin bir de öyküsü vardır. Kazım Taşkent, İsviçre’de çığ altında kalıp, cenazesi bulunamayan oğlu Doğan’ın adının yaşatılması için bu dergiyi çıkartmış, Doğan Kardeş kitap serisini çıkarmıştı.) Ara sıra bankada çalışan bir tanıdığımızın vasıtasıyla banka tarafından çıkarılan çocuk dergilerinden elimize geçenler olurdu. Dayıları öğretmen olan bir komşumuz vardı, onların ansiklopedileri, çeşitli kitapları vardı, onlardan yararlanmaya çalışırdık.
Bu dergiler, bu kitaplar beni okuma aşkıyla doldurdu. Çok sevdim, hep sevdim. Halen o okuma aşkım canlılığıyla duruyor. Sık sık Allah’a dua ediyorum; gözlerimi ve akıl sağlığımı korusun, okuyabileyim, okuduğumu anlayabileyim, diye. Belki çocuk dergisi değildi ama dönemimizde Tarkan vs gibi çizgi roman şeklinde dergiler de mevcuttu. Onların bir kısmında çocuklar için çizgi romanlar olduğunu hatırlıyorum. O kahramanların giysilerinden yaşadıkları evlere, isimlerinden bahçelerine kadar örnek aldıklarımız oluyordu. Çocuk dergilerinin okuma aşkını canlandırdığını düşünüyorum. Bizim dışımızda kendi çocuklarımızda da bunu gözlemledik. Uzunca bir süre Türkiye Çocuk Dergisi’ne abone olduk. (Daha geçen yıla kadar da koliler içinde saklıyordum. Yeni bir eve geçince, pek çoğunu, -değerlendireceğine inandığımız- bir kitapçı dostumuza verdik. Köy okullarına gidecek paketlerin içinde yer aldı.) Okuduk, okumasak da yazdık; çocuk dergilerinden uzak durmadık. Eşimin pek çok çocuk şiiri bu dergide yer aldı. Bendenizin mesela Somuncu Baba Çocuk Dergisi’nde birkaç şiirim yer aldı, eşimin gene öyle. Bu dergiler olmalı. Anne babanın ihtiyacı kadar çocukların da ihtiyaç listesinde dergiler yer almalı. İçinde küçük hikâyelerinin, resimlerinin, fotoğraflarının, isimlerinin yer aldığı dergi, hangi çocuğu mutlu etmez ki! Bugünün genç yazarlarından bazılarının çocukken bu dergilerde yazılar yazdığını öğreniyoruz. Mektup yarışmalarında, anne, Çanakkale gibi belli başlığı olan konularda bu dergilerde derece alıp da bugün kitapları yayınlanan yazarları biliyoruz. Zirveye de böyle böyle küçük adımlarla çıkılıyor. Telefon ve televizyon âleminin, hayatımızın büyük kısmını doldurduğu günümüzde, çocuk dergilerinin maharetle yoluna gidiyor olmasını ayakta alkışlıyorum.