Çok tartışılan bir konu: dinin geleceği

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Ali Köse Dinin Geleceği adlı kitabında Batı toplumlarında inanç dünyasındaki değişimi yapılan araştırmalardan yola çıkarak yorumluyor. Köse, “21. Yüzyılda zamanın ruhu, dinden ziyade sekülerleşmeyi hatta dine tümüyle lakayt kalan ortamları besleyen bir yönelim içermektedir” değerlendirmesini yapıyor.

Arşiv.

SEMİHA KAVAK

Yeryüzünde binlerle ifade edilen din var. Tarihin ilk yıllarından bu yana insanlar doğaüstü gördükleri olaylar karşısında bazı şeylere tapınmış, ortakça oluşturdukları bu inançlar bir şekilde günümüze kadar ulaşmıştır. Her ne kadar insanlığa doğru yolu göstermek için Allah, Nebi ve Resulleri görevlendirmiş olsa da, ilahi buyruklar sınırlı coğrafyalarda etkili olabilmiş, bunun dışında kalan coğrafyalarda ilkel inançlar varlığını sürdürmüş ve bir şekilde ileriye taşınabilmişlerdir.

Din adı altında tanımlanan bu olgular zamanla değişime uğramış, her inanç ekolü kendi içinde ayrımlara uğrayarak değişimler yaşamıştır. Bu değişim bir tür yenilenme, reform olarak kendini kabul ettirmiş, eskiyle yeninin çatışmasına da yol açmış, sonuçta iç dinamizm sayesinde dinler ilerleyen çağla birlikte kendine yeni alanlar açmayı başarabilmiştir.

Dinlerin toplumlar üzerindeki etkisinin bugüne kadar gelebilmesi gelişmeler karşısında kendini yenileyebilme ve toplumsal gelişmeye uyumlu bir seyir izlemesiyle açıklanabilir. Aydınlanma çağı Batı’da kilise hakimiyetini sonlandırıp, Hıristiyanlığın toplum içindeki etkisini kırıp, dini etkisiz hale getiren ideolojilerin öne çıkmasına imkan sağlamış olsa da, zamanla din Batı’da yeniden kendine bir zemin bulabilmiştir.

AVRUPA’NIN DİN ALGISINI TARTIŞMAK

İslam dünyasında Batı’da olduğu gibi dine karşı büyük çaplı tepkilerin oluşmaması ideolojilerin etkisini kaybettiği yarım asır öncesine yakın dönemlerde islâma olan ilgiyi artırmış, bu dönemde islam bir ideoloji olarak yükselmeye başlamıştır. Ancak, hızla yayılan küreselizm ve digital çağ kendi ideolojisini de beraberinde taşıyarak dinleri yeniden büyük bir tartışmanın içine sokmuştur. Baş döndürücü şekilde gelişen teknolojiler ve hızla dolaşıma giren bilgiler zamanla din ile toplum arasındaki bağın zayıflamasına yol açmıştır.

İşte bu noktada birçok düşünür, dinlerin geleceği hakkında çeşitli yorumlar yapmakta. Bu doğrultudaki yazı ve kitaplarıyla tanıdığımız Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Ali Köse de son kitabında bu konuyu enine boyuna ele almış.

Ali Köse “Dinin Geleceği” adlı kitabının ilk sayfasında “Bu kitap, 21. Yüzyıl din olgusunu Batı ülkeleri ekseninde incelemektedir. Batı’nın din serencamını sosyal, kültürel ve tarihsel bağlamda değerlendirerek geleceğe yönelik projeksiyonlarda bulunmaktadır.” sözleriyle karşılaşıyoruz. Köse: “Bunun nedeni belli: Batı’nın yaşadığını dünyanın geri kalanı, zaman farkıyla yaşıyor.” sözleriyle bu konunun islâmı da içerdiğini anlatmak istemiş.

Kitap konuyu islam tartışmalarının dışına taşıyarak ele alsa da, aynı zamanda islamı da ilgilendiren bir konu olması nedeniyle kitabın bu çevrelerce bir tartışma oluşturması kaçınılmaz. Zira, kitabın içeriği, ele aldığı konular ve bıraktığı izlenimler bu tartışmalara yol açabilecek türden şeyler.

Ali Köse, “Dinin Geleceği” adlı eserinde Batı’da yapılmış olan birçok araştırmadan yola çıkarak dine ilginin azaldığını, bunun gelecekte daha büyük bir kırılmaya yol açacağını belirtirken, 2012’de yazdığı bir yazıda dinin yükselişiyle ilgili verdiği Amerika örneğinin bugün nasıl olumsuz bir noktaya geldiğini anlama açısından oldukça önemli; “Aydınlanma teorisyenlerine göre insanoğlu Aydınlanma Çağı’nda sekülerleşme trenine binecek ve dinsizlik durağına doğru ilerleyecekti. Teknoloji ilerledikçe modernleşilecek, modernleştikçe din yok olacak ve sonuçta insanlar tabiatüstüne yönelik inançları terk edeceklerdi. Hatta bunun için tarih bile vermişlerdi. Verdikleri nihai tarih 20. yüzyılın sonuydu. Ama 21. yüzyıla girilirken hiç de öyle olmadığı görüldü. Bugün Amerika dünyanın teknolojiyi en üst düzeyde kullanan ülkesi, ama aynı zamanda dünyanın en dindar ülkelerinden. Haftalık kiliseye gitme oranı yüzde 40’lar düzeyinde. Ülkede 300 bine yakın kilise var. Amerikan başkanları göreve başlarken hâlâ İncil üzerine yemin ediyor. Halkın yüzde 70’i kendini dindar olarak tanımlıyor.”

İNANÇTA BİR GERİLEMİ

Köse, bu kez henüz yazısının üzerinden on yıl gibi bir zaman geçmişken bu konuda yapılmış olan son araştırmalardaki verilerden yola çıkarak Amerika’daki değişimi gözler önüne seriyor: “Deseret-Marist 2022 yılı araştırmasına göre İncil’de anlatıldığı şekliyle Tanrı’ya inanan Amerikalıların oranı %54’e düştü. Tanrı’ya değil ama manevi bir güce inananların oranı %15 oldu. Tanrı’nın varlığından şüphe duyanların, ahlaklı olmak için dine gerek olmadığını düşünenlerin oranı yükseldi. Çocuklarına din öğretenlerin ve ateistlere olumsuz bakanların oranı düştü. Her üç genç Amerikalıdan biri, “Dininiz nedir?” sorusuna, “dinim yok” cevabını verdi. Kilise üyeliği tarihte ilk kez %50’nin altına indi. 18-29 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin %70’i İncil’de anlatılan Tanrı’ya inanmadıklarını söyledi. Araştırmanın şu tespiti belki de gelecek yansımasının özetiydi: “Gençler arasında inanç ve ibadetler düşüşte; ne kadar gençseniz, Tanrı’ya inanma veya düzenli olarak ibadet etme ihtimaliniz o kadar az. Ne kadar gençseniz kendinizi spiritüel olarak tanımlama ihtimaliniz o kadar az. Şimdiye kadar Amerika sekülerlik konusunda Avrupa kadar meşhur değildi ama artık Avrupa ile yarışmakta” (Dallas 2022; Graham 2022). Hatta bazı konularda Avrupa’dan daha seküler hâle geldi. Mesela evlenmeden çocuk sahibi olma oranı, Avrupa’dan daha yüksek (Eberstadt 2013: 175).”

Köse, bu değişimleri başta sekülerliğin gelişmesi ve zamana uygunluk olarak değerlendirmekte.

“Hülasa, 21. Yüzyılda zamanın ruhu, dinden ziyade sekülerleşmeyi hatta dine tümüyle lakayt kalan ortamları besleyen bir yönelim içermektedir.”

Kitabın ilerleyen bölümünde yeni din arayışları, dinler arasındaki geçişkenliğin artması gibi konuların yanı sıra bilim, teknoloji ve din ilişkileri yapılan araştırmalar ışığında irdeleniyor. Değişimle birlikte ortaya çıkan yeni olguların geleneksel din anlayışına etkileri ele alınıyor. “Din teknoloji karşısında hep savunma pozisyonunda , ama söz sahibi olmak istiyor. Söylemler üretiyor ama karşılık bulmuyor, güne uymuyor”

Kitabın son bölümü ise Transhümanizm konusuna ayrılmış. İnsanların fiziksel ve bilişsel yeteneklerini artırmak, hastalıkları yok etmek, insanın ömrünü uzatmak ve hatta ölümsüzlüğünü sağlayabilmek için teknolojiden yararlanılması gerektiğini savunan bir düşünce ekolü olan transhümanizmin hedefi üstün insan oluşturmak. Kitabın bu bölümünde günümüz düşünürlerinin yanı sıra distopik öngörüler de ele alınmakta. Ayrıca, bu konu üzerinden gelecekte dinin nasıl şekilleneceği, var olup, olamayacağı konuları kitapta uzunca yer bulmakta.

Ali Köse, “Dinin Geleceği” adlı eserinde Batılı düşünürler üzerinden dinin geleceğini ele alırken aynı zamanda yaptığı kişisel değerlendirmeler ve yorumlarla konuyu islâmı da içerecek şekle dönüştürüyor. O nedenle keşke bu alanda Türkiye’de yapılmış araştırmalar da kitapta yer alabilseydi. Böylece, bu konu daha canlı ve daha cesurca tartışmaların da önünü açardı.