İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Atatürk Kitaplığı, nitelikli ve özel koleksiyonları açısından yerli ve yabancı araştırmacıların tercih ettiği önemli bir kütüphane. Osmanlıca matbu kitaplar ve süreli yayınlar, yazmalar, yabancı dillerde nadir kitaplar, haritalar, kartpostallar, salnameler, takvimler ve kişi evrakı gibi nadir eserler burayı özel kılmakta. Araştırma merkezi ve halk kütüphanesi olarak hizmet veren bu kurum, son zamanlarda uygulamaları ve yeni hizmetleriyle adından sıkça söz ettirir oldu. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kitaplığı'nda bulunan ve 28 Şubat döneminde çöpe atılan Sultan Abdülhamid'e ait binlerce nadir eserin bir bölümü geçtiğimiz aylarda Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın finans desteğiyle, kütüphane müdürü Ramazan Minder' tarafından sahaflar ve koleksiyonerlerden satın alınarak bu kitaplığa kazandırılmıştı. Yine geçtiğimiz yıl “Hiç kapanmayan kütüphane” sloganıyla 7 gün 24 saat hizmet veren ilk ve tek kütüphane olma özelliğine sahip. Günün her saati yoğun olan kütüphane, özellikle sınav zamanlarında önündeki uzun kuyruklar ve gece ikram edilen çorbasıyla meşhur oldu. Kütüphanede sabahlayan öğrencilerle konuşmak, gece yarısında dağıtılan çorbayı birlikte yudumlamanın keyfini tatmak ve kütüphaneyi yakından tanımak için Atatürk Kitaplığı'nın bir gece misafiri olduk.
EVDE DUVARLAR BİLE RAHATSIZ EDİYOR
Taksim'den Gümüşsuyu'na inen yol üzerinde bulunan kütüphane önünde, gün geceye döndüğü için kuyruk yok. Öğrencilerden bir kısmı hava almak için boğaz manzaralı avluya çıkmış. Kimi sohbet ediyor, kimi de yanında getirdiği azığını arkadaşıyla paylaşıyor. İçerideki okuma salonları çalışma salonu olmuş. Çantalar, test kitapları, kalemlikler, su şişeleri ve leptoplarla kaplı masalar, hummalı bir şekilde ders çalışan öğrencilerle çevrelenmiş. Masanın birine yaklaşıp sessizce selam veriyoruz. İstanbul Üniversitesi öğrencileri Özgür Altınbaş ile Onur Kanbur ve Mimar Sinan Üniversitesi'nde okuyan Eray Morgül vize sınavları için hazırlanıyor. Niye evde olmadıklarını soruyoruz. “Burası daha iyi. Rahat ve huzurlu” diyor Özgür Altınbaş devam ediyor: “Evde rahat çalışamıyoruz. Dikkatimizi dağıtan çok şey oluyor. Belli bir müddetten sonra konsantremiz bozuluyor, duvarlar bile anlamlı hale gelmeye başlıyor. Burada dikkatimizi dağıtacak hiçbir şey yok. Birbirimize bakarak çalışma azmimiz de artıyor.” Mimar Sinan Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nde okuyan Eray Morgül, huzur içinde ders çalışmak için plânlı bir şekilde buraya geldiğini söylüyor. “Eksik olan bir şey var mı?” şeklindeki sorumuzu da, “Her şey tamam. Çay, çorba bile var ama bizim derdimiz keyif içinde ders çalışmak. Çorba bahane, kütüphane şahane” şeklinde cevaplıyor.
KÜTÜPHANENİN BÜYÜSÜNE KAPILIYORUZ
Yan masada üniversiteye hazırlananlar lise mezunları var. Ayşem Hün ve Arzu Kılıç'ın üçüncü gelişleri ve sabahlayacaklarını söylüyorlar. Onlara göre de evde çalışmak verimli değil. Sessiz ve sakin olan, duvarları kitaplarla donatılmış bu mekân motive edici oluyor, isteksiz olanı bile ders çalışmaya özendiriyor. Ders çalışan öğrencileri daha fazla rahatsız etmemek için kitaplarla dolu raflara yöneliyoruz. A. C. S. Peacock tarafından yazılan, Zeynep Rona tarafından Türkçe'ye çevrilen Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu adlı kitap ilgimizi çekiyor. Burası bizi de motive ediyor ve boş bulduğumuz sandalyeye oturup sessizlik içinde sakin bir yolculuğa çıkıyoruz. Çünkü hiçbir aracın bizi bir kitap kadar uzaklara götüremeyeceğini biliyoruz. Selçuk, Arslan, Çağrı, Tuğrul ve Kutalmış oğlu Süleyman beylerle Maveraünnehir, Harezm, Merv, Horasan ve Nişabur'da gezinirken, kütüphane görevlisinin “Çorba geldi” uyarısıyla kendimize geliyoruz. Saat gecenin 2'si. Elimizdeki kitap bitmek üzere. Pratiğini de yaptığımız için öğrencilerin neden saatlerce kuyrukta bekleyip burada ders çalışmak istediklerini daha iyi anlıyoruz. İBB lojistik merkezinin mobil çorba büfesi avludaki yerini almış. İlk müşterisi, buranın müdavimlerinden olan bir evsiz. Güvenlik görevlisinin söylediğine göre her akşam geliyor ve kütüphanede sabahlıyormuş. Öğrenciler ve okuyucular çorbalarını çaylarını içip tekrar içeri giriyor. Biz de çorbamızı yudumladıktan sonra vedalaşarak ayrılıyoruz.
7/ 24 Açık olan tek kütüphane
İBB Kütüphaneler ve Müzeler Müdürü Ramazan Minder, Atatürk Kitaplığı'nın, nitelikli kaynaklara sahip olması hasebiyle asıl hedef kitlesinin araştırmacılar olduğunu söylüyor. 1928 Harf Devrimi öncesi tüm kaynaklarının sayısal ortama aktarılması ve internetten hizmete sunulması nedeniyle yerli ve yabancı araştırmacıların çalışmalarını artık bulundukları yerden yapabildiklerini anlatan Minder, “Bunun yanında gençler, kütüphaneyi daha çok etüd merkezi gibi kullanmaya başladılar. Eylül 2015 tarihinden beri 24 saat hizmet vermekteyiz. Kurumumuz, 7 gün 24 saat hizmet veren ülkemizin ilk ve tek halk ve araştırma kütüphanesidir. Kütüphanemiz günün her saati yoğundur. Bu yoğunluğun önemli bir sebebi Taksim'de bulunması ve 24 saat açık olmasıdır. Türkiye'deki kütüphanelerin mesai saatleri içerisinde çalışması, akşam ve hafta sonları kapalı olması okuyucularımızın haklı şikayetlerine sebep olmaktadır. Bu nedenle İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğümüze bağlı diğer 20 adet kütüphanemiz de hafta içi 20;00'a kadar açık olup hafta sonları da akşam 18;00'a kadar çalışmaktadır.” diyor.
Kütüphaneler sosyalleşme Mekanlarıdır
Dünyada modern kentlerin en önemli ve prestijli mimari yapılarırının kütüphane binaları olduğuna dikkat çeken Ramazan Minder, günümüzde kütüphanelerin aynı zamanda sosyalleşme mekanı haline geldiklerini anlatıyor: “İşlev olarak kütüphaneler, bilgiye erişim hizmeti yanında özellikle gençlerin buluştuğu, vakit geçirdiği ve sosyalleştiği mekanlardır. Kütüphanelerin bu işlevlerinden olumlu anlamda faydalanabilirsek kentte yaşayan bireylerin eğitilmesi, kentlilik bilincinin yaygınlaştırılması, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulması gibi bir çok faydayı buralardan sağlayabiliriz.”
En önemli projemiz şehir kütüphanesi
8500 yıllık tarihi geçmişinde üç imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul›un mutlaka prestijli bir şehir kütüphanesi olması gerektiğini belirten Minder, bunun nedenlerini de şöyle açıklıyor: “İstanbul; 15 milyonu aşan nüfusu, sahip olduğu coğrafi konumu, Karadeniz ve Akdeniz'e ulaşım akslarının üzerinde olması, Marmaray vasıtasıyla Pekin'i Londra'ya bağlaması, üçüncü havaalanıyla tüm dünyaya malların ve insanların nakli konusunda stratejik bir konuma sahip olması gibi birçok avantajlarıyla yükselen marka bir şehirdir. 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul, aynı zamanda ülkemiz ekonomisinin başkenti. Asya kıtasını Avrupa'ya bağlayan ana aks üzerindeki İstanbul; Dünya'nın Kuzey-Güney ve Doğu-Batı yönlerinin de tam ortasında yer almaktadır. İstanbul, bu ticari avantajını kültürün, sanatın ve bilimin de üreticisi ve taşıyıcısı olarak kullanma potansiyeline sahip. Tarihi İpek Yolu güzergâhında yer alan İstanbul, ticari emtianın bir dağıtım merkezi olduğu gibi kültür ve sanatın da buluşma ve dağılım merkezi olma özelliğine sahiptir. Bütün bu potansiyellere sahip İstanbul'un bir Kent Kütüphanesi'nin olmaması üzüntü vericidir. İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü olarak İstanbul'da bir Kent Kütüphanesi kurulabilmesi için öncelikle paydaşların fikirlerini toplamak amacıyla 2015 yılı sonunda Sapanca'da iki gün süren bir çalıştay düzenledik. Bu çalıştayımıza yazarlar, kütüphane profesyonelleri, yayıncılar, sahaflar ve STK temsilcileri katıldı. Verimli bir çalıştay sonunda ortaya bir rapor çıktı. Bu rapor paydaşlarımızla paylaşıldı, İBB üst yönetimine iletildi. Kent Kütüphanesinin kurulması noktasında gerek yönetim kademesinde gerekse de toplumda bir fikir birliği söz konusudur. Bu başlangıç için önemli olup yeterli değildir. Kütüphanenin yeri konusunda, karar vericilerin kararı sonucunda bir an önce işe başlamak gerekiyor. Şahsi kanaatim bu kütüphanenin 50 milyon bir dermeyi içerebilecek bir potansiyele sahip olmasıdır. Bu kütüphane sadece İstanbul'un değil Türkiye'nin prestiji olma özelliği taşımalıdır. Umarım yakın bir gelecekte İstanbul'a ve Türkiye'ye yakışır bir Kent Kütüphanesini açmış oluruz.”