Dağlarca: İçinde 'şiir hayvanı' taşıyan şair!

Allah'ın takdiri ayrı husus ama, öyle sanıyorum ki, Dağlarca, biyolojik ömrünün uzunluğunu büyük bir ihtimalle şiire borçludur. Sanki, şiir yazdıkça ömrü uzamış/uzayacak bir şairdir. Ve elbette, "yazarken daha yaşamalı olma"sı bundandır..

İhsan Deniz
Dağlarca: İçinde 'şiir hayvanı' taşıyan şair!

Fazıl Hüsnü Dağlarca, 74 yıllık yazı hayatı boyunca yayınladığı 138 kitap düşünüldüğünde, Türk edebiyatının yaşayan en 'üretken' imzası olma başarısını –şimdilik– kimseye kaptırmayacak gibi görünüyor. Allah uzun ömürler versin, üstad bugün 94 yaşında ve küçük bir hesap yaptığımızda, karşımıza, doğrusu insanın inanmakta güçlük çektiği bir tablo çıkıyor: Neredeyse her yıl iki kitap çıkarmış!

Allah'ın takdiri ayrı husus ama, öyle sanıyorum ki, Dağlarca, biyolojik ömrünün uzunluğunu büyük bir ihtimalle şiire borçludur. Sanki, şiir yazdıkça ömrü uzamış/uzayacak bir şairdir. Ve elbette, "yazarken daha yaşamalı olma"sı bundandır..

Düşünüyorum da; o azim, o kararlılık, o enerji, o coşku, o çaba, o hırs, o doymak bilmeyen yazma iştahası: Tek kelimeyle, Müthiş!

EN İYİLER İÇİNDE FARKLI BİR 'İYİ'

Kendi ifadesiyle "İki üç günde bir şiir yazıyorum" tespiti dikkate alındığında, esasen, söz konusu inanılmaz rakama ulaşmak kolay gibi gelebilir. Oysa, şairler bilir ki; bir şairin hayatı boyunca iki-üç günde bir şiir yazması hiç de olağan bir akış değildir.. Daha doğrusu, belli başlı nitelikleri koruyan, estetik kaliteyi gözeten, sahih olandan uzak düşmemek kaygusuna sahip 'iyi' bir şairin iki-üç günde bir şiir yazıp altına 'imza' atarak yayınlaması, pek nâdirdir..

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk şiirinin 'en iyiler'i arasında sayılır hep. Öyledir! Düşünün; 7 yaşından itibaren hayatını şiire adamış, on binden fazla şiir kaleme almış, hakkında 15'e yakın kitap yazılmış, 50'den fazla kitabı yabancı dillere çevrilmiş bir şair var karşımızda.. "Dağlarca" deyince şiirin ve şairin; "Dağlarca" deyince Türkçe'nin, Türk dilinin verim ve zenginliğinin akla gelmesi boşuna değil! Dağlarca ömrü boyunca tabiî olanın, töz/cevher hâlinde bulunanın, soluk alıp verenin, soyutla somutu cem edip bütünleştirmenin şiirini yazdı. O, 2005 yılında dediği gibi, eserleriyle "kule yapmayı" hedeflemiş ve bunu başarmış bir şairdir.

ŞİİRİN KADERİ ŞAİRİN KADERİNİ BELİRLER

Şiirlerin olduğu kadar, şiir kitaplarının da bir kaderi vardır elbette. Bir şairin çıkardığı bütün kitaplarının aynı derecede 'başarılı', 'kaliteli' olması mümkün değildir. Üstelik buna gerek de yoktur! Kimi öne çıkar, kimi geride kalır ve bazen de unutulur-girer.. Bazı şiirler veya bazı kitaplar, bazı 'iyi' şiirlerin veya bazı 'iyi' kitapların doğup gün ışığına çıkması için yazılmıştır sanki. Şiir çevrelerinin bildiği bir şeyi tekrar edecek olursak; genellikle bir şairden geriye üç-beş 'iyi' şiir kalır ve zaten o şiirlerle anılır şair.. Evet, şairin başarısı da böyle bir şeydir veya işte 'bu kadar'dır! Ve şair, belki de sadece o üç-beş şiir için bir ömür boyu çalışır, didinir, yazar-yayınlar..

Çıkardığı 100'den fazla şiir kitabı içinde, Dağlarca'yı "Dağlarca" yapan şiir kitabı, hiç kuşkusuz "Çocuk ve Allah" adlı eseri olmuştur. Hem Dağlarca'nın, hem de Türk şiirinin 'şaheser'leri arasında haklı bir üne kavuşmuş olan bu kitabın çok okunup sevilmesi ve benimsenmesinin sebebi sorulduğunda şöyle diyor şair: "İki büyük boyutu yan yana getirmem, kitaba bir gerçeklik katmıştır. Çocuk gerçeği ile Tanrı gerçeği orada birbirini kucaklamıştır." Dağlarca, cevabın devamında, şiir kitaplarının 'kaderi'ne atıfta bulunmayı da ihmal etmiyor ve "Çocuk ve Allah" için, "Eski bir söz var ya, hep söyleriz. 'Neylerse güzel eyler' deriz. Öylesine bir anlatım olmuştur" vurgusunda bulunuyor. (Kitap Zamanı; Sayı: 13, 5 Şubat 2007) Bu bağlamda, "Çocuk ve Allah"ı veya örneğin "Asû"yu düşündüğümüzde, yayınladığı 100'den fazla şiir kitabının aynı ilgiyi görmemesi normal karşılanmalıdır. Kaldı ki, Dağlarca, on binden fazla şiire imza atarken, yüzlerce şiiri de 'fire' hânesine yazılmıştır doğal olarak. Hani, "Çok söz yalansız olmaz" derler ya; bu kadar çok şiir yazan/yayınlayan bir şairin de kimi zaman 'zayıf', 'sıradan', hatta 'kötü' şeklinde nitelendirilebilecek şiirlerinin varlığı garipsenmemelidir. Ne ki o, 'iyi'si ve 'kötü'süyle 'bütün' bir Dağlarca'dır; şiir çizgisiyle Türkçe'ye çaplı/hacimli, ilginç varoluş işaretleri taşıyan bir 'şair dünyası' sunmuştur.. Budur önemli ve öncelikli, değerli ve anlamlı olan..

'ŞİİR HAYVANI'

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın yeni çıkan 138'inci kitabı, "İçimdeki Şiir Hayvanı" başlığını taşıyor ve son bir yıldır yazılmış şiirlerin bir bölümünden oluşuyor. İlk duyduğumda, şiire ilişkin poetik metinleri hâvî bir kitap başlığı hissi uyandı bende. Şiirmiş! Bana kalırsa, şiir kitabı ismi için yaban, ayrıksı, soğuk bir başlık! Oysa, kitabı okurken gördüm ki; Dağlarca, bu kitaptaki şiirleri kaleme alırken, insanın ve daha özel ölçekte şairin tabiatına, iç dünyasına, gözlem ve izlenimlerine, eşyayla ilişkisine dair sahip olduğu kimi his, algı ve fikir bütünlüğünden yola çıkmış. O bakımdan, kitaptaki "şiir hayvanı" ana teması, hemen hemen bütün şiirlerin hem kaynağı, hem sürdürücüsü, hem de bir bakıma neticesi olmuş. Dağlarca şiirinin belli başlı damarlarından olan tabiat-insan, bitki-hayvan-insan çelişkisi/bütünlüğü, bu ilişkinin doğurduğu problematik alanlar, düğümlenmeler/ayrışmalar ve bütün bunlara yönelişte felsefî kökenleri haiz duyumlama biçimleri söz konusu kitabın da asıl dokusunu, zeminini ve nedenselliğini oluşturuyor.

Dağlarca, aynı anda hem bilge hem de bir çocuk gibi sorular soruyor, cevaplar arıyor ve içindeki 'ısı'yı kollayarak, keşfettiklerini anlamlandırmaya çalışıyor.. 'Usta' bir şair olarak, Türkçe şiire yeni tadlar katıyor..

TÜRK ŞİİRİNİN YIKILMAZ BURCU

Fazıl Hüsnü Dağlarca, şiire ilgi duyan, şiir yazan hemen herkesin mutlaka okuduğu, takip ettiği, yararlandığı bir isim. Öte yandan, söz konusu yönelişin, birçok şair nezdinde örneğin 'büyük kapı' anlamı taşıdığı söylenebilir mi, bilemiyorum.. Takipçileri elbette var. Ancak bu olgu, Türk şiir geleneğinde görmeye alışık olduğumuz sıkı birliktelikleri veya rûh akrabalıklarını yeşertecek denli kapsamlı, kuşatıcı, derinlikli değil. Bu bağlamda, Fazıl Hüsnü Dağlarca 'yalnız' bir şair! Bunda, şairin ta en başından beri belli-başlı şiir akımlarının/kuşaklarının müntesipliğine soyunmamasının da elbet payı var.

94 yaşında, hâlâ tek başına, 'yalnız', sahici, vakur, içtenlikli.. Şiir kalesinde yükselmiş bir burç gibi Dağlarca..