Dağların ve yeşilin büyülü dünyası Artvin

Siz de deniz-güneş-kum üçgeninden sıkıldıysanız rotanızı Artvin'e çevirin. Doğa turizmi zenginliğiyle öne çıkan Artvin, doğal güzellikleri, tarihi eserleri ve alternatif turizm çeşitliliği ile sizi bekliyor.

Hacer Duygu Akkaya
Dağların ve yeşilin büyülü dünyası Artvin

Artvin'e yolculuğum ilk Hopa'da başladı. Hopa'dan Artvin'e 2 saatlik çok güzel bir yolculuk gerçekleştirdim. Arabada giderken camı sonuna kadar açıp, büyülenmiş bir vaziyette sürekli derin derin nefes alarak o tertemiz oksijeni içime çektim. Hopa-Artvin arası görülmeye değer en güzel doğaya sahip bir kısım. Yeşili bol ulu dağlar sizi büyülüyor ve ulu dağların içinden sürekli yukarılara doğru bir yolculuk yapıyorsunuz. Yollar çok dar ve aşırı virajlı, ayrıca gidiş dönüş aynı yoldan tek şeritli. Artvin merkeze yaklaştıkça bitki örtüsü değişiyor ve yeşillik hakimiyetini kaybediyor. Yüksek dağlarla çevrili Artvin'in merkezi bu dağların yamacında kurulu, yani merkeze ulaşmak için keskin virajları döne döne dağa çıkıyorsun. Artvin'de nereye giderseniz gidin yollar tek ve gidiş dönüş aynı yoldan hep. Bu bana çok tehlikeli geldi ama orada yaşayanlar bu duruma çoktan alışmış bile… Yeşili bol bir yer hayal ettiğim Artvin'e indiğimde beni en çok şaşırtan bitki örtüsü oldu. Yeşillik yönünden fakir olan Artvin'de daha çok Akdeniz iklimi ve maki bitki örtüsü göze çarpıyor. Bunun nedeni ise içinden geçen Çoruh Nehri ve hemen hemen şehrin her yerinde uzun zamandan beri devam eden HES (Hidroelektrik Santrali) projesi şantiyeleriymiş. Şehir ve ilçeler arası bütün yollarda HES projesi uygulamaları görmek mümkün. Şehir delik deşik olmuş adeta, nereye giderseniz gidin her yerde karşınıza yol, viyadük, tünel, köprü ve HES çalışmaları çıkıyor. Her yer toz duman, şehirden uzaklaşmadıkça temiz hava almak mümkün değil, bu da şehrin görüntüsünü ve iklimini çok bozmuş.

Geldiğim ilk gün Artvin'in yağmuruna tanık oldum. Çok şiddetliydi gerçekten, biraz ürktüm. Akşamüzeri Artvin'le özdeşleşen Kafkasör Yayla Şenlikleri'nin yapıldığı Kafkasör Yaylası'na gitmek için dışarı çıktığımda sanki hiç yağmur yağmamış gibi her yer kupkuruydu; yamaç olduğundan bütün sular akıp gitmişti. Yaylaya çıkmak için yine keskin virajları döne döne şehrin dışına doğru yol alıyoruz. Hava kararıyor. Şehre hakim olan bir tepede durup, şehrin gece görüntüsüne bakıyoruz, şehir aynen yanan bir dağı andırıyor bana. Sonra Kafkasör Yaylasına doğru yola devam ediyoruz. İşte hayal ettiğim yeşili bol ormanlara ulaşıyoruz. Orman o kadar büyüleyici ki yol boyunca önünüze kirpi, çakal vb. hayvanların çıkması mümkün. Kendimi Atari oyununda gibi hissediyorum, ama bu Atari değil gerçek, yol hiç bitmesin istiyorum. Ulu ormanların içinden geçen yolun sonunda yaylaya ulaşıyoruz. Yağmurdan sonra tertemiz bir hava karşılıyor bizi, biraz üşüyorum. Burada yayla şenliklerinin yapıldığı bir meydan ve boğa güreşlerinin gerçekleştirildiği bir arena var. Yayla ama gelenler için her şey düşünülmüş, ağaçların arasında piknik masaları, çocuk parkı, salıncaklar ve tuvaletler var. İsteyen çadır kurup, isteyen de buradaki ağaç evlerde konaklayabiliyor.

Şehir merkezinde yorulduğunuzda hamamdan bozma Hamam Türkü Evi'ne gidip değişik bir atmosferde dinlenmenizi ve yöresel yemekler tatmanızı öneririm. Özellikle yöreye has kahvaltı türlerini denemenizi, silör ve tamamen organik ürünlerden yapılmış guymak yemenizi tavsiye ediyorum.

Eğer Artvin'in taş yapılı eğreti duruşundan sıkıldıysanız, biraz şehir dışında kalan Borçka yolu üzerinde kendinizi atabileceğiniz mükemmel bir yer sizi bekliyor. Yüzbaşıoğlu Tesisleri. Burası öyle bir yer ki anlat anlat, yaz yaz bitmez… Bu konuda çok samimi ve iddialıyım. Artvin'e gidipte görmeden gelebileceğiniz birçok yer olabilir mutlaka, ama burayı kesinlikle ve kesinlikle görmeden gelmeyin… Özellikle tesis sahibi Metin Dikbaş'la tanışma şerefine nail olun ve kendisine çok dikkat edin; ondan öğreneceğimiz çok şey var çünkü… Eğer kendinize, eşinize ve dostunuza güzel bir sürpriz yapmak, hayatınızın en mutlu dakikalarını geçirmek isterseniz burası en doğru adres… Sevgili Artvinliler Artvin'de yaşayıp da burayı hala bilmiyorsanız çok şey kaybetmişsiniz ve kaybediyorsunuz demektir. Beni bir arkadaşım buraya götürerek sürpriz yaptı, sizde bir başkasına yapın. Ayrıca bu da benim size güzel bir sürprizim olsun…

Eğer vaktiniz varsa, Artvin'in bütün ilçelerini gezmenizi ve o meşhur yaylalarını görmenizi tavsiye ediyorum.

MURGUL

Bir gün sonra yolum Murgul'a düşüyor. Murgul, içinden dere geçen küçük, şirin bir ilçe. Yıllardır şehir içinde olan bakır fabrikasının şehir dışına taşınmasıyla birlikte bitki örtüsü daha yeni yeni kendini yeniliyor. Ayrıca burada halk HES'e çok karşı. Yıllardır bakır fabrikasından çektiklerini ve şimdide HES'le karşı karşıya olduklarını söylüyorlar. Şehir içinde bir tur attıktan sonra planımda olmayan bir köyde buluyorum kendimi. Burası Başköy! Burayı o kadar çok beğeniyorum ki bu gece burada konaklamaya karar veriyorum. Başköy'de toprak ve taşı bu mevsimde isteseniz de görmek mümkün değil, o kadar yeşil bir köy. Burada insanların geçim kaynağı fındık. Ayrıca kendilerine yetecek kadar sebze ve meyve de yetiştiriyorlar. Köyde fındıkları korumak için ilginç yöntemler de icat edilmiş. Her evden bahçelere ucunda tenekeler bağlı ipler uzanıyor, akşam odumu arada bir ipler çekilip bahçelerde teneke sesleri çıkartılarak fındıklar ayılar ve domuzlardan korunuyor. Gece olunca bahçelerde ateş yakılıp, erkekler tüfek eşliğinde nöbet tutuyor. Köy halkı çok sıcak, hiç yabancılık çekmiyorum. Burada her şey organik, yöresel yemekler eşliğinde hep birlikte geç saatlere kadar sohbet ediyoruz. Sabah elimde olmadan erkenden uyanıyorum. Burada isteseniz de geç kalkamazsınız, ne kadar geç yatarsan yat, havası o kadar temiz ki sabah erkenden uyanıyorsunuz. Bütün evler çok konforlu ve yemyeşil bahçe içinde, her zaman yemekler bahçede yeniliyor; sabah kuş sesleri eşliğinde bu güzel bahçede kahvaltı yapıyoruz hep birlikte. Sofrada her şey yöresel ve organik bana özel…

Ayrıca buraya gelmişken her yanı ormanlık alanlarla kaplı Başköy ve Kabaca köyleri arasında jip safari yapabilir, Damar Karagöl mevkiinde yürüyüşe çıkıp Ziyaret Dağı'nın oksijenini bol bol içinize çekebilirsiniz.

ARDANUÇ

Kanyonlarıyla ünlü Ardanuç'a giderken yol boyunca devam eden ulu kayalar ve derin vadiler insanı adeta büyülüyor. Yine yol hiç bitmesin istiyorum. Yukarı baktığınızda tepesini görmek mümkün olmayan kayaların dibinden geçerken yol boyunca çağlayan sular eşlik ediyor size. Artvin'in neresine giderseniz gidin özellikle eski yolda sürekli çağlayan suların size eşlik etmesi mümkün. Bu olay, bölgenin vazgeçilmesi adeta, burası gerçekten suyu bol bir yer. O yüzden bölge HES'lerin vazgeçilmez bir odak noktası haline gelmiş. Yeni yol yapımı çalışmaları nedeniyle bitki örtüsü de yer yer bozulmuş. Yol boyunca çağlayan suların eşlik ettiği derin vadilerden geçip şehir merkezine ulaşıyoruz. Ardanuç yeşili bol, meydanında ulu ağaçların olduğu şirin bir ilçe. Ardanuç'u çok beğeniyorum. Ulu ağaçların gölgesi ve yaprakların hışırtısı bile yetiyor insana. Kuruluşu çok eski tarihlere dayanan Ardanuç'ta birçok tarihi kale, cami ve kilise bulunuyor. Bunlardan Adakale, İskender Paşa Camii ve görkemiyle insanı büyüleyen Cehennem Deresi Kanyonu'nu görebilirsiniz. Yüzyıllardır ayakta duran İskender Paşa Camii'nin dışı artık bakımsızlıktan dökülmeye başlamış. Ahşaptan yapılma camii yine Artvin'e has özelliğiyle dışarıdan bakımsız ve içerisi son derece temiz ve görkemli. Kapısı kapalı olduğu için camından içeri baktığım caminin içinin büyük bir kısmını oluşturan işlemeli ahşaplar sapasağlam ve dışına inat tertemiz ayakta duruyor. Caminin bahçesinde durmak bile insana huzur veriyor. Ayrıca caminin bulunduğu bölge SİT alanı olduğun için insanlar emanet gibi duran evlerde bir çivi bile çakamadan hayat sürdürüyor.

Şehre gitmeden önce Cehennem Deresi Kanyonu'na girebilirsiniz. Çok iddialı bir yer. Göğe yükselen devasa bitişik kayaların içine doğru yol alıp biraz ürkebilirsiniz. Gittikçe merak uyandıran, haz alabileceğiniz sonra da içinden hiç çıkmak istemeyeceğiniz oldukça büyüleyici bir yer. Daha sonra Bilbilan Şelalesi'ne doğru yol alıp, yüksek yaylaları ve daha birçok doğal güzelliği bir arada görebilirsiniz.

YUSUFELİ

Yusufeli, İspir ve Barhal çayının Çoruh Nehri'yle birleştiği noktada karşılıyor bizi. Yusufeli'ye giderken yol boyunca Çoruh Nehri eşlik ediyor size. Bu yüzden yol boyunca yoğun bir şekilde devam eden yeni yol çalışmaları, köprü, viyadük, tünel ve daha birçok HES projesiyle karşılaşmak mümkün. Şu anda nehir kenarından geçen yol HES'ler dolayısıyla daha yukarı taşınıyor. Kısa bir süre sonra Çoruh Nehri kıyısından yolculuk yapmak tarih olacak yani; o zaman nehire ancak tepeden bakılacak. Şehre yaklaştığımızda nehire yakın yerleşim yerlerinin çoğu boşaltılmıştı. Yusufeli'nin de bu yüzden boşaltılacağı söyleniliyor. Şehir merkezi, üç koldan çağlayan nehirlerin aktığı küçük bir kasaba. Yusufeli'de suç oranı çok düşükmüş. Öyle ki esnaf akşam evine giderken hiçbir şeyini toplamadan sadece üzerine bir örtü örtermiş. İçinde ne olursa olsun arabaların camları açık, anahtar üzerinde bırakılıyor. Daha önce Erzurum'a bağlı olan Yusufeli'nin döneri ve cağ kebabı meşhur. Yöre insanının bir özelliği de sabahları kahvaltı yerine gidip döner ve cağ kebabı yemesi. Her köşesi başka bir güzel olan Yusufeli'de aktivite çok, yokkkk yok yani. İspir ve Barhal çayının birleştiği Çoruh nehrinin azgın sularında heyecanla rafting yapabilir, tarihi camii, kilise ve kalelerini gezebilir ve safariye çıkabilirsiniz. Daha sonra meşhur yaylalarına doğru yol alabilirsiniz. Yusufeli'ye gelipte konfor arayanlar için birde küçük ve konforlu bir oteli var. Barcelona Otel, ahşap ağırlıklı iki kattan oluşan, havuzlu çok şirin bir otel. Barcelona her şeyi bir arada sunuyor size, doğayı ve konforu birleştirmiş adeta.

Daha sonra yaylaya doğru yol alıyoruz. Yine yol boyunca buz gibi sularıyla deli gibi çağlayan dereler ve çaylar eşlik ediyor bize. Yol boyunca derelerin ve çayların üzerinden geçen teleferikler ve salma köprüler görmek mümkün. Bunlar özellikle kışın ulaşımın zorlaştığı dönemlerde erzak ve geçişin sağlandığı teleferikler. Yayla yolunda ilerlerken köylerin içinden geçiyoruz. Bunlardan bir tanesi de Barhal Köyü, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mimar Kadir Topbaş'ın doğduğu köy. Köy içinden geçerken Kadir Topbaş'ın evini de görüyoruz. Yayla yolunda ilerlerken orman içinde akan derelerde bile HES projesi çalışmaları görüyoruz. Bütün suları değerlendirmeye almışlar anlaşılan.

Yaylaya yaklaştığımızda karşımıza çıkan rengarenk çiçekler yaylaya geldiğimizi müjdeliyor bize. Yaylaya girişte ormanlar bitiyor ve uçsuz bucaksız yeşilin her rengine rastlayabileceğiniz dümdüz vadiler çarpıyor göze. Yaylada otlayan besili atlar, sık sık rastladığımız çeşmeler ve karşı dağlardan akan şelaleler eşliğinde Yaylalar Köyü'nün Olgunlar mahallesine kadar varıyoruz. Burada geniş yeryüzü, uçsuz bucaksız gökyüzü ve bir de sen baş başa kalıyorsun. Etrafta gördüğünüz her yer ot, dağlarda ağaç yok; onlarda ot ve çimle kaplı. Yerleşim yerinden gidebildiğiniz kadar uzaklaşıp akan suyun şırıltısında çimlere uzanabilirsiniz; göz ucuyla dağları süzüp, toz pembe düşlere dalabilirsiniz. Sonra rastladığınız tahta çeşmelerden kana kana tertemiz şifalı yayla suyu içebilirsiniz. Akşam oldu mu çağlayan derelerin yanına kurulmuş pansiyonlarda konaklayabilir; sabah erkenden uyanıp, yaylanın gündüzü nasıl karşıladığına tanık olabilirsiniz. Sadece yaylaya ulaşım biraz zor. Akşam yaylaya çıkış, sabah da dönüş var, bu biraz problem olabilir. Ayrıca yaylada konaklama ücreti şehir merkezine göre daha pahalı ve kredi kartı da geçmiyor, aklınızda bulunsun.

Dağcıların uğrak noktası olan yaylada birçok yabancı turist ve dağcılarla karşılaşmanız mümkün. Sabah dağcılarla birlikte şehre iniyoruz; Barhal Köyü'nde mola verip, Kadir Topbaş'ın evinin önünden geçerek Barhal Kilise'sini geziyoruz; daha ileride bir yerleşim yerinde durup, sahibinin izni ile üzüm bağlarında üzüm yiyoruz. Sonra, Çoruh Nehri'nde ver elini rafting diyoruz.

İl Genel Meclis Başkanı Mahmut Kaçmaz'ın daveti üzerine Şavşat Kaymakamı Salih Altun ve Yusufeli İlçe Emniyet Amiri Güray Aksut ile birlikte Çoruh nehrinin azgın sularında rafting yapıyoruz. Bir ara raftinge ara verip, karpuz keyfi yapıyoruz; sonra yine raftinge devam.

Daha önce birçok kez rafting yaptığını söyleyen İl Genel Meclis Başkanı Mahmut Kaçmaz, suyun az olduğu bu zamanlarda raftingi öneriyor. Kaçmaz, ekoturizmin merkezi olan Yusufeli'de ayrıca trekking, dağ sporları, yayla, av turizmi ve inanç turizminin de yapıldığını belirtiyor.

Neşeli tavırlarıyla dikkat çeken Şavşat Kaymakamı Salih Altun ise rafting yaparak stres atıyor. Doğa sporlarıyla ilgilendiğini belirten Altun, "Tehlike ve heyecanın olmadığı yerde doğa sporu yapmak mümkün değil" diyor. "Şavşat Türkiye'nin Davos'u" diyen Altun, yakında Şavşat'ın okçuluk ve at biniciliği ile de gündeme geleceğini söylüyor.

Daha önce Bayrampaşa Polis Karakolu'nda görevli olan ve şimdi burada mecburi hizmetini yerine getiren Yusufeli İlçe Emniyet Amiri Güray Aksut, burayı çok beğendiğini söylüyor. Yusufeli gibi güzide bir ilçede mecburi hizmetini yapmaktan dolayı kendini şanslı hisseden Aksut, doğa ve ekstrem sporlarına meraklı bütün gençleri buraya davet ediyor.

HOPA

Hopa'da hayat çok canlı… Her saat kafe, çay bahçesi, lokanta ve sokaklarda insan kalabalığına rastlamak mümkün. Ayrıca Artvin'in ve bütün ilçelerinin geleneksel festival ve şenlikleri meşhur. Sık sık bunlara rastlayabilirsiniz. Hopa'nın diğer ilçelerden farkı Gürcistan'a sınır olmak ve Sarp Sınır Kapısı'nda bulunmak, giriş çıkışların yoğun olduğu ticari bir şehir; buda şehre oldukça hareket katıyor. Hopa'nın Kemalpaşa beldesi, yeşil çay bahçeleri içinde, evlerin denize tepeden baktığı, sahile kenarı olan çok güzel bir yerleşim yeri. Denize girmek isteyenler için çok güzel bir sahili var. Adı Karadeniz ama görseniz süt liman… Sahili de çok güzel. Bir de buraya İstanbul'u getirmişler; içinde hemen hemen her şeyi bulabileceğiniz lüks mağazaların bulunduğu çok güzel bir İstanbulbazaar Alışveriş Merkezi açılmış; yani şehri ayağınıza getirmişler, güzelim Karadeniz doğasıyla modern şehir hayatını birbirine kombine etmişler. Eğer pasaportunuz yanınızdaysa buradan Batum'a geçebilir, birkaç gün Batum'da konaklayıp değişik yapılar içinde bir Batum kültürü koklayabilirsiniz.

BATUM

Batum geniş caddeleri, iki yada üç katlı tarihi binalarıyla dikkat çekiyor. Meydanları sanki küçük bir Moskova, bir tek Kremlin Sarayı eksik. Her yerde gösterişli heykellerle karşılaşıyorsunuz. Meydanlarda yerden fışkıran fıskiyeler var, insanlar bu fıskiyelerin altına geçip sırılsıklam ıslanarak serinliyor. Gece-gündüz fıskiyelerin altında insanları görmek mümkün. İnsanlar her zaman podyumdan fırlamış gibi bakımlı giyiniyor ama bunların çoğu turistmiş. Batum; insanları, sahili, meydanları, parklarıyla çok güzel ve gösterişli bir şehir. Şehirde gece-gündüz altyapı çalışmaları var. Burada ne yapılıyorsa hepside açık havada gerçekleştiriliyor. Şehir parklarında açık havada her zaman tenis masaları, bilardo vs. aktivitelere rastlayabilirsiniz. İlk gittiğim akşam sokak defilesi vardı; burada bütün organizasyonlar halka açık yapılıyor ve buradaki insanlar modaya çok düşkün ve yakından takip ediyorlar. Merkezdeki yapıların hiçbiri el ucuyla yapılmamış; hepside göz dolduruyor. Eski yapılarda bile bir asalet var. Botanik Park ve Şehir Müzesi görülecek yerler arasında, bunların haricinde bütün şehri gezebilirsiniz, burası açık hava müzesi gibi bir yer zaten.

Batum çok pahalı bir şehir değil ama yinede tedbirli gitmekte fayda var.

ARHAVİ, BORÇKA, ŞAVŞAT

Arhavi, Borçka, Şavşat, ben bu yerleri göremedim ama sizin vaktiniz varsa hepsini gidip görmenizi tavsiye ederim.

Denize kenarı olan Arhavi'de tarihi Arhavi evleri, Mecnuna Şelalesi'ni görebilir; ayrıca jip safari, trekking ve diğer doğa sporlarını gerçekleştirebilirsiniz.

Topraklarının tamamına yakını dağlar ve ormanlarla kaplı Borçka'da ise doğal güzelliğiyle eşsiz konuma sahip Karagöl'e gidebilir, mimarisiyle görenleri büyüleyen Muratlı ve Düzköy camilerini gezebilirsiniz.

Birçok doğal güzelliği ve aktiviteyi içinde barındıran gözde mekanlardan Şavşat'ta ise Sahara Karagöl Milli Parkı, Biliban yaylası, Arsiyan yaylası ve eşsiz güzellikteki göllerini gezebilir; jip safari, foto safari ve trekking yapabilirsiniz. Dört mevsim farklı güzel olan Şavşat'ın zengin yaşam kültürü izlerini taşıyan ahşap evlerini görebilirsiniz.

Artvin'e dair

Artvin çok ilginç bir yer, her an beni şaşırtıyor. Şehir merkezi çok küçük ve biri uzun olmak üzere 3 caddesi var, hepsi bundan ibaret. Yolları çok dar olduğu için aynen İstanbul'da olduğu gibi her an park etme ve trafik sorunu yaşanıyor. Trafik lambası ise bir tek şehrin girişinde var, tek yol olduğu için başka bir yerde görmek mümkün değil. Şehir ayrıca çok gösterişsiz ve yamaç olduğundan her şey eğreti gibi duruyor. İşte ben bundan sonra şaşırmalara başlıyorum. Çünkü şehirde insanları hariç her şey dışarıdan çok gösterişsiz fakat içlerine girdiğinizde her şey çok farklı adeta büyülüyor. Dışarıdan gecekondu gibi görünen fakat içine girdiğinizde hiçbir yerde bulamayacağınız lüksü ve konforu adeta yüzünüze tokat gibi çarpan cafe, restoran, otel, çay bahçeleri vs. ile karşılaşmak mümkün. Artvin fazlasıyla kendisini aşmış bir şehir, her zaman mütevazilik ön planda. Burası dışarıdan göremediğiniz ve içerisinde her şeyi fazlasıyla bulabildiğiniz bir şehir. Ayrıca kültür seviyesi çok yüksek bir yer; okumamış insan yok, 7'den 70'e herkes çok kültürlü. Minibüste karşılaştığım Huriye (Yazıcıoğlu) nine bile beni çok şaşırtıyor. 87 yaşındaki Huriye nine hem genç, hem de çok aklı başında bir kadın. Anlattıklarını duysanız, kulaklarınıza inanamazsınız. "Ne yedin ne içtin de böyle genç kaldın anlat bakalım" diyorum. "Biz hep kendi yetiştirdiklerimizi tükettik, dışarıdan hiç birşey almazdık" diyor. "Ama şimdi çubuk kraker yiyorsun" diyorum (gülüşüyoruz…). "Torunların sayesinde artık bunlara da alıştık" diyor. Ayrıca 87 yaşındaki Huriye nine çok şık ve modern giyinmişti, çantası da çok modaydı; cep telefonu bile kullanıyor. Artvin'de nüfusun çoğunluğu gurbette fakat gözü, kulağı, kalbi ve eli sürekli burada. Ve aşırı derecede bağlılık var bu şehre.