Dindar, şakacı, tıbba ve müziğe meraklı padişah

Yakınçağ Osmanlı tarihi uzmanı olan ve özellikle Sultan II. Abdülhamit dönemine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Vahdettin Engin II. Abdülhamit'in sosyal yaşamını anlattı. II. Abdülhamit hakkında kitaplar yazan Engin, II. Abdülhamit'i muzip, merhametli ve meraklı olarak tanımlıyor.

Büşra Sönmezışık
Dindar, şakacı, tıbba ve müziğe meraklı padişah

Abdülhamit Osmanlı'nın 36 padişahı arasında üzerinde en çok konuşulan isim. Hakkında pek çok kitap yayınlandı. Padişahlık yaptığı 33 yıllık süre içinde II. Abdülhamit siyasetin dışında sosyal yaşamında nasıl biriydi? Gündelik hayatında nasıl yaşıyordu? Aradan geçen 95 yılın ardından II. Abdülhamit'i bir de sosyal yönüyle tanıyalım.

NE EVLİYA NE DE KIZIL SULTAN

Bilindiği gibi II. Abdülhamit döneminde ve sonrasında karşıtları ve sevenleri olarak iki kutup söz konusu. Bir taraf II. Abdülhamit'i icraatları ve başarıları ile değil dindar olduğu için çok seviyor ve onu peygamber ve veli mertebesinde günahsız olarak görüyor. Karşıt olanlar da 'Kızıl Sultan' diyor. Gerçeği Prof. Dr. Vahdettin Engin'den öğrenelim: 'İki bakış açısı da doğru değildir. Bir defa ülkesini son derece başarı ile yürütmüş idarecidir. Dış politika başarılı olduğu bir alandır. Onun hakkında asılsız söylenen bir sürü şey var. Son derece dindardı ama veli değildi. Halk tarafından çok seviliyordu. Bunu yıkmak içinde çok uğraşıldı. Muhalifler dışında her zaman çok sevildi' diyor.

ÇORBADAKİ PİRİNÇ TANELERİNİ SAYARDI

II. Abdülhamit hakkında zalim ve baskıcı olduğu, gençleri sarayda tutuklatarak boğdurttuğu söylentilerinin dışında hükümdarlığı süresince saraydan çıkmadığı ve vaktinin çoğunu haremde geçirdiği de söylenir. Peki, bunun doğrusu ne? Engin: 'Genelde Yıldız Sarayı'nda bulunuyordu fakat ülkede olup bitenlerden haberdardı. Son derece merhametli bir kişiydi. Ekmeğe zam yapılmasına karşı çıkmış, bunun için bütçe oluşturulmasını istemiştir. İmalathanede pişirilen çorbaların içindeki pirinçlerin sayısının az olduğunu öğrenince düzeltilmesi için emir vermiştir' diyor.

DOKTOR KADAR TIP BİLGİSİ VARDI

Babası Sultan Abdülmecit ve annesi veremden öldüğü için pek çok tıp kitabı okuyan Abdülhamit en az bir doktor kadar tıptan anlıyor. Engin'in aktardığı bilgilere göre, Selanik'te ve Beylerbeyi'nde sürgün hayatı yaşarken onun hizmetine Hüseyin Atıf Bey doktor olarak görevliydi ve kendisi ittihatçı ve Abdülhamit'ten nefret ediyordu. Hatta günlüklerinde padişahtan bir hayli bahseden Atıf Bey'in nefreti ilk günlerde de devam etmiş. Abdülhamit'i kastederek 'ikiyüzlü adam yine konuşmaya başladı' diyormuş. Fakat gün geçtikçe Abdülhamit'e hayran olmaya başlamış. En çok da tıp bilgisine hayran oluyor. Bir gün doktorun yüzüne bakarak 'senin yılancık olma ihtimalin var kendine dikkat et' demiş. Nitekim birkaç gün sonra dediği çıkmış ve Atıf Bey on gün hasta yatmış.

BATI MÜZİĞİNİ SEVERDİ

Sultan II. Abdülhamit Batı müziğini Doğu müziğinden daha çok seviyormuş. Buna neden olarak da Batı müziğinin kendisini neşelendirdiğini, Doğu müziğinin ise kederlendirdiğini söylüyormuş. Keman ve piyano çalan II. Abdülhamit günlük yaşamında oldukça modern bir padişah. Nedenini Vahdettin Engin şöyle açıklıyor: 'Çünkü Batı'daki gelişmeleri iyi biliyor. 1867'de Sultan Abdülaziz'in Avrupa seyahatinde şehzade olarak Abdülhamit de var. Gözlem yapıyor'. Piyanoya olan merakı nedeniyle elektrikli piyanoyu saraya getirtilmiş.

ARABASINI KENDİ KULLANIRDI

Ata binme, yüzme, okçuluk gibi merakları olan II. Abdülhamit atlara, hastalık derecesinde de spora meraklıydı. Ancak hobilerini daha çok şehzadelik döneminde yapabilmiş. Atlara çok düşkün olan II. Abdülhamit padişahlığı zamanında Cuma selamlıklarına giderken çoğu zaman arabasını kendi kullanırmış. Engin şunları anlatıyor: 'İki özel hayvanı var. Biri papağan biri de kedi. Sürgüne giderken de yanlarındaydı. Kendi anlatımına göre kedisi ile papağanı birbirini kıskanırmış. Kedinin nasıl sevilmesi gerektiğini de izah ediyor'. Bunların yanı sıra vaktinin çoğunu marangoz atölyesinde geçiren Abdülhamit, sedef ve fildişi kakma, oyma ve süsleme işlerindeki maharetinin yanında usta bir marangoz. Yaptığı eşyalardan bazılarını bazı devlet büyüklerine hediye ettiği de oluyormuş.

AHMET VEFİK PAŞA'YA YAPTIĞI ŞAKA

Oldukça muzip biri olan II. Abdülhamit, yaptığı şakalarla çevresindekileri şaşırtıyormuş. Sadrazam Ahmet Vefik Paşa'ya yaptığı şakayı Engin şöyle anlatıyor: 'Sadrazamlığa atadıktan sonra bir gün onu saraya davet ediyor. Ahmet Vefik Paşa rahatına son derece düşkün. Abdülhamit bunu iyi biliyor. Görüşmeleri bittikten sonra padişah onun sarayda kalmasını emrediyor. Vefik Paşa'nın bir anda benzi atıyor. Çünkü sadece kendi yatağı, çarşafı, yorganı ve yastığı ile uyuyabiliyor. Evine gitmek için gizlice izin alıyor ve takımlarını aldıktan sonra saraya getirip kendi çarşaflarıyla uyuyor'

SADAKATI VE LIYAKAT

Sultan II. Abdülhamit'in insanları idare etme konusunda oldukça iyi olduğunu belirten Vahdettin Engin insanlarda sadakati ve liyakati çok önemsediğini söylüyor. Birine görev vereceği zaman sınava tabi tutuyormuş. Engin,'Saray başkâtibi padişahın sağ koludur. Süreyya Paşa'nın vefatının ardından yerine Tahsin Paşa tayin ediliyor. Tahsin Bey tersanede çalışan başarılı bir bürokrat. İstediği kriterlere uygun olup olmadığını anlamak için onu Yıldız Sarayı'na çağırıyor. Bir odada misafir ediliyor. 24 saat boyunca kimse saraya niçin davet edildiği konusunda bilgi vermiyor. Kendisi de sormuyor. Sonra yanına gelip 'Padişahımız sizi saray başkâtibi yaptı' diyorlar. Sabırlı ve sadık olduğu için onu göreve kabul ediyor' diyor.

OYUNLARIN SONLARINI DEĞİŞTİRİRDİ

II. Abdülhamit, tiyatroyu çok sever, bütün saray halkı da kendisiyle birlikte tiyatro izlerdi. Mutsuz sonla biten tiyatro oyunlarını değiştirttiği bilenenler arasında. Kendisi de piyes yazan II. Abdülhamit döneminde pek çok yabancı sanatçı İstanbul'a gelmişti.

TİCARETTEN ÇOK İYİ ANLIYOR

II. Abdülhamit para işlerinden anlayan padişah olarak da biliniyor. Engin:'Şehzadeliği döneminde ticaret yapıyor. Borsa ile ilgilenmesi, çiftliğinde koyun beslemesi bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu nedenden dolayı kişisel serveti çok fazlaydı' diyor.

Cuma selamlığına mutlaka katılırdı

II. Abdülhamit hem görünüm hem de karakter olarak naif biri. Bunun dışında konuşkan, meraklı, muzip, ailesine bağlı, çocuklarını çok seven bir kişi olan II. Abdülhamit'in yaklaşık 12 kadar eşi var. En çok sevdiği karısı ise Müşfika Hanım. Oldukça kıskanç olan II. Abdülhamit doktorun eşlerini doğrudan muayene etmesine izin vermiyor. Tahtan indirilip sürgüne gönderildiğinde yanına sadece iki eşini alıyor. Tabi bunun yanı sıra hiç geçinemediği eşleri de olmuş. Karakter olarak oldukça orijinal bir kişi olan II. Abdülhamit'in, en önemli özelliği vehimli bir karakter olması. En büyük iki vehminden biri hasta olmak, diğeri de suikasta uğramak. Hatta bu duygu o kadar fazla ki sarayın bütün ışıklarını gece boyunca açık bıraktırıyormuş. Padişahlığının ikinci yılında suikasta maruz kalan II. Abdülhamit hakkında Vahdettin Engin şöyle diyor: 'Geçmiş padişahlarla karşılaştırmak haksızlık olur. 19. Yüzyılda şartlar değişmişti. Her dönemde devlet başkanları kendilerini korumak adına bir takım tedbirler almıştır. Suikast ihtimali bütün padişahlar için geçerliydi. Bütün hayatı boyunca da o vehmi yaşadı. Ancak Cuma namazlarını kaçırmazdı. Çünkü padişahın cuma namazlarına gitmesi resmi bir törendi' diyor.

SHERLOCK HOLMES VE HEGEL OKUYOR

600'e yakın el yazması polisiye roman koleksiyonu olan II. Abdülhamit sıkı bir Sherlock Holmes hayranı. Polisiye romanları genellikle gece uyumadan önce esvapçı başına okutuyor. Bunun dışında çok tıp kitabı okuyan II. Abdülhamit, yüksekokuldaki fen eğitimi alan öğrencilerin maddiyatçı olmaya başladıklarını fark edince araştırma yaptırmış ve Alman filozof Hegel'den etkilendiklerini öğrenmiş. Bu nedenle Hegel'in eserini tercüme ettirmiş ve okumuş. Gençlerin manevi yönlerini kuvvetlendirmek için okullara din dersinin koydurtmuş.

MAHKÛMLARIN ELLERİNİ FOTOĞRAFLATTIRDI

Ardında bıraktığı yaklaşık 35 bin karelik fotoğraf albümü olan II. Abdülhamit pek çok ilginç yöntemlere de başvurmuş. Mesela, canilerin başparmaklarının işaret parmaklarından uzun olduğu söylentisi çıkınca bunun doğru olup olmadığını öğrenmek için hapishanelerde cinayet işlemiş kişilerin ellerinin fotoğraflarını çektirmiş. II. Abdülhamit'in Türk fotoğrafçılığının gelişmesinde oynadığı rol oldukça büyük.