Dombra şarkısını duyunca tüyleri diken diken olmayan, ana yurdu özlemeyen yoktur. Bu eserin kaleme alınmasının üzerinden tam 40 yıl geçti. Biz de eserin sahibi Arslanbek Sultanbekov ile buluşup "Dombra"yı, Türklerin müzikle ilişkisini konuştuk.
Biz Türk değilsek neyiz
Sanatçı destanların Türk kültüründeki yerinden, Sovyet zorbalığında kaybolup gitmesine kadar birçok konuya değindi. Sultanbekov, Nogay kültürüne dair her şeyi annesinden öğrendiğini ifade ederek "Annem çok enteresan bir insandı. Mekanı cennet olsun. Annem bizi hep öğütlerdi. Çok enteresan bir sözü vardı. Her yerde söylüyorum. Kızardı bize, Komünizm zamanı, Türk dilli millet diyorlardı. Bize Türk demiyorlardı. Türkler:Türkiye'ydi. Annemin anlattıklarını aklımda tuttum. Ama kızardı.'Slav değiliz, Arap değiliz. Biz Türk değilsek neyiz?' diye" dedi.
Barış Manço ve Aşık Veysel kalbine dokunmuş
Sultanbekov, ülkemizden Barış Manço ve Aşık Veysel'in eserlerinin kalbine dokunduğunu söyledi. Sanatçı müzik yapıyorum demenin hoş bir söz olmadığını da dile getirdi. Açıklaması ise şöyle: "'Ben müzik yaptım' demek çok kötü bir şey. Sen bir şey yapamazsın ama bulabilirsin, sana verilirse. Müzik görünmese de var. O sana kapısını açarsa, oraya girebilirsin. Müzik güzel bir mal. Müzik, iyiye kullanmak ve dinlemek için var. Bu fikri benimsemeye başladım."