Tarih düşürme tarih oldu

Arap alfabesindeki her harfin sayısal bir değeri vardır. Buna "Ebced hesâbı" denir. Bu hesapta yer alan 8 isimden ilk 6'sının Meyden krallarının isimleri ya da şeytanların isimleri oldukları söylense de bu rivâyetin aslı yoktur.

Mahmut Sami Şimşek
Tarih düşürme tarih oldu

Çağlar boyu çeşitli amaçlarla kullanılmış olan ebced hesâbını çeşitli İslâm âlimleri de kullanmış, bilhassa âyet ve hadislerin ebcedle karşılıklarını hesaplayarak, vukû bulacak bâzı hâdiselerin târihlerine işâret saymışlardır. Bediüzzaman Said Nursi'nin de kıyâmetin târihi için hadis-i şeriflerin lâfızlarından çıkardığı işâretle "Allâhu âlem hicrî 1545 te kıyâmet kopar" demesi, yine ebced hesâbını kullanması sonucudur.

Osmanlılar da ebced hesâbını kullanmışlar, hattâ her mühim hâdiseye, her yapılan esere ebced hesâbıyla bir târih düşürmüşlerdir. Bir hâdisenin vukû bulduğu senenin ebced hesâbıyla karşılığı olacak şekilde bir kelime, bir cümle ya da bir mısra, hattâ bir beyit söyleme Osmanlılarda o kadar yaygınlaşmıştı ki, şâirler arasında bu, bir sanat hâline gelmiş ve bu sanata da "Târih düşürme sanatı" adı verilmişti. O kadar ki, bir köşk, bir câmi, hattâ bir çeşme inşâ edildiğinde, devrin şâirlerinden birisi, bir târih beyti söylemiş ve bu beyit o eserin kitâbesine nakşedilmişti. Târih düşüren şâirlere de "Müverrih" adı verilirdi.

TARİH DÜŞÜRME ŞU ŞEKİLDE YAPILIR

Evvelâ mevzû ile alâkalı Osmanlıca bir kıta, bir beyit ya da bir mısrâ yazılır ve kullanılan kelimelerin ebced hesâbındaki değerleri hesaplanır. Bu hesaplama bazen sâdece bir kelime üzerinde, ya da bir mısrâ veyâ tüm manzûme üzerinde yapılırdı. Hattâ müverrih, târihi tutturabilmek için şiirdeki noktalı kelimeler ya da tekrar eden kelimelerin toplamının ebced karşılığına da yükleyebilirdi târihi. Elbette ki bu târihler hicrî târihlerdi ve Arap alfâbesi dışındaki herhangi bir alfâbeyle yazılmazdı. Arapçada kullanılmayan ve özellikle Farsça'dan alınıp Osmanlıca'da kullanılan pe, çim, je, kâf harfleri de sırasıyla be, cim, ze ve kef harflerine eşdeğer sayılmıştı.

TARİH DÜŞÜRÜLEN YERLER

Tüm toplumu ilgilendiren umûmî hâdiselerden, çok basit günlük meselelere kadar, kültürel ve sosyal açıdan çok mühim eserlerin îmârından, basit bir sokak çeşmesinin tâmirine kadar hemen her türlü şeye târih düşürülmüştür. Bazen öylesine basit şeylere dahi târih düşürülmüştür ki, bu yüzden zaman zaman bu meselenin edipler arasında bir eğlence vesîlesi hâline geldiğini anlıyoruz.

Ne zaman ve kiminle başladığı tespît edilemeyen târih düşürme sanatı, ebced var olduğu sürece hep vardı diye tahmin ediyoruz. Bu îtibarla misalleri binlerce hattâ milyonlarca diyebiliriz.

Hz. Mevlânâ'nın H. 672'de vefâtına "İbret" kelimesi târih olurken, Hâfız Şirâzî'nin 791'de vefâtına "Hâk-i Musallâ" , Nasrettin Hoca'nın 774'te vefâtına "İrtihâlül Cinân" , Molla Fenârî'nin 834'te vefâtına ise "Cennetül-Firdevs" ibâreleri târih olarak düşürülmüştür.

Sultan 2. Murat tahta çıktığında (h. 848) Şâir Surûrî "Mutî oldu yine Sultan Murad'ın hükmüne "Dünya" cümlesini târih düşürürken, Şâir Hakkî Şehzâde Abdülhamid'in doğumuna "Fer verdi geldi âleme Şehzâdemiz Abdülhamid" cümlesini târihe kaydetmiştir.

HIRSIZA VE KEDİYE BİLE TARİH YAZILDI

Mühim hâdiselere düşürülen târihe örnek olarak da şunlar verilebilir:

Sakız Adası'nın fethedilmesine (h 793) "Hamdulillah hele düştü fem-i İslâm'a sakız" denirken, Rumelihisarı'nın yapılışına (h.856) "Bünyân-ı Mehemmed Han" , Sultanahmet Câmii'nin inşâsına (h.1026) Nahl sûresinin 30. âyet-i kerîmesi olan "Le niğme dârül-müttakîn" ibâresi târih olarak düşürülmüştür. Fâtih türbesine de Müstakimzâde "Türbe-i zîbâ yapıldı Fâtih'e" (h.1180) cümlesini kaydetmiştir.

İstanbul'un fethi için önemine binâen pek çok tarih söylenmişti. "hirûn", "Avn-i Hâlık", "Küffara kıyamet", "Yensuruke'llahu binasrin azîz" (Allah sana aziz bir nusret ile yardım eylesin)

Bu tarihlerden âhirûn sözünü bizzat Fatih Sultan Mehmed'in söylediği rivayet edilir. Bu hususta bir de beyit vardır:

"Feth-i İstanbul'a fırsat bulmadılar evvelûn

Feth idüp Sultan Muhammed didi tarih: "hirûn"

Târih düşürme sanatının en önde gelen temsilcilerinden biri olan Surûrî, ölen kedisi için dahi şu dörtlüğü yazarak târih düşürmüştü:

Nice kedi gibi iri sıçanı

Bir ısırmakla ikiye böldü kedi

Kuyruğunu dikti dedim târihin:

"Fârenin hasretinden öldü kedi" (1213)

Son mısranın ebced hesâbıyla karşılığı, kedinin öldüğü târihi verir.

Câmiden pabuç çalan bir hırsıza, 1212 târihini veren şu kıta yine Surûrî'den:

"Gelmiş idi câmiye bir bînamaz

Sârik (hırsız) imiş kim yiyeyazdı dayak

Söyledim târihini kayyım ânın

Kaçtı pabuç hırsızı yalınayak"

MEŞHUR MÜVERRİHLER

İstanbul'un ilk kadısı ve ilk belediye reisi Hızır Çelebi de târih düşüren meşhurlar arasında başta gelir. Fakat 1752-1814 yılları arasında yaşayan Adanalı Seyyid Osman Surûrî, târih düşürme sanatının tartışmasız en büyük üstâdıdır.

Surûrî her fırsatı değerlendiriyor târih düşürmek için. İşte nükteli bir misâl: Gemalmazzâde Hacı İbrahim adlı İstanbul'un önde gelen âilelerinden birinin en büyük ferdi 70 küsur yaşında 17 lik bir gelin alıyor kendine. hâliyle böyle bir ailenin 70 lik reisinin, 17 yaşında bir kızla evlenmesi baya dedikoduya sebep oluyor. Hacı İbrahim Efendi evliliğinin ikinci haftasında kalpten gidince, dedikodulara gülümsemeler de ekleniyor. Hâdiseyi duyan Surûrî, fırsatı hiç kaçırmıyor ve Gemalmazzâde'ye münâsip bir tarih düşürüyor:

"Gemalmazzâde el-hac İbrahim Efendi

İnkizâsıyla ehibbânı nalân etti

Yetmişinden sonra şaha kalktı

Gemi azıya aldı, dörtnala cennete gitti"

Şâir son mısrâda târih düşürmekle kalmayıp bir de Gemalmazzâde'nin lakâbına "gemi azıya aldı" diyerek laf atıyor ve adamla alay ediyor.

Surûrî'nin en meşhur ve en mümeyyiz vasfı, bir hâdise hakkında birden fazla târih manzûmesi tanzîm edebilmesidir. Meselâ Mısır'ın 1216 yılında Fransızlardan geri alınmasına, tam 68 târih manzûmesi yazmıştır ki her biri de birbirinden oldukça farklıdır.

TARİH DÜŞÜRME TARİH OLUYOR

Tanzîmâtla birlikte Osmanlıda her şey değişip batılılaşmaya başladığı dönemde târih düşürme sanatı da eski îtibârını kaybetmeye başladı. Ve nihâyet Cumhûriyet döneminde Latin harflerinin kabûlüyle târih oldu.

Tarih düşürme çeşitleri

Bir çok çeşidi vardır târih düşürmenin. Müverrihler, umûmiyetle manzum şekilde düşürdükleri târihlerde, târihi veren kelime ya da mısrayı sona saklar, ya da îmâlı bir ifâdeyle söylerlerdi. Bu söyleyiş şeklinin bir çok çeşidinden bâzıları şunlardır:

1- TAM TARİH: En çok kullanılan şekli budur. Genellikle son mısradakiharflerin tamâmının ebced karşılıklarının toplamı hesaplanır. Müverrih eğer bir önceki mısrada târih mısrasının hangisi olduğunu belirtmemişse, son mısra olduğu kabul edilir.

2- TAMİYELİ TARİH: Müverrihin, tarihi hesaplarken hesabı tamtutturamadığı zaman, başka şeylerden yardım isteyerek kaç eksik ya da kaç fazla olduğunu belirtmeleridir. Bazen de târih beytini süslemek için kasıtlı olarak yaparlar bunu.

3- NOKTALI HARFLERLE TARİH: Müverrih yine târih mısrâsından birönceki mısrada "Menkut, nukat, cevher, güher, mücevher, mu'cem" gibi ifâdelerle sâdece noktalı harflerin hesaplanması gerektiğini anlatır.

4- NOKTASIZ HARFLERLE TARİH: Bunda da müverrih, yine târihmısrasından bir önceki mısrada "Bînukat, gayri menkût, bîmu'cem, mühmel" gibi ifâdelerle belirtir sâdece noktasız harflerin hesaplanacağını.

5- KATMERLİ TARİHLER: Bu târih beyitlerinde tespit edilen târihin birkaçkatı verilmiş olabilir. Ya da her kelimede aynı târih çıkabilir.

6- LAFZEN VE MANEN TARİH: Bu tür târihlerde hem olayın cereyettiği târih söylenir, hem de ebced hesabıyla yine olayın târihi belirtilir. Bu tarz olanlara lâfzen ve mânen tarih düşürmek denir.

7- BİLMECELİ TARİH: Lügazlı Târih ya da Muammâlı Târih de denenBilmeceli Târihlerde, târihi veren ifâde, bilmecenin cevâbında saklıdır. İşte bilmeceli târihlere 2 güzel örnek:

l Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî'ye yaşını sormuşlar, "Hüdâ'dan bir yaş küçüğüm!" diye cevap vermiş. ( Hüdâ: 605-1= 604 eder. Mevlânâ hicrî 604 yılında doğmuştu. Vefâtı ise: İbret'tir: 672)

l Bir diğer misâl de, Sultan Abdülmecid'in tahta çıkışına düşürülen muammâlı târih beytidir:

"Bir iki, iki delik.

Abdülmecid oldu Melik" (1255)

Arap rakamlarında 5 rakamı Lâtin alfâbesindeki "sıfır" gibi yazılır. İki delikten kasıt, iki tâne 5 tir. Bu beyitte de Sultan Abdülmecid'in 1255 te tahta çıktığı, deliklerin ne olduğunu bildiğimiz zaman ortaya çıkıyor.