Türkiye'de dergilere çoğunlukla okurlardan mektup gelmez. Gelen mektupların tamamına yakını yeni şair adaylarından, yeni hikâyeci namzetlerindendir. Ürün yayınlatmak isteyen genç-yaşlı ama hepsi yeni yazar adayları editörlerin bilgisayarındadır. Bazen kibirli bazen uysal, bazen üst perdeden bazen yardım isteyen bu e-postalar dergi mutfaklarının vazgeçilmez konusudur. Geçtiğimiz aylarda dergilere gelen bu mektuplardan yola çıkan Kitaplık dergisinin yayın editörü Murat Yalçın bir kitap yayınladı. Can Yayınları arasında çıkan kitap 'İçimde Oğuz Atay ile Orhan Gencebay İkizi Yaşıyor' adını taşıyor. Bir dergiye nasıl mektuplar gelir? sorusuna Yalçın, yazdığı hayali 'editöre e-postalar'ından cevap veriyor. Biz de Yalçın'ın bu kitabından yola çıkarak Türkiye'nin önemli edebiyat, sanat dergilerinin editörlerine, dergiye gelen ürünleri ve yeni yazar adayların yaklaşımlarını ve toplam fotoğrafın nasıl göründüğünü sorduk. Bir de yeni adaylar için tavsiye aldık; dergiye nasıl gitmeli, editöre nasıl yaklaşmalı? Bu kez yazarlar değil, çileli editörler konuştu:
Furkan Çalışkan / İtibar Dergisi: Yazmak, meşhur olmaktan zor
Gelen e-postalara istatiksel bir veri gözüyle bakmadım fakat madem sordunuz, bende oluşan genel kanaat, fotoğrafın son derece bulanık olduğu. Sayısı hiç de azımsanmayacak kadar insan dergiyi hiç okumadan e-posta gönderiyor. Bunu gönderilen metnin durduğu düzlemden kolaylıkla anlayabiliyoruz. Bu da gerçekten yetenekli ve doğru bir başlangıç yapmak isteyen isimlerin de bazen hiç istemesek de bu kalabalığın içinde kaybolmasına yol açabiliyor. Popüler olma kaygısını sabretme kabiliyetiyle ölçebiliyoruz. Bir yetenek olduğuna inandığınız fakat henüz son derece ham bir metinle karşınıza gelen birisine sabırla çalışması ve okumasını söylediğiniz zaman bazıları buna uyarken bazıları ise ne yazık ki, çoğu zamanda çirkin bir tepkiyle bir an önce yayım yapmak ve popüler olmak derdine düşüyor. İçinde bulunduğumuz dönemde bir editöre ulaşmanın en uygun yöntemi e-postadır. Çok fazla e-posta geldiğini düşünürsek, bir miktar ısrar da faydalı olabilir. Bir dergiye ürünleriyle yaklaşanlara bir an önce yayınlanmak derdini bir kenara bırakmalarını önerebilirim. Yazmanın, pazara sürülecek bir ürün imal etmekten fazlası olduğu gerçeğini ve yazma gerekçesinin ismini duyurmaktan daha aziz bir şey olması gerektiğini unutmamalarını dilerim.
Enver Ercan: / Varlık Dergisi: Gelen her ürün bize emanettir
Dergiye genelde gençlerden ürün gelir. Öğrencidir birçoğu. Özellikle şiir yazmaya heveslenmişlerdir. Ve heves gerçekten güzel bir şeydir. Gelen gençlerde popülerlik kaygısı görmediğimi söyleyebilirim. Popüler olmak isteyenler edebiyatın sularından geçmezler pek. Onlar müzik, sahne, sinema, reklamcılık, iletişim, bilgi teknolojisi gibi işlerle ilgilenirler. Edebiyat dergisine ürün göndermeyi seçmişse zaten kafasını bir şeylere takmıştır, içe kapanık bir yanları vardır onların. Dergiye ürün göndermek için bugün en doğru yöntem e-postadır hiç şüphesiz. Yayın yönetmeni veya editör her yerde okuyabilir böylelikle. Gönderilen ürünlerin değerlendirilme hızları birkaç kat artmıştır e-posta sayesinde. Son olarak gelen mektuplardaki üslup ve yöntem konusunda ne söylerim? Hiçbir şey. Bana gönderilen bir ileti haysiyetime emanet edilmiştir. Bunu sizinle konuşamam. Elbette uyarılarımız olur zaman zaman.
Ali Haydar Aksal / Yedi İklim Dergisi: Şöhret peşinde olanlarla işimiz yok
26 yılı geride bıraktık. Bilgisayarların devreye girmediği zamanlarda postacılar sürekli zarflar getirirlerdi. Bugün internet devreye girince her gün sayısız e-posta geliyor. Bunların çoğunu şiir oluşturuyor. Gelen ürünler çoğunlukla gençlerden. Bir an önce şöhrete ulaşmak için ürün gönderen de var, ustalarla aynı yolu yürümek isteyenler de. Dergiye ürün göndermek için bugün için en iyi yöntem e-posta. Çok yoğun bir e-posta bombardımanı altında olduğumuzu da belirtelim. Bazen yetişemeyebiliyoruz. Bizi rahatsız eden bir şeyle pek karşılaşmadık. Bazı gençlerin cesaretle olan çıkışlarını da saygı ile karşılıyor gençliklerine veriyoruz. Aramızda kırgınlık ve gerilim çok az oluyor. Cesur çıkışlar bizi heyecanlandırıyor. Çünkü cesaret gösterenlerin bir şeyler yapma niyeti var. Şöyle kimseler de var. Bir şiir gönderiyor, şiirine çok güvendiği belli, 'benim şiirimi yayımladığınız zaman o sayıdan bir tane adresime gönderin' diyebiliyor. Bu gibi istekleri dikkate almıyoruz. Dergilere ürün gönderen gençlere her şeyden önce çok çok okumalarını öneririz. Yazdıklarını iyice süzmelerini, fazlalıklardan arındırmalarını, yani kıymalarını öneririz. Edebiyat dergilerinin ve eleştirilerin ya da incelemelerin sıkı okuru olmalarını da öneririm. Edebiyat dergilerinden bir kaçını mutlaka alıp okumalarını da tabii… Bir an önce şöhrete ulaşmak için dergi dergi dolaşanlara da pek sıcak bakmıyoruz.
Hakan Arslanbenzer / Fayrap Dergisi: Edebiyatta basamaklar birer birer çıkılmaz
Mektup editörün her günkü mucizesi. Adını vermeyeyim klasik bir derginin tozlu bodrumundan balya balya çıkarıp okuduğum, üstlerindeki tozu üfleyerek cevaplamaya çalıştığım 'dergiye gelen mektuplar'ı hatırladım şimdi. Dergicilikte vicdanımı rahatsız eden bir şey olmadı şimdiye kadar. Sadece, cevaplamam gerektiğini düşündüğüm bir mektubu bir nedenle cevapsız bırakmışsam o beni rahatsız eder. Fayrap'a gelen mektupların bolluğu ve çeşitliliği derginin çoğunlukla sadece bana açık ciddi bir zenginliği. Okuyucular ve yazar adayları dergi çıkmadığı süreler boyunca da posta kutumu boş bırakmazlar. Çıkmayan Fayrap bile çıkan birçok dergiden daha çok mektup alır diyebilirim. Bize yazanların çoğu 20-30 yaş aralığındaki şair adayları. Son yirmi yılda küçük bir stadyum dolusu insanın şiirlerini okudum desem yeridir. Bunlar arasında kendini zamanla geliştirenler de var, ilk gönderdiği metinle gönlümüzü fetheden de. Sonuç ne olursa olsun bir dergiyle sağlıklı ilişki kurmanın en doğru yolu editöre yazmaktır. Çekingenlik veya gurur yersiz tavırlardır. Bir de edebiyatta basamaklar birer birer çıkılmaz. Genç kişinin gönlündeki zirve nereyse, hangi dergide eserini yayımlamayı mesele ediyorsa oraya göndermesi en doğrusudur. Önce üçüncülük kürsüsüne çıkıp sonra birincilik kürsüsüne tırmanılmaz.
Hüseyin Su / Hece Dergisi: Yazı, öğrenilmeden üretilemez
En başta söylemekte yarar var: Fotoğraf genel olarak sahih ve net bir fotoğraf değil; sanal bir fotoğraf. E-posta ile dergilere ulaşanlar, gerçekten bir yazar adayı mı, bundan emin olmak mümkün değil; sanal bir ilişki ve yazar adaylığı söz konusu. Elbette sorun yazıların e-postayla gelmesinde değil. Yazı eyleminin ve yazı ahlâkının nasıl bir modern, postmodern dönüşümle uğradığı çürümededir. Bilgisini, birikimini bütünüyle sanal dünyaya borçlu olan, hatta hiç kimseye bilgi ve birikim borcu olduğunu düşünmeyen yeni bir insandan söz ediyoruz. Bunun bir dönüşmüş zihniyet sonucu olduğunu düşününce, yaş ve kuşak ortalamasının önemi kalmamakla birlikte, yine de doksanlı yıllar kuşağının ilgisini ve eğilimini göz önünde bulundurmak gerekir. Edebiyat, düşünce, sanat, yazınsal türler gibi sınırların ve değer ölçülerinin bu dünyada bir kıymeti yok; çünkü bilgisayarı ve interneti olan herkes yazabiliyor sonuçta. Yazı, öğrenilmesi gereken insanî bir eylem olarak görülmüyor artık. Dergiye ürün göndermekte en uygun yöntem elbette e-posta değil ama en kolay yol ve yöntem. Hatta o kadar kolay ki, ürün gönderdiğiniz dergiyi görmüş olmanıza, edebiyat anlayışını, düşünce çizgisini bilmenize gerek bile yok. Çünkü her dergide yazabiliyorsunuz; ben bu dergide, şu gerekçeyle yazmam, diye bir ilke yok artık. Yazı ve düşünce, öğrenilmeden yapılamayan, üretilemeyen bir insanî eylemdir.
Şeref Akbaba / Ay Vakti Dergisi: Dergiye düşen yol açmak, imkân tanımaktır
Türkiye'nin her yöresinden, eli kalem tutan, yetenek alanı ne ise-şiir,öykü,deneme- insanlar bize çalışmalarını gönderiyorlar. Üretime, yazıya saygımızdan ötürü elimizden geldiğince cevaplamaya çalışıyoruz. Genelde üniversite öğrencisi. Yüksek lisans ve doktora yapanlar da var tabi ki. Her meslekten yetenekler var, ağırlık öğretmenler tabi ki. Dergimize yazı gönderenlerin yüzde doksanını tanımadığımız için, ilgi alanlarının neler olduğunu, bize gönderdikleri yazın türünün dışında bilmiyoruz.
On dört yıldır 400'e yakın isme yer vermişiz. Bize düşen yol açmak, imkân tanımak. Sonrasında sanatla hemhal olmak, kişinin kabiliyeti, dirayeti, sabrı, duruşu ile alakalı… Mektupla ürün gönderen tek isim var. Mavera şairlerinden Alaaddin Soykan ağabeyimiz. Son yıllarda hepsi maille geliyor… Gelen mektupları konuşmayalım. Onların içeriği mahrem. Bize gönderilmiş, emanet edilmiş. İki kişi arasında bir buluşma ve konuşma. Şunu ifade edeyim, olumsuz cevap verdiklerimizden edebe, ahlaka aykırı davrananların sayısı parmakla gösterilecek kadar bile değil. Bir kaç meczup…